Bu noktada dikkat çekilmesi gereken bir diğer husus da, "kader inancı" ile ilgili çarpık anlayıştır. Kaderi inkâr eden Modernistler, konuyla ilgili âyetleri te'vil ederek, hadislerin de sıhhatine şüpheyle yaklaşarak şöyle derler: "İnsan mutlak anlamda özgürdür. Dilediği zaman dilediği şeyi yapabilir. Allah, insanların tercih ve fiillerine müdahale etmez. Kader inancı, zalim Emeví yönetimlerinin, halk nazarında meşrüiyet kazanmak için ortaya attığı bir aldatmacadır…
Oysa kader meselesinin Emevî iktidarları tarafından çarpıtılarak istismar edilmesi başka şeydir, Kur'ân ve Sünnet'le sabit bir hakikat olması daha başkadır. Evet, bizler Yüce Allah'ın Levh-i Mahfuz'da bizler için yazdığı, dolayısıyla irade ettiği bir hayatı yaşıyoruz. Bu meselenin inceliklerini kavramak için buradaki "irade"nin ne olduğunu ve ne olmadığını bilmek gerekiyor. Varlık âlemindeki her şey Yüce Allah'ın iradesiyle olmaktadır. Ancak bu, Yüce Allah'ın bizim hayat tarzımızı klişe olarak "belirlediği, tâyin ettiği ve bizi onu yaşamaya icbar ettiği" anlamına gelmez. Bunun anlamı şudur: İnsan, kendisine yaratılışından verilen iradeyi kullanarak herhangi bir konuda kararlar verir, tercihler yapar. Eğer Yüce Allah da o işin o yönde olmasını irâde etmişse, o işte iki irade birleşir; Yüce Allah o işi yaratır, insan da kesb eder. İnsanın sorumluluğu, o işi yapmaya karar verip iradesini o yönde sarf etmesi sebebiyle söz konusudur. Yüce Allah irade etmediği hâlde insanın herhangi bir şey yapmasının mümkün olduğunu iki sebeple söyleyemeyiz:
1) Yüce Allah'ın, irade etmediği bir işin meydana gelebileceği söylendiğinde, O'nun (c.c) kudret ve iradesinden bağımsız bir alan söz konusu olacaktır. Bu ise ontolojik olarak mümkün değildir. Zira dilemediği şeylerin meydana gelmesi karşısında pasif bir pozisyona düşmek