“Herkes kendi görüş mesafesini dünyanın sınırları zanneder.”
Kaç ömür gerek, yaşamayı öğrenmek için? Peki çok uzun bir ömür bir ödül mü, yoksa ceza mı olurdu insan için? Mayıs ayında harika bir kitap eşlik ediyor okuma grubumuza. Akıllarımıza şubat ayında bayılarak okuduğumuz “Gece Yarısı Kütüphanesi” ile kazınan yazarımızın bir başka eserini okumaya direnemedik. Karşınızda İngiltere’nin önemli yazarlarından Matt Haig’in büyük övgü toplayan, otuz yedi dile çevrilen ve yakında beyaz perdeye uyarlanacak kitabı “Zamanı Durdurmanın Yolları”.
Tom Hazard; çevresi tarafından kırk bir yaşında, sıradan bir tarih öğretmeni olarak biliniyor ama o aslında yüzyıllardır hayatta. Tam olarak dört yüz otuz dokuz yıl kadar. Çok nadir rastlanan, adı tıp terminolojisinde bile geçmeyen bir hastalıktan muzdarip. Normal bir insanın aksine yaşlanması asırları buluyor. 1581 yılında başlayan yaşam serüveninden bu yana Shakespeare ve Fitgerald gibi önemli yazarlarla tanışmış, Kaptan Cook’la açık denizleri fethetmiş. Şimdiyse tek istediği huzurlu ve sakin bir hayat yaşamak. Kimliğini değiştirmeye devam ettiği sürece de geçmişini geride bırakabilir ve hayatta kalabilir. Ama ya altın kuralı çiğner de aşka düşerse?..
Yüzyıllardır hayatta olan bir adamın kendini ararken aşka rastlayışının öyküsü bu, insanın kendini kaybedip tekrar bulmasına dair güzel bir anlatı. Konusu, akıcılığı ve anlatımıyla severek okudum. Çok zevk aldığım kara mizahtan, varoluşsal-felsefi sorulardan, aşktan ve insanlık hallerinden bolca serpiştirilmişti paragraflara. Aman dikkat! Kitaptaki özlü sözlerin ve sevdiğiniz yerlerin altını çizmek isterken kitabı boyama kitabına dönüştürebilirsiniz. Eserin film hakları da Benedict Cumberbatch tarafından satın alınmış, ortaya güzel bir yapım çıkacağından şüphem yok. Sözün özü, henüz
“Seni büyük gösteren kendi ilmin değil, etrafındakilerin cahilliğidir.”
Selaammm kitap tutkunları! Bugün, düzenli olarak paylaştığım Türk Edebiyatı Klasikleri dizisinden bir roman ile karşınızdayım. Okumaktan çok zevk aldığım bir isim olan Hüseyin Rahmi Gürpınar’dan yana kullandım hakkımı bu kez. Karşınızda genel toplumsal ahlakı irdeleyen, ilginç karakterleri ve mizahi diliyle okuruna sürükleyici bir hikâye anlatan “Gönül Bir Yel Değirmenidir Sevda Öğütür”.
Şadan Bey, kadınsız bir hayat düşünemeyecek kadar çapkın ve bir kadına bağlanamayacak kadar da sadakatsiz bir şahsiyete sahiptir. Ailesi tarafından hovardalığı bırakır umuduyla tez zamanda görücü usulüyle evlendirilir. Böylelikle kendisinden her anlamda üstün olan, okumayı-yazmayı seven, felsefi sohbetler yapmaktan hoşlanan entelektüel karısı Sabiha Hanım’ın yaşadığı köşke içgüveyi gider. Hanımından geri kalmamak adına, entelektüel bir maskeye bürünerek ona ayak uydurmaya çalışan ancak her seferinde komik durumlara düşen Şadan; karısının bu kültürel üstünlüğüne ve alaycı tavırlarına dayanamaz. Kültürel anlamdaki yenilgisini gizli bir galibiyetle hafifletmek ister, en iyi bildiği o iş için kolları sıvamıştır çoktan: Çapkınlık...
Konu Türk Edebiyatı klasikleri olunca, benim Gürpınar sevdamı sağır sultan işitti artık. Hüseyin Rahmi’nin nüktedan dili ve insan ilişkilerine alaycı yaklaşımı ile şenlenen ve beni yine çok eğlendiren, düşündüren bir romandı okuduğum. Kendisinin yirminci yüzyılın başlarında yazdığı her satır, yirmi birinci yüzyılın başında da o kadar içimizden, o kadar gerçek ki!.. Hayatı boyunca hiç evlenmemesine karşın evlilik müessesesine dair aktardıkları da okunmaya değer. Kitap gayet akıcı, kurgu merak uyandırıcıydı. Olaylar Şadan’ın planladığından çok daha farklı gelişince de ilişkilerin zayıf