KÜLTÜREL TERMODİNAMİK: Hegemonya, Kontrol ve Maddi Sınırlar Üzerine Dokuz Eksenli Bir Analiz Robin Hood efsanesinin 12. yüzyıldan günümüze evrimini takip eden bu çalışma, muhalif kültürel figürlerin kapitalist sistem tarafından nasıl absorbe edildiğini ortaya koymaktadır. Dokuz eksenli metodoloji aracılığıyla, bu dönüşümü sadece kültür-politik değil, aynı zamanda termodinamik yasaları ile fiziksel altyapısının çelişkileri bağlamında analiz edilmektedir. Kültürel Termodinamik olarak adlandırılan bu çerçeve, Che Guevara, Malcolm X ve Marilyn Monroe gibi tarihsel figürler üzerinden test edilmiş ve evrensel bir geçerliliğe sahip olduğu gösterilmiştir. Son olarak, simülasyonun maddi sınırları ve kodlanamaz yaşamın direniş potansiyeli incelenerek, kapitalizmin kaçınılmaz fiziksel çöküşü ve insanın kuantum belirsizliği aracılığıyla direniş olanakları tartışılmıştır. GİRİŞ: "MASKENİN" TARİHİ VE "HARD WALL"IN KAÇINILMAZLIĞI Bir efsanenin tarihsel metamorfozunu incelemek, aslında o efsanenin yazıldığı dönemin güç ilişkilerini, sınıfsal kaygılarını ve egemen ideolojisini deşifre etmek demektir. Robin Hood, 12. yüzyılda sözlü anlatım geleneğiyle ortaya çıkmasından bu yana, her çağda farklı bir maske takmıştır. Ancak bu maskelerin altında, aynı bir gerçeklik yer almıştır: Muhalif enerji, sistem tarafından sürekli olarak absorbe edilmiş, estetikleştirilmiş, soyutlaştırılmış ve sonunda paraya tahvil edilmiştir. Bu makale, Robin Hood efsanesinin bu yolculuğunu takip ederken, aynı zamanda muhalif kültürel figürlerin dönüşümünün bir termodinamik yasası olduğunu iddia etmektedir. Sistemi yok edemeyeceğimiz için, hatta sistem onu her saldırısı karşısında güçlendireceği için, direncin son kapısı—paradoksal olarak—fiziksel yasalardır. Elektrik kesilir, çip krizi yaşanır, nehirler kurur.
Felsefe
Şerefsiz
Adam değilsin ki engele atmakla yetinip kaçıyorsun gerçi en başından beri korkak,mal , beyinsiz olduğunu biliyorum Sana sadece acıyorum çocuk yaşın reşit ama karakter ve olgunluk konusunda 3 yaşındaki bir çocuk kadar bile değilsin 3 yaşındaki çocuktan daha geri plandasın karakter ve olgunluk açısından. Bir kızla nasıl konuşulması gerektiğini en yakın zaman da öğrensen iyi olur.karakter ve oögunluk konusunda çok iyi olan ablanın yani benim tavsiyem tavsiyemi dinle. Sevgilin varken başka kızlara yavşamak tam senlik karakter beklerim senden... Ben senin iğrençliğini anlatacak kelimeler bulamıyorum inşalla geberirsin. En içtenlikle ettiğim duam bu.
Reklam
Denemevari yazılar part 3 :)
Anne ve baba olmaya karar vermek, sadece biyolojik bir süreç ya da toplumsal bir rolü üstlenmek olmamalı; bu karar, öncesinde derin bir farkındalık ve eğitim gerektirmelidir. Çünkü ne yazık ki günümüzde birçok ebeveyn, dünyaya getirdikleri çocukları kendilerine ait birer "mal" veya "mülk" gibi görme hatasına düşüyor. Onları birer emanet olarak kabul etmek yerine, çocuklarının mutlak sahibi olduklarına inanıyorlar. Bu sahiplik duygusu, beraberinde tehlikeli bir yanılgıyı getiriyor: Kendi geçmişlerinde gerçekleştiremedikleri hayalleri, yarım kalmış hedefleri çocuklarına yüklemek. Egolarını tatmin etmek için bir araç olarak görmek. Böylece evlatlar, koşulsuz sevilen birer birey olmak yerine, ebeveynlerin hırslarını tatmin edecek birer "proje" haline dönüştürülüyor. En acı olanı ise sevginin bir şarta bağlanmasıdır. Çocuklar, sadece ebeveynlerinin çizdiği sınırların içinde kaldıkları, onların istedikleri kalıplara girdikleri ve onların emirlerini uyguladıkları sürece seviliyor ve değer görüyorlar. Yani bir çocuk, ancak anne babasının aynası olduğu müddetçe kıymetli; kendi kimliğini kazanıp, kendi olmak istediğinde ise bir tehdit olarak algılanıyor ve karşısında büyük bir direnç buluyor. Anne babasının istediği yoldan giden çocuk "hayırlı evlat" ilan edilirken, kendi özgün yolunu çizmek, kendi kimliğini bulmak isteyen çocuk dışlanıyor. Bu anlayış üzerine hepimizin durup derinlemesine düşünmesi gerekiyor. Çocuklar, anne babalara üzerlerinde tahakküm kursunlar, onları birer köle gibi yönlendirsinler diye verilmedi. Onlar, bu dünyada kendi benzersiz hayatlarını yaşayabilsinler diye ebeveynlere teslim edilmiş birer emanettir. Anne babanın asıl görevi; çocuğun hayat yolunu zorla çizmek değil, o yolda yürürken ona doğru bir rol model olmak, onu tehlikelerden korumak ve güvenle
Mayıs Okuduklarım & Haziran TBR (Yappingte Şampiyonlar Ligi)
Mayıs ayı, yine-yeni-yeniden çok dengesizdi. Ben bile bu kadar dengesiz değilim/j Kimi zaman, YKS25 sınavındaki sanat eserini çöp sanıp çöpe atan hizmetçi kadar süzme; kimi zaman Kintsugi sanatı gibi kendini kusurlarıyla dahi kabul eden hatta o kusurları daha da ön plana çıkaran o sanat türü gibi kendiyle barışık & mutlu hissettim. Ortasıysa hiçbir zaman kapımı çalmadı. Yaşadığım sıkıntı büyük ölçüde hobilerime yansıdı tabii. Özellikle kitap cephesi bundan fazlasıyla nasibini aldı: Kitap okumak, benim için aylar önce korktuğum şekilde yük haline geldi. Kitapları özümseyerek okumadım aksine vicdanımı rahatlatmak için bir araç niyetine kullandım. Sonucu ağır oldu gerçiçdğwdğwdwpğ. Vicdanım sadece kısa süreli rahatladı. Günün sonunda eylemleri yüzünden kitap okumaktan iyice soğumuş kendimle kaldım. Ama dengesiz demiştim ya ay hakkında, atlatmanın yolunu da buldum fazla gecikmeden. Yanlış anlaşılmasın, çok sıkıntı çektim süreç içinde. Sabotajcı iç sesim otoriter oldu, keyif aldığım şeylerin bana yine zevk vermemesinden korkup kaçtım. Ancak, tüm hayatıma entegre ettiğim bir sözü, düşünceler susana dek telkin ederek çıktım bataklığımdan: Yarına sağ çıkıp çıkmayacağım bile belli değilken ben ne diye saçmalıklara harcıyorum zamanımı? Ben, her zaman hayata en ufak rüzgarda uçup giden bir yaprak olmadığımı, iz bırakmak için geldiğimi düşündüm. İz bırakmak istiyorsam, sevdiğim şeyleri dibine kadar tatmak istiyorsam bir kelebeğin ömrü misali zamanı değerlendirmem gerekmez mi? Gerekir. Ben de kazandığım bu farkındalıkla yeni bir pencere açtım hayatıma. Ancak o pencere, direndiğim o rüzgarı beraberinde getirdi. Hâliyle yanlışım sandım. Sonra anladım, panzehirim rüzgarmış. Yıkılmakmış. Kitaplardan, çok sevdiğim şeylerden kendimi soğutmam yüzeysel bir olay değilmiş. Kendimi
1000Kitap
Çanta ve ayakkabı görüşüm sebze ve meyve için de geçerli
Bugün pazardayken ikişer şekilde dört plastik kasayı ayaklık yapıp üzerine 3-4 m biraz kalın ama yetişkin biri için hafif bir plastik ile tezgah yapıp üstüne plastik hasırlar dizmiş bir yer vardı. Ben annemleri beklerken etrafa bakıyordum ve çocuğun bir şeyler yaptığını görünce orada durdum. Geriye doğru devrilmişti bir köşeden tutup ondan daha da küçük olan çocuğa sesleniyordu ama gelmedi hemen. Ve ben birkaç adım attım ona tutmak için o sırada içeride yatan adamla göz göze geldim. Çocuğun halini görüp gelmiyordu. Buna gıcık oldum. Bir an tereddüt etsem de diğer velet gelince yumuşak tonda "Sen de karşıya geç istersen. Burayı ben hallederim." deyip gülümsemiştim. Ve geri çekmiştik. Onlar hafif tarafta ben baya hasırla dolu taraftaydım. Yardıma gelmiş diye "Gerek yok sen bekle." demedim büyüğün yanına yolladım. Bir yandan da kalabalıkta olmanın farkındalığıyla çekimserim. O yüzden biraz durmuştum ama buraya kadardı. Ben hasırlar düşmeden çekeriz sandım ama biraz gecikme ile düşmüşlerdi. En azından tezgah olan o plastiği doğru düzgün yerleştireceğiz derken çocukla alttaki birbirine bağlı olmayanlar düştü. O an sesli güldüm. Ve "Tek başına yaparken zordu şimdi üç kişiyken daha da zor oldu değil mi?" deyip çocuğu yoklarken düzeltip dizdik ve babamların geldiğini görüp onlara katılırken "Ne oldu, ne yapıyordun?" diye tuhaf tuhaf bakmışlardı. "Güçlü ve cesur çocuğa minik bir yardım takviyesi sağlamaya çalışıyordum." deyip giderken çocuğu unutmuştum. Bana "Eline sağlıııkk." diye biraz yüksekten yetişince ona dönüp gülümseyerek "Ne demek kolay gelsin." el sallayıp önüme döndüm. Çocukluktan olan o el sallama olayını çocuklara yapmayı çok seviyorum. Sonra "İçeride büyük biri vardı. Çocuğun halini görüp gelmedi. Çocuk için zordu yani, kör olan görür." deyip biraz sinirle
Duygu ve Düşünce
Biraz komik Biraz çocuk Fazlasıyla cringe Hahahahahahahahhahahahah . . . Mal.
Reklam
Reklam