Məhəmməd İmanov

Allahım, Ya Erhamerrahimin! Bizi -rahmetinle- bu dünyadan arifler, marifette kemale erenler, vahdaniyete gark olanlar ve dünyevi alaka ve muzahrafattan kopmuş kimseler olarak ayır. (Amin.)
Sayfa 135·Kitabı okudu
Din
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Mesela aşkı zayıf olan bir aşık düşünelim. Bu aşık ince bir tül perde ardından maşukuna uzaktan bakıyor olsun. O anda da onun üzerine akrep va arılar üşüşmüş olsun? Onu soksunlar, ona eza versinler ve onun kalbini meşgul etsinler. Bu aşık , bir tarartan tül perdenin, maşukunu görmesine engel olduğu , diğer taraftan da arılar va akrepler onun canını yaktıkları ve onu meşgul ettikleri bir durumda dahi sevgilisinin yüzünü görmüş olmaktan az da olsa bir zevk alır. Böyle kötü bir anda tül perdenin kalktığını, arılar ve akreplerin yok olduğunu ve günün ağardığını düşünelim. Aşık da maşukuna yaklaşsın ve aşk ve muhabbet dalgaları tüm gucüyle ona akın etsin ve bu aşık nihai gayesine ulaşsın. işte o zaman , böyle bir halde onun duyacağı zevkin ne kadar çok olacağını bir düşün. Bu haldeki bir aşık biraz önce başına gelen tüm sıkıntıları unutur, hatta onlardan eser bile kalmaz. işte nazarın zevkinin, rü'yetin zevkine nisbeti böyledir. Bu misaldeki tül perde bedene ve onunla meşguleyete benzer. Akrep ve arılar, açlık ve susuzluk gibi insana musallat olan şehevetlere; gazap, gam, hüzün, şehevi zaaf ve sevgi, nefsin kusurlarına, mel-i ala'ya olan şevkinin noksanlığına, onun esfel-i safilhine olan meyline örnek teşkil eder. Nefsin bu hali, reis olmanın zevkini tatmamış bir çocuğun kuşlarla oynamasına benzer.
Sayfa 134·Kitabı okudu
Duygu ve Düşünce
Yalnız rü'yet deyince, bundan bir cihete ve mekana mahsus olan, ve bu şekilde hayal edilen bir hayalin kemale erdirilmesi anlaşılmamalıdır. Çünkü Allah-u Teala cihet ve mekandan münezzehtir. Tahayyül ve tasavvur edilemez, şekillendirilemez. Dünyada O'nu nasıl biliyorsan, ahirette de aynen o şekilde göreceksin . Sahih olan itikada göre Allah, hakiki tam bir marifetle bilinir, ancak tasavvur ve tahayyül edilemez, O'na şekil ve suret takdir edilemez. Dünyada elde edilen marifet ahirette kemale erer, inkişaf ve vuzuhun zirvesine ulaşır, müşahedeye dönüşür. O halde dünyadaki marifet ile ahiretteki müşahede arasında yalnız inkişaf ve vuzuh fazlalığı bakımından fark vardır. Dünyadaki marifette suret, cihet ve mekan ol madığına göre , bu marifetin aynen tamamlanması olan müşahede de cihet ve suret yoktur. Nasıl ki Allah'ı bu dünyada cihet ve mekandan münezzeh olarak biliyorsak, ahirette de cihet ve mekandan münezzeh olarak göreceğiz. Çünkü marifet aynıdır. Sadece inkişaf ve vuzuhla ziyadelik vardır. Nitekim açık bir gözle görülen cisimle, göz kapalıyken tahayyül edilen cisim aynı olup, bu ikisi arasında sadece inkişaf ve vuzuh fazlalığı farkı vardır. lşte bu sebeple nazar ve rü'yet derecesiyle , dünyadaki arif kimseler kurtulabilir. Çünkü marifet, ahirette müşahedeye dönüşen bir tohundur. Nasıl ki toprağa atılan tohumlar ağaç oluyor veya ekin haline geliyorsa, dünyadaki marifet de ahirette müşahedeye dönüşür. Elinde hurma çekirdeği olmayan, hurma fidanına nasıl sahip olabilir. Aynı şekide dünyada marifetullaha sahip olmayan, ahirette O'nu nasıl müşahede edebilir.
Sayfa 132·Kitabı okudu
Din
Yine bu ruhlardan kimisi de vardır ki madeni tamamen çürüyen bir ayna haline gelmemiştir. Kalın pas tabakasının atındaki madeni kısmı sağlam olan bir ayna gibidirler. işte böyle ruhlar ateşe atılır ve böylece onlardaki paslar (günahlar ve masiyetler) giderilir. Böyle ruhlar, temizlenmeye olan ihtiyaçları nisbetinde ateşte kalırlar. Nasıl ki pas tabakası kalın bir aynayı temizleme için fazlaca bir uğraşıya ihtiyaç varsa; aynı şekilde fazla kirlenmiş ruhların temizlenmesi için de ateşte fazlaca tutulmaları gerekir. Bunun en hafifi bir lahzadır. Mü'minler için en fazlası ise -hadiste varid olduğu üzere- yedi bin senedir. Bu dünyada kendisine -bir toz kadar da olsa- masiyet esintisi değmeyen hiçbir ruh yoktur. işte bu sebeple Allah-u Teala: "Sizden oraya (cehenneme) uğramayacak yoktur. Bu, rabbinin yapmayı üzerine aldığı kesinleşmiş bir hükümdür" buyurmuştur.
Sayfa 131·Kitabı okudu
Din
Bu bölümü özetleyecek olursak, ruh bedenden ayrıldıktan sonra : (1) Eğer dünyada bir hak veya bir batıl kesbetmemiş ise kurıulanlardandır. O. ne azap görür, ne de nimetlere garkolur. Sabiler ve deliler bu gruptandır. (2) Eğer vehmi, fasit ve hakka zıt olan inançlara saplanmış ayrıca şeriale muhalif ameller işlemiş ise o, elem verici bir azabın içindedir. (3) Eğer yakini delillere istiııad etmemekle birlikle hak bir inanca sahip olmuş ise cennet ehlindendir. (4) Eğer hak bir inanca sahip olmakla beraber dünyanın müzahrafaıı, zevkleri ve heva ve hevesiyle iştigal etmişse azaptadır. Ancak hu azap baki değildir. Uzun bir müddet sonra yok olur. Çünkü bu ruh esas olan şeye yani hak itikada sahiptir. (5) Eğer yakini delillere dayanan hak inançlara sahipse ve kemal derecelerini bilecek kadar ilmi varsa; fakat şeriat yolundan çıkmış, hayır yoluna girmemiş ve ilmi ile amel etmemiş ise bir müddet azapta kalır. daha sonra bu azap yok olur. Baki kalmaz. Bu insan ilmi sebebiyle ahirette saadet derecesine ulaşır. Çünkü bu arızi haller, şehevi hislerin iktizasıdır. Bunlar ise sonunda yok olurlar. (6) Eğer ruha sezgi veya tefekkür yoluyla yakıni ilimler hasıl olmuş, ahlakını güzelleştirmiş ve o şeriatin gerektirdiği şekilde amel etmiş ise onun için saadette yüce dereceler ve kendisinde ayrılık bulunmayan bir vuslat vardır. Bu vuslat Allah-u Teala'nın cemaline nazar etmektir. Nitekim Allah-u Teala Kur'an-i Kerim'de: "O gün birtakım yüzler Rablerine bakıp parlayacaktır" buyurmuştur.
Sayfa 126·Kitabı okudu
Din