Fethi Gemuhluoğlu, bütün çevrelerde derviş-meşrep adıyle nam salmış bir düşünce adamı. Kitabı okurken, önce kendimize, sonra çevremize dost olmayı telkin ediyor. Müslüman dediğiniz kendine, eşine, dostuna, toprağına dahi toprakları üzerinde fitne çıkarılmış mazlum toplumlara dost olmayı görev edinmiş kişidir, diyor. Fethi Bey'in bu kitabında kıbrıs sorunundan tutun da özgürlük mücadelesi veren Mahatma Gandhi'ye kadar pek çok siyasi ve sosyal olaya takındığı tavrı göreceksiniz. Kitapta Fethi Bey'in çeşitli yayın mercilerinde yayımladığı yazılarında özgürlük mücadelesi veren Batılı olmayan toplumlara desteğini ve Türk halkını da bu ülkü etrafında toplanmaya çağırdığını göreceksiniz.
Kitabın kapağını ilk gördüğümde dostluk üzerine yapılmış felsefi bir soruşturma okuyacağımı sanmıştım. Lakin bu kitap aralarına dostluk üzerine çeşitli şiir, türkü, deyişin serpiştirildiği bir diriliş postasıymış. Fethi Bey'in mektupları, yazıları, konferansları bittikten sonra 1977'deki irtihalinin ardından dostlarının onun hakkın yanında batıla karşı dimdik dururken sabrı elden bırakmadan ölene kadar nasıl kararlı bir duruş sergilediğini anlatan yazılarına tanıklık edeceksiniz.
Metin aralarında Fethi Bey'in günlük hayatta sıkıntı yaptığımız bazı durumlara sunduğu öğütleri de okuyacaksınız. Öyle anlaşılıyor ki yazarımız geçmişimizi iyi bilen ve geleceğimizi ferasetiyle tayin eden bir gönül ehliymiş. Mekanı cennet olsun.
Hayret makamında okuduğum bir kitap oldu İnsanın Acayip Kısa Tarihi. Güray Süngü'nün kaleminden çıktığı için zaten güzel bir şeyler bekliyordum. Ama 136 sayfalık bir serüven boyunca kah şaşırıp kah kahkaha atmak... farklı bir deneyim oldu. Aslında "kendini bil" temalı bir novella. Bunun yanında yan çatışmalarla modern -sanan-insan eleştirisi de çıtır çerez olmuş. Kitap bittiğinde aklımda Fuzuli'den:
Aşk imiş her ne var alemde
İlim bir kıyl ü kal imiş ancak
beyti geliverdi. Kitapta sorulan sorulardan mülhem: Ya normal olduğumuzu sanıyorsak ve normal olduğumuzu sanarken asıl normal olan insanları deli varsayıyorsak, o zaman nice olur halimiz? Güray Süngü hep yazsın efendim. Çünkü kalemi o kadar kuvvetli ki Bilinmeyen Adanın Öyküsü, Simyacı vs. bu hakikati gösteren parmağın çap olarak da lezzet olarak da yanından geçemiyor maalesef.
Şaşılacak bir şey sanmıştım ilk kez okuduğumda bu tiyatroyu. Sonra Güray Süngü'nün Düş Kesiği romanı gelmişti aklıma. Hatta bu iki metin arasında ilişki kurup bir yazı çıkarmayı da planlamıştım. Çünkü iki eserde de kendi yazdıklarını yaşayan iki edip delirmenin eşiğine geliyordu. Beni bu kadar gerilime sokan iki kitabın da dikkat-i nazar ile okunması gerektiğine kanaat getirmiştim. Hala öyle düşünüyorum lakin...
Kitapları sindirmenin de etkisiyle olsa gerek kişinin yazdıklarını yaşaması bana artık pek de tuhaf gelmiyor. İnsanız. Yazmamış olsak da seçimlerimizin sonucuyuz. İnsanı hem özne hem nesne saydım bak! Bunu ilk deneyen ben değilim elbette. İnsan bu dünyada şairane mukimdir derken hakikatli konuşuyordu düşünür. Bize gelenler ve bizden gidenler arasında bir trajedideyiz. Allah sonumuzu hayretsin.
Yaptım yapacağımı, dedi Macbeth, yapmaz olaydım der gibi. Her cümlesinde içimi titreten bir eser. Shakespeare'e alkış tutarken bu eseri böyle sanatkarane Türkçe söyleyen çevirmene de aşk olsun :)
Vermek istediği mesajı bu kadar açık söyleyen bir kitabı ilk kez okuyorum. "Kendini bil" öğretisini yüzyıllardır tevarüs etmiş bir geleneğimiz olduğundan ve araya serpiştirilmiş vecizeler yapıştığı yerde biraz eğreti durduğundan kitabın zoraki bir iyimserlikle yazılmış olduğunu hissettim. İlki benim geleneğimizle iç içe olmaya çalışmamla alakalı bir şey fakat ikincisi yazarın hikâyenin doğal akışını tutturamamasıyla alakalı.