Puan vermedi·355 syf.··
2019 14. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 11 Şubat 2019 00:00
Çoook uzun zamandır elimde beklettiğim @artemisyayinlari ndan #güneylivampirlerserisi ni geçtiğimiz aylarda nihayet okumaya başlamıştım. İlk iki kitabından sonra unutmuşum :) İki kitabın paylaşımına da baktım, ikisinde de sorular sormuşum ve keyifli yanıtlar almışım :) Tekrara girmesini istemediğim için bu sefer soru sormayacağım. Karakterlerimiz vampirlerden, şekil değiştiren insancıklardan (her türlü mahlukata dönüşebiliyorlar), telepatlardan ve kurt adamlardan oluşuyor. Başrol karakterlerimiz ise bir vampir ve telapat. Bu kadar hatırlama size de bana da yeter sanırım :) Serinin #kulüpölüsü kitabında özel bir görevde olan vampirimiz kaçırılıp, elindeki bilgiler için işkenceye maruz kalırken, onu kurtarmak telepat sevgilisine, vampir patronuna, borcunu ödemek isteyen bir kurt adama düşüyor. "yetti artık" dediğim durumlar çoktu, çünkü büyük bir hataya düştüm. Klasik ardından vampir okuyunca hazımsızlık yaptı :) Cümleleri o kadar sıradan geldi ki. Vampir okumayı ve onların aksiyonunu seven yanım olmasa araya gidecekti kitap. Her ay serinin bir kitabını okuyarak eritme sürecine girmiş bulunmaktayım. Görselde serinin yarısı var, nasıl eriyecekse artık. Keyifli okumalarınız daim olsun...
Kulüp ÖlüsüCharlaine Harris · Artemis Yayınları · 2010400 okunma
Çay Edebiyatı Final Boss
Puan vermedi
Bir efsaneye göre çay edebiyatının görüldüğü ilk metin, bir hobbitin çukur evinde bulunmuş. Çayın kaynarken çıkardığı fokurdama seslerinde romantik bir anlam arayışına çıkılması ve çaya kavuşmanın dağlardan ve elf diyarlarından geçme serüvenlerine değecek bir uğraş haline gelmesi de ilk olarak bir hobbit çukurunda filizlenen düşüncelermiş. Sonra bu hikayeye Took soyu ufak dokunuşlar yapmış ve hikaye; yaşlı bir büyücü tarafından çayından mahrum bırakılmak suretiyle yolculuğa çıkarılan bir hobbitin çayın evrensel sıcaklığını uzak yollara ve farklı ırkların taştan şatolarına taşımasına, hatta ve hatta daha çok çay içebilmek için bir ejderhanın koruduğu hazineye göz dikmesine dek evrilmiş, Tolkien'ın kalemine konu olmuş. Çayın bu dünyayı dolaşan hikayesine eşlik etmesi için mağaralarda yaşayan, işi gücü şarkı söylemek olan ve fantastik soyunu ilelebet besleyecek olan ırklar yaratılmış. Neyse ne, Hobbit böyle doğmuş olmalı zannedersem. Hobbit'i okurken, kendimi ateşin başında Tolkien'ın hikayeyi anlattığı çocuklarından biriymişim gibi hissettim gerçekten. Hiçbir zamana ait olmayan, çimenlere şarkılar söylenen, maceraların ve savaşların dehşetengiz şeyler olmadığı, yalnızca ateş başı hikayelerini besleyen soylu meşgaleler olduğu bu tarz öyküleri çok seviyorum. Öyle ki okurken dedim ki keşke küçücük bir çocuk olsam ve ejderha ha uyandı, ha uyanacak diye endişelenerek benimle aynı endişeleri paylaşan dinleyici ortağıma sarılabilsem. Yani diyeceğim o ki, Hobbit hikaye anlatıcılığının çok samimi bir örneği gerçekten ve Bilbo, sen ne kadar tatlı bir mahluksun! Sırf daha az yük bindirdiği midillisi onu çayına daha hızlı ulaştırsın diye uğruna ejderha inine girdiği hazineden vazgeçen Bilbo, dünyanın hikayecilik tarihinde olmasaydı çay romantizmi bugünün öykülerinde böylesine
HobbitJ. R. R. Tolkien · İthaki · 202317,2bin okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
8/10
·423 syf.··
Beğendi
·
2026 16. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2026 20:08
Mâverdî –A‘lâmü’n-Nübüvve Gül suyu (mâü’l-verd) işiyle iştigal eden babasının mesleğine nispetle Mâverdî ismiyle meşhur olan Ebü’l-Hasen Alî b. Muhammed b. Habîb el-Basri 364/974 yılında Basra’da dünyaya gelmiş, Mu‘tezilî Ebü’l-Kāsım es-Saymerî’den (ö. 386/996) fıkıh tahsil ederek başladığı ilk öğreniminin ardından 398/1008’de Bağdat’a geçerek 450/1058 senesinde vefat edinceye kadar orada ikamet etmiştir. Bağdat’ta birbirinden farklı mezhep ve meşrepteki hocalardan tefsir, hadis, fıkıh, fıkıh usulü ve edebiyat gibi ilmî disiplinlerde tahsilini tamamlayan Mâverdî, ilim dünyasında fıkıh, siyaset ve ahlâk felsefesi alanındaki önemli çalışmaları ile tanınmıştır. Şâfiî, mezhebinde müctehid derecesine yükselmiştir. Kitabımız 423 sayfa olup Darun nefais yayınları tarafından Beyrutta yayınlanmıştır. Maverdi kitabın giriş kısmında , Allah’ın insana onu diğer canlılardan ayıran anlamaya sevk eden ifade yetisi ( nutuk) ve bilmeye götüren akıl gibi iki büyük nimet verdiğini söyler. İnsan bu nimetlerle şeriatı kavrar. Fakat itaat arzusunun uyanması ve isyandan alıkoyacak bir bilincin oluşması için peygamberlerin gönderilmesine ihtiyaç olduğunu belirtmiştir. Yazar kitabı da peygamberliğin ispatı ve ona dair kuşkuları gidermek için gereksiz delillendirmeye girmeden yazdığını ifade eder. Kitap iki kısımdan oluşmaktadır, ilk kısım Peygamberlik kurumunun genel olarak ispatı ve bunun delilleri, ikinci kısım Peygamberliğin kendi içindeki farklı kısımları ve hükümleri hakkındadır. Yazar, konu dağılımını bu şekilde kurgulamış olmakla birlikte, ele aldığı meseleleri toplamda yirmi bir başlık altında sistematik bir biçimde incelemiştir. Bunun yanı sıra, çalışmanın ikinci bölümünde yer verdiği peygamberliğin kısımları ve buna bağlı olarak ortaya çıkan farklı hükümlere ilişkin tartışmaları,
Alamün-Nübüvve - أعلام النبوةİmam Maverdi · Darü'n-Nefais · 19941 okunma
​"Geriye, Bir Yaralı Kuşa Ettiğin Merhamet Kalır"
Puan vermedi
​"Yol uzun, menzil uzak, kalk ey yolcu!" ​Modern dünyanın gürültüsünden sıkılıp, kendi içinize doğru derin bir yolculuğa çıkmaya ne dersiniz? ​Bu kitap, felsefe ile tasavvufun harmanlandığı muazzam bir arınma rehberi. Yazarın güçlü kalemi, ilk bölümlerde kurduğu felsefi altyapıyı kitabın sonunda kalbe dokunan harika şiirlerle taçlandırıyor. ​Neden Okumalısınız? (Olumlu Yönleri): "Geçer bu debdebe, mülk virane kalır..." diyerek unuttuğumuz o saf şefkati ve merhameti hatırlatıyor. Ucuz kişisel gelişim formülleri vermek yerine, insanı kendi nefsiyle yüzleştiren gerçekçi bir ayna tutuyor: "Ruh dilemmada, kalp mevcelere mesken." ​Kimler Zorlanabilir? (Eleştirel Yönü): Kitabın dili oldukça zengin, katmanlı ve edebi kavramlarla örülü. Günümüzün hızlı tüketim diline alıştıysanız sizi yavaşlatabilir. Ama kesinlikle sindire sindire okumaya değiyor! ​ Unutmayın: "Ey yolcu, sanma menzil ıraktır. Nefsini bilene, hakikat her dem nefestir." ​Eğer kalp aynanızı kederden arındırmak istiyorsanız, bu esere mutlaka kütüphanenizde yer açın. ​Kitaptan kalbime kazınan o son sözle bitireyim: "Padişah da olsa, sadece amelini alır. Geriye... Bir yaralı kuşa ettiğin merhamet kalır." ​Siz bu tarz içsel yolculukları seviyor musunuz? Yorumlarda buluşalım!
Eşref-i Mahlukat İnsanAbdurrahman Tuncel · Harika Yayınları · 20265 okunma
Canına ateş yapıştı
8/10
·240 syf.··
2026 9. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 12:54
Benim okuduğum ilk Sezgin Kaymaz kitabıydı. Kitabı beğenmiş olsam da yazarla tanışmak için doğru kitabı mı seçmişim acaba diye düşündürdü, çünkü sanırım değil. Yazar en eski mitlerden birini konu olarak seçmiş: Cennetten kovulma hikayesi. Cennetin tüm sekenesi mutlu mesut yaşayıp gidiyor; dört büyük melek, diğer küçük melekler, tüm hayvanat ve tabii Hocaların hocası (!) Büyük üstad Azazil… Ta ki ilk insana kadar. Tanrı Adem’i yaratıyor ona eşrefi mahluk diyor ve herkesin ona secde etmesini emrediyor. Herkes de Tanrı’nın emrine itaat ediyor bir kişi hariç: Azazil. Azazil, kibirden Allah’a sığınıyor fakat kibre düşüyor. Kendini tüm meleklerden yüce sayıyor. Kendi özünü bilmiyor, mücadele içine girdiği Adem’i alt etmek için elinden geleni yapıyor. Ve nihayet herkesin bildiği son gerçekleşiyor: Adem elmayı ısırıyor, cennet yerle bir olup Tanrı huzurunda cezalarını çekmek için sürgün yeri olan dünyaya gönderiliyorlar. Burada şöyle bir anekdottan bahsetmeden geçmek olmaz; Havva, Adem’e ilk günahı işlememe konusunda engel olmaya çalışıyor yani birçok inananışa göre Havva’nın ilk günaha davet ettiği tezini yazar çok daha farklı yorumlamış. Ve bunu anlatırken kadın-erkek arasındaki hem ayrıştırıcı hem birleştirici bir bütün olma, eş olma durumunu yüzünüzde bir tebessümle okumanıza sebep oluyor. “Ah şu erkek milleti!” Diğer taraftan da metin boyunca sorgulama yapıyorsunuz. Azazil’in bakış açısıyla onun gerçekliğiyle bakınca olaylara sanki ona hak veriyor gibi oluyorsunuz. En sondaki Cebrail ve Adem’in konuşmaları her şeyin kader, Allah zaten biliyordu, o izin verdiği için gerçekleşti gibi fatalist fikirleri (yazgıcı, kaderci) okuyucuyu derin düşüncelere sevk ediyor. Akıl mı kalp mi? sorusu üzerine derin derin düşündürüyor. Peki bizi farklı kılan akıl mı kalp mi sizce? Velhasıl
Ateş Canına YapışsınSezgin Kaymaz · İletişim Yayınları · 2023624 okunma
8/10
·240 syf.··
Beğendi
·
2026 36. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 04 Haziran 2026 21:01
"Bunlara verilecek en iyi isim bu; Sözde kızlar! Serbest kaldıkları zaman gördüğünüz şeyleri çekinmeden yapan bu mahlüklar, koca aramaya başlayınca sıkılgan, utangaç, tecrübesiz, saf görünmesini de pek iyi bilirler." (Sayfa: 119) Sözde Kızlar, yazarın o dönem İstanbul’unda ortaya çıkan, Batılılaşmayı sadece lüks, eğlence, sorumsuzluk ve yozlaşma olarak algılayan bir kesime yönelik sert bir eleştirisini yansıtıyor. Bir tarafta Anadolu’da canla başla süren bir Millî Mücadele vardır; diğer tarafta ise bu mücadeleye tamamen sırtını dönmüş, Şişli ve Beyoğlu barlarında gününü gün eden, millî ve manevi değerlerinden kopmuş bir kitle. Peyami Safa, bu zıtlığı muazzam bir toplumsal eleştiriyle gözler önüne sermiş. Kitap sadece bir, "yanlış Batılılaşma" ya da aşk romanı değil. Bir milletin varoluş mücadelesi verdiği en kritik tarihi dönemde, başkentin içine düştüğü ahlaki buhranın edebi bir vesikası önemi taşıyor. Peyami Safa, toplumsal bir yaraya parmak basarken bize şu soruyu sordurur: Ülke yanarken, kendi değerlerine yabancılaşarak ayakta kalmak mümkün müdür? ​Dönem romanlarını, toplumsal değişim sancılarını okumayı seviyorsanız, Sözde Kızlar sunduğu tarihi atmosferle zaman ayırmanız gereken bir klasik. İyi okumalar.
Sözde KızlarPeyami Safa · Ötüken Neşriyat · 202111,3bin okunma