Məhəmməd İmanov

Kur'an başından sonuna kadar uyarma ve korkutma âyetleriyle doludur. Kur'an üzerinde düşünenin -mü'min ise- hüznü artar, endişesi çoğalır. Halbuki sen insanları Kur'an'ı pek mahirâne okuduklarını, harflerini pürüzsüz bir şekilde mahreçlerinden çıkardıklarını, manalarına iltifat etmeden, mefhumlarıyla ilgilenmeden âdetâ Arap şiirlerinden bir şiir okuyormuşçasına dil kurallarına büyük itina gösterdiklerini görürsün! Acaba dünyada bundan daha büyük bir aldanış var mıdır? İşte Allah ile aldanmanın örnekleri ile umutla gurur arasındaki fark bunlardır. Allah ile gurura yani Allah'ın bağışına güvenmeyi, rahmetine umut bağlamayı şiâr edinerek aldanmış gruba hem taatları, hem de isyanları bulunan ama isyanları baskın bulunan gruplar pek yakındır. Bunlar da bağışlanacaklarını beklerler ve iyilik kefelerinin daha kabarık olan günah kefelerini bastıracağını, iyiliklerinin ağır geleceğini zannederler. Bu da koyu cahilliktir.
Sayfa 881 - III cilt·Kitabı okuyor
Din
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Halbuki hak, kimsenin, kimsenin günahını yüklenmemesindedir. Babasının takvasıyla kendisinin kurtulacağını sanan kimse babasını yemesiyle kendisinin doyacağını, babasının su içmesiyle kendisinin kanacağını, babasının ilim öğrenmesiyle kendisinin âlim olacağını, babasının yürümesiyle kendisinin Kâbe'ye varmış olacağını sanan budala gibidir. Takva farz-ı ayındır, ne bu hususta baba çocuğunun görevini yüklenebilir, ne de çocuk babasının görevini! Takvanın mükâfatı kişinin kardeşinden, anasından, babasından kaçacağı günde Allah katındadır. Burada fayda ancak şefaat yoluyla mümkündür. O da Allah'ın çok kızmadığı kişiler hakkında geçerlidir. Nitekim konu ayrıntılarıyla Kibir ve Ucub bahsinde geçmişti.
Sayfa 876 - III cilt·Kitabı okuyor
Din
Mağrur kişi Hz. Nuh'un oğlunu gemiye almak istediği halde Allah'ın bunu istemediğini ve onun boğulanlardan olduğunu unutuyor mu? Olayı âyetten izleyelim: - "Nuh, Rabbine duâ edip dedi ki: Ey Rabbim! Benim oğlum da şüphesiz benim âilemdendir. Ey Nuh! O katiyyen senin âilenden değildir. Çünkü onun işlediği sâlih olmayan kötü bir iştir." İbrahim Peygamber babası için istiğfarda bulundu ama babasına bir faydası olmadı. Bizim Peygamberimiz de -Allah'ın selamı ona ve tüm seçkin kullarına olsun- Rabbin'den anasının mezarını ziyaret edip kendisi için istiğfarda bulunmak üzere izin istedi. Allah, Efendimiz'e anasının kabrini ziyaret etmesine izin verdi ama istiğfarda bulunmasına müsade etmedi. O da anasının mezarı başında oturup, yakınlıktan gelen şefkatinden ötürü ağladı, çevresindekileri de ağlattı.
Sayfa 875 - III cilt | Hud, 45, 46. | Müslim.·Kitabı okuyor
Din
Halk da emir de Allah'a özgüdür. Kemiyyet ve miktarı olan cisimler halk âlemindendir: Çünkü halk dediğimiz yaratmak dil biliminde takdirden ibarettir. Kemiyyet ve miktardan uzak olan her mevcut âlem-i emirdendir. Bunun açıklanması ruhun sırrına temas etmektir. Oysa birçoklarının zarar görmesine bâis olacağı için -kaderin ifşası gibi- bunun açıklanmasına da ruhsat verilmemiştir. Ruhun sırrını bilen nefsini tanımış demektir. Nefsini tanıyan da Rabbini tanımıştır. Nefsini ve Rabbini tanıyan kendisinin doğası ve fitratıyla Rabbânî bir olgu olduğunu bilir. Aslında kendisinin fizik âlemde bulunması garip bir olaydır. Fizik âleme inmesi zatındaki doğası gereği değildir, bilakis zatından ârız olan garip bir hadise nedeniyle fizik âleme inmiştir. Bu garip ârızlık Adem Peygamber'e ârız olmuştur ki, bu ârızlık olayına "masiyet" deniliyor. Bu masiyet de Adem'i aslında zatına daha layık olan mekândan, cennetten indiren günahtır. Zatına daha uygun diyoruz çünkü cennet Allah Teâlâ'nın civarında bulunmaktadır. Bu bakımdan insan emr-i Rabbânî'dir. İnsanın Rab Teâlâ'nın civarına özlem duyması zatının doğal bir sonucudur. Kendisini doğasının gereklerinden çeviren zatına yabancı ârizi sebeplerdir. Böyle bir anda kişi kendini ve Rabbini unutur. Bu duruma düştüğünde de nefsine zulmetmiş olur. Çünkü kendisine şöyle denilmiştir: - "Allah'ı unutup da Allah'ın da kendilerini kendilerine unutturduğu kimseler gibi olmayın. Onlar yoldan çıkmış kimselerdir." Yani onlar doğalarının muktezası ve istihkakları alanı dışında kalmışlardır. Çünkü "onlar yoldan çıkmış kimselerdir" diye çevrilen "el-Fâsikûn" sözcüğünün mastarı olan "fisk" kelimesi asıl hüviyetinden ayrılma gibi bir manayı içerir. Nitekim Araplar, yaş hurma fitrî madeninden ayrıldığında: "Fesekatirratabatu an kümâmiha" derler.
Sayfa 868 - III cilt·Kitabı okuyor
Din
Mesela namazın huzur ve huşûunu unutup tüm gayretini harfleri mahreçlerinden düzgün çıkarıp-çıkarmadığına hasredenler namazla istihdaf edilen hedefi kavrayamamış aldanmışlardır.
Sayfa 862 - III cilt·Kitabı okuyor
Din