“Dünyada en ciddi mutluluk varsa o da insanın gerçekten mesut olduğunu kendi kendisine inandırabilmesinden ibarettir.”
Merhabalar kitap dostlarım! Değerli Türk edebiyatı klasiklerini yorumlamaya hız kesmeden devam... Bugün karşınıza, Türk edebiyatının gerçek anlamda ilk popüler yazarı olan Ahmet Mithat Efendi’nin imzasını taşıyan, kapağına vurularak aldığım ama içeriği ile de gönlümü fethetmeyi başarmış olan bir eserle geldim: “Henüz 17 Yaşında” ile.
Ahmet ve Hulusi adında iki arkadaş, Fransız Tiyatrosu’nda sahnelenen bir oyunu izlemek üzere gittikleri Beyoğlu’nda fazlaca içip sarhoş olup da geç saatte şiddetli yağmur bastırınca eve dönemediklerinden kalacak yer arayışına düşerler. Biraz da zorunluluk gereği geceyi geçirmek için bir geneleve girerler. Ahmet Efendi’nin karşısına henüz on yedi yaşında Kalyopi adlı Rum bir genç kız çıkarılır. O geceyi izleyen günler, hem Kalyopi’nin hem de Ahmet Efendi’nin hayatını tümüyle değiştirecektir...
Sayfaları her çevirişimde kah sevindiren, kah kederlendiren bir kitaptı okuduğum. Dönemin eserlerinde çoklukla katlanan “ahlaksız kadın” tiplemesine bu eserde de rastlıyoruz. Ancak genellikle erkek başkişisini yolundan eden, hayatını karartan, uzak durulması gereken kadınlara yer veren edebi eserlerin aksini kaleme alarak Ahmet Mithat, dönemin diğer yazarlarından ayrılmış. O genelev çalışanı Kalyopi’ye kulak verip bu acılı hikâyeyi okuruyla paylaşarak, “ahlaksız” görülenin de içine, arkasına bakılmasını istemiş. 19. Yüzyıl sonlarındaki Osmanlı’da kadının acizliğini, toplumun birey üzerindeki inanılmaz baskısını işlemiş ve çağına göre, hatta günümüze göre bile gayet modern fikirler içeren bir roman meydana getirmiş. Tanzimat Dönemi eserlerinde sıklıkla karşılaştığımız esaret, kölelik gibi konulara burada da yer verilmekle birlikte