Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.843
Gösterim
Adı:
Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi
Baskı tarihi:
2014
Sayfa sayısı:
248
Format:
Karton kapak
ISBN:
9750723476
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Burada her şey, herkes birbirine gülümsüyor.

Hiçbir ihtiyar, hiçbir çirkin, hiçbir düşünceli insan resmi yok. Adeta bu fotoğrafhaneye sevinçsiz hiçbir insan ayak atmamış. Yahut fotoğrafçı, bir muvaffakiyet sırrı olarak, makinesinin karşısında candan gülümseyemeyecek müşterisinin fotoğrafını çekmemiş…
Saba’nın öyküleri, şiirleri gibi içimize apayrı bir hüzün veriyor. Gençliğimizi, bütün mutlulukların yarım olduğunu, insanoğlunun yalnızlığından ne etse kurtulamayacağını, dünyamızın sevgiden, anlayıştan uzak bir dünya olduğunu söylüyor, daha doğrusu duyuruyor. Kitap boyunca buruk bir tat hayallerimizden ayrılmıyor. Ama bu, Saba’nın Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi’ndeki hikâyelerini defalarca okumamıza engel değil. O hikâyelerdeki biricik kahramanın hepimizden bir şeyler taşıdığını anlıyoruz.
Oktay Akbal
Haz ve hız... Modern hayatın en temel iki kelimesi olsa gerek. Hızlı yaşıyor, hızlı seviyor, hızlı tüketiyoruz. Haz odaklı bir nesiliz çünkü. Yeni yetişen egosantrik ergenleri hiç saymıyorum bile. "Benim çok aşklarım oldu, çok acı çekiyorum." diyen gencecik yüzlerin acı kelimesinden ne anladığını merak ve hüzünle izliyorum bazen. Mahçup, utangaç çocukları çok seviyorum bu nedenle. Hani şu bizim özgüveni zayıf, pısırık dediklerimiz. Hayal dünyaları ne büyük oysa, tüketemiyorlar yaşıtları gibi ve acı çekiyorlar. Bir Werther, bir Ferhat değiller belki ama acıyı yüreklerinde yaşıyorlar. Hayatın acımasızlığına karşı duruşları var; olandan kendilerini sorumlu tutabiliyor onlar. Whatsapp gruplarına, emoilere sığdıramıyorlar aşklarını. Okumak istiyorlar bir şeyler üretebilmek için. Teknolojiden uzak durmaları gerek bu güzelliği sürdürebilmeleri için.
Ziya Osman Saba'nın güzelim öykülerini okurken aklımdan geçen şeylerdi bunlar. Eski fotoğraflara baktığınız, hafif eskimiş İstanbul Hatırası yazan resimlerdeki mahcup Anadolu yüzlerini özlüyorum ben. Renkli resimlere yetişmeyen parasıyla çekindiği siyah beyaz resimleri duvarına asan sevgili yurdum insanının doğallığını. Aşklarını sığdırdıkları resimler eşliğinde hasret kokan türkülerle yazdıkları mektuplardaki samimiyeti, o yavaşlığı özlüyorum. Ziya Osman Saba'nın İstanbul'unu özlüyorum. Anlamsız bir telaş içinde koşan, gökyüzüne bakmayı unutmuş mutsuz yüzlerle telefonlarına bakan insanlar değillerdi onlar şüphesiz. Yavaşlığı, dinginliği, tüketilmeyen aşkları özlüyorum. Fotoğraf çekinmenin anlamını yitirdiği bir dünyada sıcak bir samimiyeti getiren insansız resimler arıyorum artık, çünkü her insan resmi "beni beğenin lütfen!" diyerek bağırıyor artık. Oysa yüzündeki mutsuzluğu kapatamayacak kadar beceriksiz teknoloji.
"Burada her şey, herkes birbirine gülümsüyor.
Hiçbir ihtiyar, hiçbir çirkin, hiçbir düşünceli insan resmi yok. Adeta bu fotoğrafhaneye sevinçsiz hiçbir insan ayak atmamış. Yahut fotoğrafçı, bir muvaffakiyet sırrı olarak, makinesinin karşısında candan gülümseyemeyecek müşterisinin fotoğrafını çekmemiş…" diyerek mesut insanların resimlerini biriktiren bir fotoğrafçı arıyorum.
Gerçek İstanbul turuna hazır mısınız?

40’lı-50’li yılların İstanbul’unu görmek, her köşesi bir sinema olan eski Beyoğlu’nda bir film izlemek, Gülhane’de turlayıp Eminönü’ne uzanmak, özellikle yolunu gözlediğiniz vapurla Üsküdar’a geçip Çamlıca’ya gitmek, oradan İstanbul’un gerçek Yeditepe’sine bakmak ister miydiniz?

Ya da İstanbul’un sefa bahçelerinden birini gezip, dört bir yanındaki halka açık sahillerinde oturmaya ne dersiniz?

Bu dediklerimi günümüz İstanbul’unda yapmak artık biraz zor. Hatta sefa bahçelerini gezip sahile inme konusu “Bu değil, bu hiç değil” projeleri yüzünden imkansız hale geldi.

Fakat Ziya Osman Saba’nın bu kitabı ile bunların hepsini hayalinizde canlandırabilirsiniz. “Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi” size Beyoğlu’nun sinemalarından birinde eski özlenen İstanbul’u, anne-babanızın hatta dede ve ninelerinizin İstanbul’unu siyah-beyaz bir film olarak izletiyor.

Kitaptaki hikayelerin büyük çoğunluğu Ziya Osman Saba’nın çocukluk ve gençlik yıllarına dayanıyor. Bu nedenle hikayelerin biraz otobiyografi tarzında yazıldığını söyleyebilirim. Saba, kendi çocukluğunda ailesi ile beraber geçirdiği anılarını, çevresindeki insanlarla ilişkilerini İstanbul’u merkeze alarak aktarmış.

Bu yüzden biraz da şehir ve içinde yaşadığı insanların birbirlerini etkilemelerine değinmiş diyebilirim. Kitaptaki bazı hikayelerde çocukluğuna mekan olan birkaç yerin eksikliğine ve insanların birbirleriyle ilişkilerindeki eksilmelere değinmiş. Çoğu yerde yaptığı vurgu da İstanbul’un artık değişmeye başladığı vurgusudur. Burada yaptığı değişim vurgusunda benim çıkarımım “İstanbul”u sadece bir şehir olarak değil, aynı zamanda içindeki insanlarla beraber işlediğiydi. Çünkü insan değiştikçe bir taraftan yaşadığı şehir de değişiyor.

Ziya Osman Saba, hikayelerinde kendi anılarına değindiği için bir nevi yazarın kişiliğini de okumuş oluyoruz. Benim okuduğum ve anladığımı düşündüğüm Saba, çok duygusal ve geçmişine çok bağlı. En küçük değişimden duygusal olarak etkilenebilen ve bize göre değersiz görünebilecek bir eşyaya –mesela mezun olduğu Galatasaray Lisesi'nin kapısına, penceresine, sırasına- duygu, duygudan da öte ruh yükleyebilen birisi. Ailesi ile ilgili birkaç konu yüzünden etrafa daha farklı bakan bir kişilik.

Ve benim okuduğum zaman etkilendiğim bir yönü de evlerin ruhu olduğuna inanıyor. Özellikle bir misafirliğe gideceği kişi söz konusu olduğunda o kişinin evi ve o ev ile kurduğu duygusal bağ gün yüzüne çıkıyor.

Dil ve akıcılık konusu bakımdan ise kitap biraz zorlayabilir. Ziya Osman Saba çok zorlayan bir dile sahip olmasa da cümleleri çok uzun. Kitap içerisinde bir sayfayı bulan cümleleri bile vardı, ama sakin kafa ile okunduğu zaman anlaşılması kesinlikle zor değil. Kitaptaki bazı kelimeler orijinal hali ile bırakılmış ve yeni Türkçe halleri dipnot olarak verilmiş. Kitaba sadık kalınması bakımından bu özelliği hoşuma gitti.

Gelelim kitapta benim en çok etkilendiğim kısma; kitabın son bölümüne. Son bölümün adı “Ziya Osman Saba’nın Gönlümde Kalan Hikayeleri”. Selim İleri tarafından kaleme alınmış sonsöz niteliğinde bir yazı. Selim İleri, Ziya Osman Saba’nın hikayelerini bulma aşamalarına ve hala bulunamamış hikayelerine değinmiş.

Benim etkilendiğim kısım ise “İstanbul” vurgusu ile ilgili söylediklerinde. Söyledikleri aynen şöyle:

“Bu kitabı İstanbul milletvekillerinden, İstanbul’un belediye başkanlarından kaçı okumuştur? Aralarında okuyan var mıdır? Neleri yitirdiğimizin bilincindeler mi? Bilincinde miyiz?” (s.254)

Yazdığı hikayelerde çocukluğundaki İstanbul’u isteyen Ziya Osman Saba için “İyi ki bugünkü İstanbul’u görmüyor” diyebiliyorum sadece. Artık düzeltilebileceğine umudum kalmadığı bugünün İstanbul’u için ise “Ruhumuza El-Fatiha”
Ziya Osman Saba’nın ruh halinin ,özellikle çocukluğundan beri onda hasıl olan hüzün duygusunu her sayfada hissedeceksiniz.İlk hikaye ile bu hüzünlü dünyaya adım atıyorsunuz.Hikaye tekniği bakımdan , durum hikayesi olarak nitelendirebiliriz.Ziya Osman,hikayelerinde bir tren yolculuğunu,İstanbul sokaklarını,okulunu,yeni taşındığı küçük evini,sonra karısını ,erkekliğini,haylazlığını,babalığını anlatıyor.Bunları anlatırken de buruk bir hüzün alıveriyor sizi.Gözlerinizi kapayıp “ah keşke o yıllarda yaşasaydım”demekten kendinizi alamıyorsunuz.
Sayfalar ilerledikçe Ziya Osman artık kendinden bahsediyor.Yani kendi hayat hikayesini anlatıyor.-Özellikle babasıyla olan anıları-babasının ona karşı davranışları,babasının yeniden evlendiğini başka bir evi olduğunu ,kulak misafiri olduğu bir an içinde öğrenmesi evet en çok beni yaralayan kısım bu idi..
Mektep yıllarında arkadaşlık ettiği Cahit Sıtkı’yı çok defa anıp onu ne kadar sevdiğini de görebiliyoruz..
Hikayelerde öyle canlı bir tasvir var ki,bir hortum gibi sizi içine çekiyor.Bu hortumun içinde kendinizi kaybediyorsunuz.Hatta tasvirler bazı yerlerde öyle uzuyor ki,ne anlattığını neyden bahsettiğini unutuyorsunuz bu da eksi bir özelliği..
Ziya Osman’nın insanın her halini özellikle de aslında en acı taraflarımıza nasıl güldüğümüzü ve yeniye koşarken aslında eskiyi hep içimizde barındırmamız gerektiğini anlatıyor.
Kitabı okurken eski İstanbul’u bulacaksınız.Bir vapur yolculuğu basit bir kış mevsimi yahut bir eşya üzerine nasıl hikaye yazılabileceğini gösteriyor.
Her şeyden önce birine ,bir nesneye verdiğimiz önemin sayfalarca bizlerde nasıl hatıralar bırakacağını gösteriyor.
Okunmalı :)
Yazarın İstanbul şiirinde dediği gibi:
"Seni görüyorum yine İstanbul
Gözlerimle kucaklar gibi uzaktan
Minare minare, ev ev,
Yol, meydan. "

İçeriğindeki öykülerde İstanbul kokusunu buluyorum. O önünden defalarca geçtiğimiz minareleri ve evleri, üzerinde bi ileri bir geri yürüdüğümüz yol ve meydanları bütün canlılığıyla kelimelerde görüyorum. Belki de sadece öykülerin; o en sevdiğim mekanlarda, İstanbul'un kalbinde geçtiği kısımlarını sevmişimdir. Ama bu bütün kitabı güzelleştiriyor gözümde. Onu İstanbul'dan gelmiş bir mektup gibi okutturuyor bana...
"Burada her şey, herkes birbirine gülümsüyor. Hiçbir ihtiyar, hiçbir çirkin, hiçbir düşünceli insan resmi yok. Adeta bu fotoğrafhaneye sevinçsiz hiçbir insan ayak atmamış."
Fotoğrafçı da itiraz edemez, sizin kimseniz yok, fotoğrafı ne yapacaksınız, diyemez. Sorarsa, elbette günün birinde benim de bir sevgilim olabilir. Sizin çekeceğiniz bu en güzel fotoğraf onun çantasının gizli bir köşesinde, güzel kokular içinde yatabilir derim.
Eski kitaplar! Sizin sadece yapraklarınızı çevirecek olsam bir çift sayfanın arasına, kurutmak için kim bilir kaç yıl evvel konulmuş bir çiçek çıkacak. Bir başkasında solmuş bir menekşe bulacağım. Daha çocukluğumdan kalmış bir başkasının İçinden bir çikolata kağıdı, bir tavus tüyü düşecek. O zaman tavus tüylerini kitaplar içine, büyümeleri için koyduğumuzu hatırlayacak, o kır çiçeğinin koparıldığı günü anacak, heyhat o menekşeyi tanıyacağım.
Bir başka güneşin altında, bir başka insan olarak okuduğum, bir zamanlar çocuk başımın üzerine eğildiği sayfalar şimdi sizler de o bahar günlerinin kurumuş yaprakları gibi değil misiniz?
"Düşünüyorum ki, bütün o çamaşırlardan, elbiselerden, tayyörlerden, mantolardan istediğim kadar alacak param olsa da, onları kullanabilecek, onları giyebilecek, “Bütün bunlar senin için!” diyebileceğim kimsem yok."
Şimdi bana öyle geliyor ki, o kitapçı, daracık dükkânını dolduran bütün o meraklı kitapları, Jules Verne'leri, Kırk Ambar'ları, Güzel Prenses'leri, daha neler neleri, boş zamanlarında kendi de okuduğu bütün bu kitapları, birer birer, yavaş yavaş, yaşlarına göre münasip gördüğü müşterilerine dağıttıktan sonra, bütün bu meraklı romanların bitivermiş olduğunu fark ettiği bir akşam, küçücük dükkânının tahta kepenklerini yine her zamanki gibi fakat bu sefer son defa takıp evine döndüğünde, yeryüzündeki vazifesini artık bitmiş sayarak gözlerini kapatıverdi.
Ziya Osman Saba
Sayfa 66 - Can Yayınları, 1. Baskı, Ekim 2014

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi
Baskı tarihi:
2014
Sayfa sayısı:
248
Format:
Karton kapak
ISBN:
9750723476
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Burada her şey, herkes birbirine gülümsüyor.

Hiçbir ihtiyar, hiçbir çirkin, hiçbir düşünceli insan resmi yok. Adeta bu fotoğrafhaneye sevinçsiz hiçbir insan ayak atmamış. Yahut fotoğrafçı, bir muvaffakiyet sırrı olarak, makinesinin karşısında candan gülümseyemeyecek müşterisinin fotoğrafını çekmemiş…
Saba’nın öyküleri, şiirleri gibi içimize apayrı bir hüzün veriyor. Gençliğimizi, bütün mutlulukların yarım olduğunu, insanoğlunun yalnızlığından ne etse kurtulamayacağını, dünyamızın sevgiden, anlayıştan uzak bir dünya olduğunu söylüyor, daha doğrusu duyuruyor. Kitap boyunca buruk bir tat hayallerimizden ayrılmıyor. Ama bu, Saba’nın Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi’ndeki hikâyelerini defalarca okumamıza engel değil. O hikâyelerdeki biricik kahramanın hepimizden bir şeyler taşıdığını anlıyoruz.
Oktay Akbal

Kitabı okuyanlar 60 okur

  • Gizem
  • Yunus yılmaz
  • Nedim Karakuş
  • Ahmet
  • Nesrin Kaçar
  • begül
  • Berfin Dincel
  • dilan
  • Çalıkuşu
  • Zaman yolu

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%0
14-17 Yaş
%6.3
18-24 Yaş
%43.8
25-34 Yaş
%25
35-44 Yaş
%18.8
45-54 Yaş
%6.3
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%64.5
Erkek
%35.5

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%50 (11)
9
%13.6 (3)
8
%22.7 (5)
7
%4.5 (1)
6
%4.5 (1)
5
%0
4
%4.5 (1)
3
%0
2
%0
1
%0