Məhəmməd İmanov

Lafızlar aracılığıyla hakikati bulmak isteyen kimse:
Eğer "tanımın tanımlanmasında sana göre doğru olan nedir?" dersen, bil ki; lafızlardan manayı elde etmek isteyen zayi ve helak olmuştur. Bu durum, onu elde etmek istediği halde, güneşin battığı yere arkasını dönen kimse gibidir. İlkin anlamları lafızsız olarak aklında yerleştiren ve daha sonra lafızları anlamlara tabi kılan kimse, doğru yolu bulmuştur.
Sayfa 155·Kitabı okudu
Duygu ve Düşünce
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
İzafette ikisi de eşit oldukları halde muzafın (izafe olmuş bağlanmış) tanımında, muzafın yer alması da böyledir. Babanın tanımlanmasında, oğlu olan kimsedir, diyenin sözü gibi. Daha sonra da oğulun tanımında, o babası olan demekten kendisini alamaz. Tersine baba, nutfesinden kendi türünden bir canlının çıktığı canlıdır, denilmesi gerekir. Böyle olması yönünden o babadır ve o öyledir ve onu oğula üstün kılmaz. İkisi de bilinip bilinmemekte eşittirler. Ma'lul, ancak tanımında, illetin bulunmasıyla tarif edilmekle birlikte; illetin tanımında, ma'lulun bulunması da böyledir. Güneşin tarifinde, o gündüz doğan yıldızdır, diyen gibi. Ona, gündüzün tarifi nedir? diye sorulduğunda; eğer doğru (geçerli) bir tanımı kastedersek, gündüz, güneşin doğuşundan batışına kadar olan zamandır, demesi gerekir. Bunun benzerleri çoktur ve saymak uzun sürer. Biz buna imtihanlar bölümünde bir açıklama ekleyeceğiz.
Sayfa 151·Kitabı okudu
Duygu ve Düşünce
Beşinci Kanun: Tanımlardaki Bozuklukların Giriş Yerleri
Cinsteki bozukluk, ayrımın onun yerine konulması sebebiyledir. Aşkın tarifinde, aşırı sevgi denilmesi gerekirken, sevginin aşırısıdır, denilmesi gibi. Aşırılık onu, sevginin diğer türlerinden ayırmaktadır. Yerin (mahal) cinsin yerini alması da böyledir. Sandalyenin tanımında, "o üzerine oturulan ağaçtır" ve kılıcın tanımında "o kendisiyle kesilen demirdir" demen gibi. Tersine kılıç için, "o demirden yapılmış ve kesici bir alettir" denilmesi gerekirdi. Hatta kılıç için "o kendisiyle kesilen, uzatılmış demirden yapılmış bir alettir" denilmesi gerekirdi. Bu durumda, alet cinstir, demir şeklin yeridir (mahal), cins değildir. Bundan uzak olanı, şimdi var olmayan cinsin yerine geçmesidir. Kül, yanmış ağaçtır ve çocuk şekil değiştirmiş nutfedir, demen gibi. Çünkü demir şu anda kılıçta mevcuttur, ancak nutfe ve odun, çocuk ve külde mevcut değildir. Cüz'ün cinsin bedeli olarak alınması böyledir. On (10) sayısının tanımında, onun 5+5 olduğu takdir edildiği gibi. Kuvvenin, kabiliyet yerine konulması da böyledir. İffetlinin tarifinde, "o şehvetlerden ve lezzetlerden kaçınmaya güç yetiren kişi, denilmesi gibi. Bu tarif bozuktur, tersine o (afife) terk edendir. Yoksa, fasık da aynı şekilde terk etmeye ve kaçınmaya güç yetirir, fakat terk etmez. Bazen zati olmayan özelliklerin (levazım), cinsin yerine konulması da böyledir. Yer yüzü ve güneşin tanımında bir olmayı ve var olmayı aldığında olduğu gibi. Şer, insanlara zulmetmektir ve zulüm de onların şerrinden bir türdür, sözü gibi.
Sayfa 150·Kitabı okudu
Duygu ve Düşünce
Diğeri anlamın müessir olmasıdır. Ebu Hanife'nin "bir zarar söz konusu olması sebebiyle teslim almadan önce, satılan şeyin satılması geçersizdir" sözü böyledir. Bu hüküm gayr-ı menkullerde geçerli değildir. Ebu Hanife zarar ile sebeplendirmenin daha üstün olduğunu zannetmiştir. Çünkü bunun etkisi nass ile başka konuda ortaya çıkmaktadır. O nass da; havadaki kuşun satılması yasağıdır. Biz Kitabu'l-Mebadi ve'l-Gayât adlı eserimizde gayr-ı menkulun teslim almadan önce satılması meselesinde bunun izah tarzını belirttik. Uygun ve etkilinin kısımları ve farklarını ise teşbih ve muhayyelin açıklaması bölümünde Şifau'l-Galil kitabında belirttik.
Sayfa 140·Kitabı okudu
Din
Eğer özetle birlikte hataların ortaya çıktığı büyük yerleri en iyi bildiren bu ise, onların birikmesiyle hatadan kurtuluş nasıl olur dersen; bil ki, gerçek yücedir ve ona giden yol sarptır ve çoğu gözler kararmıştır, yoldan alıkoymaya çalışan engeller çoktur ve düşünce için tüm karışıklıklar meydandadır. İşte bu sebeple, insanları kör dövüş içerisinde görürsün. Onlar iki guruba ayrılmışlardır. Bir gurup, zihinleriyle süratli bir şekilde inandıkları şeylere ulaşmışlar ve ona yakinen inanırlar ve her şüphe ve delili burhan ve her siyahı da hurma zannederler. İşte bunlar, kendilerinin bütün gerçekleri bildiklerine inanırlar ve körler (cahiller) onların düşmanlarıdır. Bir gurup da, yakinin zevkinin farkına varmıştırlar ve insanların içerisinde çoğunlukla cahillik bulunduğunu bilmektedirler. Sonra bu doğru yola gitmeye ve kıyasın şartlarını bilmeye bunların güçleri yetmedi. Bu durum, ya anlayıştaki yetersizlikten ya da hayali olmaksızın burhanın şartlarının hepsini bilen, aldatmayan, gerçekleri görebilen bir yol gösterici, bir hoca yokluğundandır. Onlar, bütün insanların itişip kalkışan cahiller olduklarına inanırlar. Onlara göre gerçeği bilmek ve onun yoluna gitmenin, insanlığın kuvvetinde olması mümkün değildir. İşte ne bu birinci düşünce ve ne de ikincisi doğrudur. Doğru olan, eşyanın hakikatinin olması ve anlamanın da bir yolunun var olduğudur. Eğer ileri görüşlü bir mürşide rastlarsa ki, insanın temelinde bu yola girme kabiliyeti vardır. Fakat, yol uzun, tehlikeli yerler çok ve mürşit yücedir. Bu tehlikelerden dolayı da, (hakka giden) yol, çoğunluğun nazarında terkedilmiş ve böylece bilinemez hale gelmiştir. Keza bu iş de böyledir, her ne zaman elde edilmek istenen şey büyürse, yardımcı azalır ve her ne zaman korkulan şeyler çoğalırsa korkak olan kimse ürküp, kaçar.
Sayfa 133·Kitabı okudu