Cinsteki bozukluk, ayrımın onun yerine konulması sebebiyledir. Aşkın tarifinde, aşırı sevgi denilmesi gerekirken, sevginin aşırısıdır, denilmesi gibi. Aşırılık onu, sevginin diğer türlerinden ayırmaktadır. Yerin (mahal) cinsin yerini alması da böyledir. Sandalyenin tanımında, "o üzerine oturulan ağaçtır" ve kılıcın tanımında "o kendisiyle kesilen demirdir" demen gibi. Tersine kılıç için, "o demirden yapılmış ve kesici bir alettir" denilmesi gerekirdi. Hatta kılıç için "o kendisiyle kesilen, uzatılmış demirden yapılmış bir alettir" denilmesi gerekirdi. Bu durumda, alet cinstir, demir şeklin yeridir (mahal), cins değildir. Bundan uzak olanı, şimdi var olmayan cinsin yerine geçmesidir. Kül, yanmış ağaçtır ve çocuk şekil değiştirmiş nutfedir, demen gibi. Çünkü demir şu anda kılıçta mevcuttur, ancak nutfe ve odun, çocuk ve külde mevcut değildir. Cüz'ün cinsin bedeli olarak alınması böyledir. On (10) sayısının tanımında, onun 5+5 olduğu takdir edildiği gibi. Kuvvenin, kabiliyet yerine konulması da böyledir. İffetlinin tarifinde, "o şehvetlerden ve lezzetlerden kaçınmaya güç yetiren kişi, denilmesi gibi. Bu tarif bozuktur, tersine o (afife) terk edendir. Yoksa, fasık da aynı şekilde terk etmeye ve kaçınmaya güç yetirir, fakat terk etmez. Bazen zati olmayan özelliklerin (levazım), cinsin yerine konulması da böyledir. Yer yüzü ve güneşin tanımında bir olmayı ve var olmayı aldığında olduğu gibi. Şer, insanlara zulmetmektir ve zulüm de onların şerrinden bir türdür, sözü gibi.