Değişmeyi bir örnekle açıklayalım. Meselâ kişinin Ahmed'in evde olduğunu bilmesi malumat alanına giren bir ilimdir. Ancak Ahmed'in evden çıkması düşünülebilir. Şimdi Ahmed evden çıkıp gittiği halde kişinin hâlâ Ahmed'in evde olduğunu sanmasıyla bilgisi bilgisizliğe dönüşür ve bu onun hakkında kemallik değil, eksiklik olarak değerlendirilir. Sen kendi bilgilerinle uyum sağlayan bir inanca sahip olmakla birlikte inandığın şey değişikliğe uğrayabilecek nesnelerden oldu mu mükemmelliğin zayıflar, bilgin bilgisizliğe dönüşür. Değişen evrenin tamamında durum budur. Sözgelimi dağların yüksekliği, yerkürenin genişliği, ülkelerin birbirlerinden uzaklıkları, yolları ve ülkelerin yüzölçümlerini ölçmede kullanılan bilgiler, zamanla değişen sözcükler, terimler hep bu manada değerlendirilir. Bu bilgiler civa gibi yerinde durmazlar, sürekli değişirler. Bu tür bilgilerin mükemmellikleri o anla sınırlı olup kalpteki mükemmelliklerinden söz edilemez.
Değişmeyip ezelî olan malumatlar: Bunlar câiz olanların câizliği, bir başka ifâde ile mümkün olanların mümkünlüğü, vâcip olanların vacipliği (zorunlu olanların zorunluluğu), muhal olanların muhalliği (imkansızların imkansızlığı)dır. Bu gruba giren malumatlar ezelî ve ebedidir. Çünkü vâcip bir malumat hiçbir zaman caize dönüşmez, câiz malumat muhal olmaz, muhal de vâcip olmaz. Bu kısımların her biri Allah'ın bilgisine, O'nun için zorunlu olan, sıfatlarında muhal görülen ve fiillerinde caiz olarak nitelendirilen hususlara dahildir. Allah Teâlâ'yı, sıfatlarını, fiillerini, göklerin ve yerlerin melekûtundaki, dünyanın ve âhiretin ve bu tertiple ilgili hususlardaki hikmetlerini bilmek hakiki mükemmelliktir. Bununla nitelenen kişi Allah'a yaklaşır ve ölüm sonrası nefsinin mükemmelliği sürer. İşte bu marifet ölümden sonra âriflerin nuru,