ah benim şehrim, benim sevgili şehrim, bütün şehirlerin gözbebeği, kâinatın gururu, olağanüstü şaheseri, kiliselerin anası, dinin en büyük önderi, ortodoksluğun rehberi, ilimlerin hayat kaynağı, bütün güzelliklerin yuvası. sen tanrı'nın elindeki kâseden ilahi gazabı tatmak zorunda kaldın. sen bir zamanlar pentapolis'i yıkıp mahveden ateşten daha feci bir ateşle yandın.
hangi şer güçler seni yok etmek istedi? hangi kıskanç ve insafsız intikam şeytanları sana çılgınca saldırdı? karşı konulmaz gözü dönmüş kişiler sana bir gelin odası hazırlayacakları yerde, seni ortadan kaldırıp yok edecek ateşi körüklediler.
bir zamanlar zarif hatlarınla imparatorluk ipekleriyle her renge bürünmüş güzel şehir, şimdi nasıl böyle necis, kötü ve her türlü kötülüğe açık hâle geldin? hakiki evlatlarından nasıl yoksun kaldın?
ey tahtı eskiden yüksekte olan, gücü uzaklara erişen, güzellikte muhteşem, hem vüs'ati hem de azametiyle efsunkâr olan şehir; şimdi paha biçilmez hükümdarlık tacın kırılmış, zarif esvabın, imparatorluk peçelerin yırtılmış, sökülmüş yerlerde yatıyorsun.
seni kim kurtaracak? kim seni teselli edecek? kim koruyacak? kim senin kötü talihine üzülecek? kim senin iyiliğini düşünecek?