“Ayıplarımızı, rezilliklerimizi, alçaklıklarımızı saklayan perdeleri, duvarları ortadan kaldırırsak insanlığımızdan, kendi kendimizden iğreniriz.”
Selaammm. Türk Edebiyatı Klasikleri arasında okumaktan en zevk aldığım isimlerden biri olan Hüseyin Rahmi Gürpınar ile geldim bugün. Gizemli bir tehdit mektubu, İspanyol gribi ve iki zengin konağından ardı ardına çıkan cenazelerin arasındaki gizli bağı çözmek için batıl inançların vahim gülünçlüğünden yola çıkıp yoksulluğun, kimsesizliğin katı gerçeğine ulaşan nefes nefese bir polisiye, “Hakka Sığındık” romanı ile.
İspanyol gribinin dünyayı kasıp kavurduğu yıllarda bir gecede birkaç mahalleyi kül eden meşhur İstanbul yangınları gibi hızla yayılan hastalık, ölümü paylaştırmakta zengin, fakir gözetmeyerek bir tür eşitlik sağlamış, yoksullar için yürek soğutan gizli bir intikam olmuştur. Haksız kazançla zengin olanların batıl inançlarından ve korkularından faydalanmak isteyenlerse evliyalık iddiasıyla bir düzen kurup çıkar sağlamanın peşindedir. Hoşkadem Mahallesi’nde konak yavrusu güzel bir hanenin sahibi olan harp zengini Hacı Ferhat Efendi de, Hazret-i Abdal imzalı bir ihtar mektubu alır. Oğlunu, torununu ve gelinini yakında gerçekleşecek ölüm fekaletinden kurtarmak istiyorsa üç yüz lira meblağı gözden çıkarması istenir. Kerametten çok hilekârlığa yorulan bu garip ihtar mektubu elbette ciddiye alınmaz. Ta ki sekiz on gün içinde haneden üç cenaze çıkana ve bir diğer ihtar mektubu konağın kapısını çalana kadar…
Yazarın; harplerin, iktidar değişmelerinin ve siyasî kaynaşmaların yol açtığı toplumsal dengesizlikleri, zenginlerle fakirler arasındaki uçurumları, bakımsızlığın ve ilgisizliğin sebep olduğu sefalet ve düşkünlüğü işlediği bu romanını da hiç sıkılmadan büyük bir merakla okudum. Gürpınar’ın nokta atışı tespitleri var