"Allahım, kalbimizi iman ve Kur’ân nuruyla nurlandır. Allahım, kendimizi daima Sana muhtaç olduğumuzu hissetmekle bizi zengin eyle; Senin rahmetine ihtiyaç duymamakla bizi fakir düşürme. Biz kendi güç ve kuvvetimizden vazgeçip Senin güç ve kuvvetine sığındık. Sen de bizi, Sana tevekkül edenlerden eyle. Bizi nefsimize terk etme. Bizi hıfzınla koru. Bize, erkek ve kadın bütün mü’minlere rahmet et. Kulun, peygamberin, yüce katından seçtiğin, dostun, mülkünün güzelliği, sanatının sultanı, inâyetinin pınarı, hidâyetinin güneşi, hüccetinin lisanı, rahmetinin timsali, yaratıklarının nuru, mevcudatının şerefi, pek çok olan mahlukatının içinde birliğinin kandili, kâinatının tılsımının keşfedicisi, rubûbiyet saltanatının ilâncısı, râzı olduğun şeylerin tebliğcisi, isimlerinin definelerinin tanıtıcısı, kullarının öğreticisi, kâinatının delillerinin tercümanı, rububiyetine ait güzelliklerin aynası, Senin görünüp gösterilmene vesile olan habibin ve âlemlere rahmet olarak gönderdiğin resulün olan Efendimiz Muhammed’e, bütün âl ve ashâbına, kardeşleri olan nebî ve resullere, mukarreb meleklerine ve sâlih kullarına salât ve selâm eyle. Âmin." — Sözler, Yedinci Söz, Arabi dua metni tercümesi
Ben de pek sevmem ama hayat...
Ben vedaları sevmem albayım. Hiç gitmesin insanlar. Hele gelmemek üzere giderlerse, çok üzülürüm albayım, dayanamam. Gelmemek üzere gidenler çok sevdiklerim olur genelde. Bi de bir hikaye bırakır ki geride, noksanlığın daniskası içinde. Ölse, öldü dersin, ama ölmez onlar. Ölmesinler de. Ölürlerse bi kere daha üzülürüm. Çünkü koklayamazlar bir daha çiçek. Yazık olur. Gönlüm geniş ama odalara yerleşecek insanlar yok ki albayım. Ben, bi şey yapmadım. Şimdi diyeceksin, yapmadın tabi ulan gül cemaline mi gelsinler, sanki cemalim çok gül de. Ne yapmalıydım albayım. Sevgi, yetmiyormuş her şeye. Hikmet'le çok konuştuk. Bilge'ydi, Sevgi'ydi çok anlattı bana da, tek sen misin sanki albayım iki kelam edilecek. Çok ileri gittim albayım, affet beni. Hikmet'e benziyorum gittikçe, ruhu şad olsun. Sevgi’yi her anlatışında Hikmet, sevgilerimi düşündüm albayım. -Düşün düşün bi bok olduğu yok bırak gitsin. Sağ ol, teşekkürler.- Sevgiler, peyda olacak enkazlardan kurtulmak için mi var, yoksa enkazın müsebbibi mi onlar, tavuk mu yumurtadan çıktı yumurta mı tavuktan albayım. Konumuza dönecek olursak albayım, konunun ne kadar sıradan olduğunu görürüz. Bi Umut Sarıkaya var albayım, hepimiz aynı insanız ve o kadar çoğuz ki diyor. Konu sıradan olduğu için bu kadar konuşuyoruz. Hepimiz aynı insanız ve aynı şeyi yaşıyoruz. Belki de sıradan olmasına rağmen bu kadar acıtmasına içerliyoruz, bi de olağanüstü bi olay olsa, sıçtın diyor beynimiz. Beynimizin işi gücü yok bize laf yetiştiriyor albayım. Hayallerden uyandırıyor. Gerçekler var! Başkalarının uygulamaya çalıştığı tatsız ölçütler, gerçekler... Gerçekle her karşı karşıya gelişimde, onu ilk defa görmüş gibi yapıyorum albayım, tanımazlıktan geliyorum. Tanımamazlıktan gelirsem tanırım çünkü. Bugün yakama yapıştı, gerizekalı dedi, anla artık.
Hayata Dair
Reklam
Bazen düşünüyorum, ne garip mahluklarız? Hepimiz ömrümüzün kısalığından şikayet ederiz; fakat gün denen şeyi bir an evvel ve farkına varmadan harcamak için neler yapmayız? Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Ahmet Hamdi Tanpınar
Alıntı
Allah ALLAH(c.c): Kendisinden başka ilâh olmayan, her şeyin gerçek sahibi, yaratıcısı ve kendisinden başka ibadete layık olmayan mahlukatın tek mabudu…
“Bazen düşünüyorum, ne garip mahluklarız? Hepimiz ömrümüzün kısalığından şikayet ederiz; fakat gün denen şeyi bir an evvel ve farkına varmadan harcamak için neler yapmayız?” Ahmet Hamdi Tanpınar
Tekamül İle Mutasyon Arasında İki Günü Eşit Olan Neyi Kaybetti
İnsanlık tarihi insanın kendi vicdanını rahatlatmak için evrensel doğruları eğip bükme becerisinin tarihiyle doludur. Yaradan "oku" dedi. Fakat insanlığın büyük bir kısmı bu emrin sesini duyarken manasını kaçırdı. Kimisi gerçek manada okuyarak hakikatin peşine düştü ve insanoğluna ışık oldu. Kimisi bir diploma parçasına ulaşmak için okudu. Kimisi ise entelektüel bir surete bürünmek adına okuyormuş gibi yaptı. Emrin özünü kavrayan insanlığa kandil olurken, emrin kabuğuna tutunan insan kendi karanlığını başkalarına da yaydı. Bu durumun en çarpıcı örneklerinden biri, İslam Peygamberi Hz. Muhammed’in s.a.v o meşhur ve sarsıcı hadisinde karşımıza çıkar. ''İki günü eşit olan zarardadır'' Bu hadisin özü itibarıyla insana durmaksızın yukarıya doğru tırmanmayı emreden bir tekamül çağrısıdır Buradaki zarar insanın yerinde sayması, dünkü aklıyla bugünkü aklını, dünkü ahlakıyla bugünkü ahlakını bir tutmasıdır Hadis insanın her sabah yeni bir sayfaya uyandığını ve o sayfaya dünkünden daha güzel bir satır eklemesi gerektiğini fısıldar Hedef nettir, her gün bir öncekinden daha derin bir anlayış, daha temiz bir kalp ve daha faydalı bir varoluş Tıpkı bir ağacın her mevsim değişmesine rağmen köküne ihanet etmemesi gibi hakiki gelişim de insanın özünü terk ederek başka renklere bürünmesi değil aynı kökten daha güçlü dallar vermesidir Ancak ne hazindir ki insanoğlunun kelimeleri kendi işine geldiği gibi yontma dehası burada da gecikmedi Bazıları bu derin öğüdü o kadar yüzeysel o kadar pragmatik anladılar ki ortaya trajikomik bir insan profili çıktı Onlar hadisteki iki günün eşit olmaması şartını biçimsel bir farklılık olarak algıladılar Sırf iki günleri birbirine benzemesin diye bir gün iyi olup ertesi gün kötü olmayı, bir gün dürüst kalıp diğer gün aldatmayı birer
Reklam
Reklam