Fatıma

Fatıma
“dum vita est spes est.”
Sevgi
Oturup sohbet etmek, birlikte gülmek, karşılıklı yardımlaşmak, birlikte kitap okumaktan zevk almak, birlikte gülüp eğlenmek, birlikte ciddileşmek, nefret uyandırmamaya dikkat ederek, sanki kendi kendinizle konuşuyormuşcasına ara sıra tartışmak, nadir de olsa kişisel fikir ayrılıklarında orta yolu bulabilmek, birbirimize yeni bir şeyler öğretmek, birbirimizden yeni bir şeyler öğrenmek, birisi bir yere gitti mi sabırsızlıkla yolunu gözlemek, geldiğinde de onu sevinçle karşılamak. İşte bütün bunlar ve benzerleri karşılıklı seven ve sevilen kalplerimizin işaretleriydi; yüz ifadelerimizden, dilimizden dökülüyordu bu işaretler, gözlerimizden okunuyor, sayısız jestlerle kendisini sergiliyordu ve adeta birer çıra gibi ruhlarımızı tutuşturuyor, her bir ruhu birbirine lehimleyip tek bir ruh kılıyordu.
Sayfa 114·Kitabı okuyor
Felsefe
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Kibir sadece yüceliği taklit eder.
Sayfa 85·Kitabı okuyor
Felsefe
kutsal kitapların bizleri şaşırtan derin anlamları var, yüzeysel kısmı şımartılan çocuklar gibi bizi şımartıyor.
Sayfa 12·Kitabı okuyor

Fatıma

, bir kitabı okumaya başladı
Augustinus
7.8/10 · 658 okunma
10/10
·68 syf.·
Beğendi
·
2021 6. kitabı
Platonik aşkın Nirvana noktası.. Mektubu okurken en etkilendiğim nokta veda kısmındaki şu satırlarıydı; Hayatı boyunca her yaş gününde beyaz güller yollarken ölümden sonrasındaki tek arzusu beyaz güller olmasıydı. “Fakat kim... evet şimdi bundan sonra kim yaş günlerinde sana hep beyaz güller yollayacak? Ah evet o vazo boş kalacak.. senden tek ricam, bu benim senden ilk ve son ricam... benim hatıram için yap bunu her yaş gününde beyaz güller al ve onu vazoya koy..” Kitabı çok uzun zaman önce okumuştum ve tekrar aynı duygularla okudum.. Bir kadın düşünün, Çok sevmiş, ama asla bilinmeyen.. Bakıp görmeyen, sevişip sevmeyen, tanışıp tanımayan bir adama mutlak aşkla, bir ömür adanmışlıkla yazılan sarsıcı bir aşk, bir itiraf, bir veda mektubu... Genel tabiriyle bir aşk, bir adanmışlık.. Biz bu 20.yüzyılda her şeyi yüzeysel yaşayıp her şeyi çarçabuk tükettiğimiz için, böylesi bir duygu yoğunluğunu ve böylesine bir aşkı anlamamız ne kadar mümkün? Tek taraflı aşk dediğimiz belki de, saplantılı halin en nahif haliylese bile, böylesine tesirli, okurken her zerresine kadar hissettiğim bir hikayeydi benim. Çelişkide kaldığım tek nokta mektubu yazdığı adama, ana karakterin birisi olan R.. defalarca birlikte olup karşılaştığını kadını hatırlamıyor olması. Okuduktan sonra bir an düşündüm. Eğer R. onu tanımış olsaydı, bu kadar derin bir ask hikayesi çıkar mıydı?.. muamma.
Aşk
Bilinmeyen Bir Kadının MektubuStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2022266,6bin okunma