Ama insan denen o ölümlü mahluk,…..birbirlerine yaptıkları kötülükler yetmezmiş gibi,kurdundan kuzusuna, çiçeğinden ağacına her türlü canlıya zarar vermekten çekinmezlerdi.
Şimdi baba, şu beşikte, gözleri kapalı, daha nefes almasını bile talim eden küçük mahlukun, küçücük bacaklarına gün gelip belki çizmeler geçireceğini, belki yumuşak kunduraların üzerine ütülü bir pantolonun zarif bir pot yaparak düşeceğini, o zaman kendisinin girmiş olacağı toprak altından görür gibi oluyor.
Mahlukatın her nev'ine, her ferdine ve o nev'e ve o ferde müretteb olan âsâr-ı mahsusasını müntic ve istidad-ı kemaline münasib bir vücudun verilmesidir. Hiçbir nevi' müteselsil-i ezelî değildir. İmkân bırakmaz. İnkılab-ı hakikat olmaz. Mutavassıt nev'in silsilesi devam etmez. Tahavvül-ü esnaf inkılab-ı hakaikın gayrısıdır. Madde dedikleri şey, suret-i mütegayyire, hem harekât-ı mütehavvile-i hâdiseden tecerrüd etmediğinden hudûsu muhakkaktır. Kuvvet ve suretler, araziyetleri cihetiyle enva'daki mübayenet-i cevheriyeyi teşkil edemez. Araz cevher olamaz. Demek enva'ının fasîleleri ve umum a'razının havass-ı mümeyyizeleri, bizzarure adem-i sırftan muhtera'dırlar. Silsilede tenasül, şerait-i âdiye-i itibariyedendir.
Tekvin 2:19’da şu vardır:
Ve Rap Allah her kır hayvanını ve göklerin her kuşunu topraktan yaptı;
Ve onlara ne yapacağını görmek için adama getirdi; ve adam her birinin adını ne koyduysa canlı mahlukun adı o oldu.
~Yoluma her zamankinden bile yalnız ama hiç değilse doğruyu yapmış olarak devam
etmeyi becerememiştim. Kendimi gezegenin en faydasız mahluku gibi hissettim.~