Məhəmməd İmanov

Gerek tefsir ve hadis kitaplarında, gerekse müstakil çalışmalarda ele alınmış olan bu meselede, İbn Teymiyye dönemine gelene kadar Ümmet arasında aykırı bir sese ve tavra rastlanmazken, hatta Ümmet, avamıyla havassıyla tevessülü meşrü kabul edip uygulamışken İbn Teymiyye ile birlikte tevessülü şirk sayan bir anlayış yerleşmeye başlamış ve bu durum günümüze kadar böylece gelmiştir.
Sayfa 102·Kitabı okudu
Din
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Hiçbir medeniyet, kendisinden önceki birikim ve tecrübeyi görmezden gelerek ya da reddederek oluşmamıştır. Esasen böyle bir şey mümkün de değildir. Tıpkı kuruluş döneminde İslâm medeniyetinin, kendisinden önceki bilgi birikimine "Müslümanlar eliyle oluşmamıştır" gerekçesiyle sırtını dönmediği gibi, Batı medeniyeti de İslâm coğrafyasında vücuda getirilmiş olan tecrübeye bigâne kalmamıştır.
Sayfa 91·Kitabı okudu
Düşünce
Yukarıda bir vesile ile belirttiğimiz gibi Abduh, bu tarz şazz tutumlarını "görüşlerden bir görüş" olarak takdim etmek yerine, "doğrusu budur" diyerek kestirip atmaktadır. Tefsirinde geçmiş müfessirleri çoğu zaman muahezeden geri durmayan Abduh'un unuttuğu önemli bir husus var ki, dikkatli okuyucunun gözünden kaçmayacaktır: Eleştirdiği o müfessirler, âyetlerin tefsirine dâir kendilerine doğru gelen ve tercih ettikleri açıklamayı "Allahu a'lem" demeden bitirmezken, Abduh'ta böyle bir inceliğe tesadüf olunamamaktadır. Elbette bu tutum bizātihi tefsire bir halel getirmez ama, kendi görüşünü, "itimat edilecek doğru tefsir tarzı budur" diyerek bitirmek ne kadar ilmídir?!
Sayfa 90·Kitabı okudu
Din
Kader inancı üzerine
Bu noktada dikkat çekilmesi gereken bir diğer husus da, "kader inancı" ile ilgili çarpık anlayıştır. Kaderi inkâr eden Modernistler, konuyla ilgili âyetleri te'vil ederek, hadislerin de sıhhatine şüpheyle yaklaşarak şöyle derler: "İnsan mutlak anlamda özgürdür. Dilediği zaman dilediği şeyi yapabilir. Allah, insanların tercih ve fiillerine müdahale etmez. Kader inancı, zalim Emeví yönetimlerinin, halk nazarında meşrüiyet kazanmak için ortaya attığı bir aldatmacadır… Oysa kader meselesinin Emevî iktidarları tarafından çarpıtılarak istismar edilmesi başka şeydir, Kur'ân ve Sünnet'le sabit bir hakikat olması daha başkadır. Evet, bizler Yüce Allah'ın Levh-i Mahfuz'da bizler için yazdığı, dolayısıyla irade ettiği bir hayatı yaşıyoruz. Bu meselenin inceliklerini kavramak için buradaki "irade"nin ne olduğunu ve ne olmadığını bilmek gerekiyor. Varlık âlemindeki her şey Yüce Allah'ın iradesiyle olmaktadır. Ancak bu, Yüce Allah'ın bizim hayat tarzımızı klişe olarak "belirlediği, tâyin ettiği ve bizi onu yaşamaya icbar ettiği" anlamına gelmez. Bunun anlamı şudur: İnsan, kendisine yaratılışından verilen iradeyi kullanarak herhangi bir konuda kararlar verir, tercihler yapar. Eğer Yüce Allah da o işin o yönde olmasını irâde etmişse, o işte iki irade birleşir; Yüce Allah o işi yaratır, insan da kesb eder. İnsanın sorumluluğu, o işi yapmaya karar verip iradesini o yönde sarf etmesi sebebiyle söz konusudur. Yüce Allah irade etmediği hâlde insanın herhangi bir şey yapmasının mümkün olduğunu iki sebeple söyleyemeyiz: 1) Yüce Allah'ın, irade etmediği bir işin meydana gelebileceği söylendiğinde, O'nun (c.c) kudret ve iradesinden bağımsız bir alan söz konusu olacaktır. Bu ise ontolojik olarak mümkün değildir. Zira dilemediği şeylerin meydana gelmesi karşısında pasif bir pozisyona düşmek
Sayfa 57·Kitabı okudu
Din
10/10
·151 syf.·
Beğendi
·
10 günde okudu
·
2025 3. kitabı
İmam Gazali
9.2/10 · 530 okunma