"Birini kaybetmek böyle bir şey miydi? Acısı asla geçmiyordu. Sadece... üzeri örtülüyordu.”
Fantastik roman tutkunları, toplanın! Bugün; büyücülerin hüküm sürdüğü, iblislerin sadık hizmetkârlar olduğu ve en büyük bedeli yine masumların ödediği bir evrene aralıyoruz kitap sayfalarını. Karşınızda okuruna sihirli bir dünyayı vaad eden ama sadece kapı deliğinden baktıran Margaret Rogerson ve “Dikenlerin Büyüsü”.
Doğduğunda Güneyrüzgârı krallığındaki Büyük Yazdüşü kütüphanesine bırakılan Elisabeth, hayatı kütüphanede geçen ve kitaplarla kimsenin kuramadığı gibi iletişim kuran bir genç kızdır. Zincire vurulmuş büyü kitaplarının tehlikelerini bilerek büyüdüğü için bir gün muhafız olmak ve krallığı kara büyü kitaplarından korumak istemektedir. Oysa hayalleri de hayatı gibi bir gecede tepetaklak olur. Kütüphanede gerçekleşen bir saldırı sonucunda en tehlikeli kara büyü kitaplarından birinin serbest kalmasıyla, bir anda kendini büyücü Nathaniel Thorn ve onun gizemli iblisi Silas ile yüzyıllardır süregelen karanlık bir planın ortasında bulur. Büyük Yazdüşü Kütüphanesinin, hatta dünyanın geleceği artık onların elindedir...
Dikenlerin Büyüsü ne aşırı kötü ne aşırı iyi bir kitap, yalnızca ortalama bir roman bence. Tek kitap olduğu için bazı şeyler çok yüzeysel sunulmuş. Okuyucunun evrene daha iyi hâkim olması, olayları daha iyi kavrayabilmesi için bunlar daha ayrıntılı işlenebilirdi. Konu olarak aksiyona oldukça açık olan bir kitap, girift olaylar ve işleyişteki eksiklerle birlikte beni sıkmadı değil. Nathaniel’ın bir süre Elisabeth’in planlarının öylece uzağında kalması düşündürücüydü. Bir Sihirzade olarak ağırlığını koymasını ve düşüncelerinin daha derin olmasını beklerdim. Silas’ın kitabın en harika karakteri oluşu ve tüm yükü üstlenmesi ise hem harikaydı hem üzücü. Çünkü ne