9/10
·350 syf.··
Beğendi
·
2026 120. kitabı
Herkese Merhaba Bugün sizlere Hakim Türkmen kaleminden Kiralık Kral kitabının yorumu ile geldim Haziran ayının sıradaki kitabı 2026 yılı basımlı 351 sayfalık bir kitap • Parasız ve dibe vurmuş olan kahramanımız Bertuğ, internetteki kiralık kral ilanına başvuruyor. Mülakattaki vizyonu ise: "Kafamdaki plan; kimseye çaktırmadan muasır medeniyetler seviyesine çıkıp sonra bir anda arayı açmak." Ve karşınızda Zigonya kralı. ​• Tahta geçer geçmez ilk kanununu ilan ediyor: "Sıradan ayrılan, döndüğünde en arkaya geçmek zorundadır." Tabii kabile halkı buna ifadesizce bakıyor; çünkü adamların derdi sıra değil, düpedüz açlık. ​• Ülke töresine göre, ölen eski kralın 80 küsur karısı artık otomatik olarak Bertuğ’un. Hayatında bir kadının elini tutmamış bu İstanbullu çocuk için tam bir şok. ​• Zigonya’nın acı gerçekleri ise tam dram: Üretim sıfır, gençler kaçıyor, altyapı yok, hazine bomboş. Halk bilime değil yaşlılara inanıyor, kadına değer verilmiyor. Üstelik tüm mallar batılı sömürgecilerden ithal ediliyor. ​• Bertuğ bu ilkel düzeni yıkmak için radikal bir sekülerleşme hamlesi başlatıyor, tek eşliliği savunuyor. Halkın yiyecek balığı yokken, batılılaşma sembolü olsun diye ülkeye Opera Binası diktiriyor. Bina havadan hurma şeklinde görünse de memlekette havadan bakacak tek bir uçak bile yok. ​• Gelenekleri zorla değiştirmeye çalışınca işler çığırından çıkıyor. Bertuğ koltuğu korumak için diktatörleşmeyi denese de isyanı bastıramıyor ve nihayetinde havlu atıyor. Getirdiği tüm batılı reformları tek tek iptal ediyor. ​• En büyük darbe ise ülkenin kimliğine vuruluyor: "Zigonya ismi silinecek, Ayebere Krallığı dünyaya ilan edilecek." ​Bertuğ sömürgeciliğin bu sinsi çarkında bir piyon mu olacak yoksa kral mı? Cevabı kitabın sonunda. Hem çok akıcı hem de acayip zekice kurgulanmış bir
Kiralık KralHakim Türkmen · Bedevi Yayınları · 202613 okunma
Khaled Hosseeini - Ve Dağlar Yankılandı
Puan vermedi·410 syf.··
2026 5. kitabı
Yazarın okuduğum ikinci eseridir, ilki Uçurtma Avcısı'ydı ve kurgusal anlamda kendine daha çabuk bağlayan bir eserdi. Bunda geri dönüşlerle esere bir aura yerleştirmeye çalışmış ancak bu geri dönüşler savruk ve naçizane amatörce yapılmış diyebilirim. Ayrıca birden fazla hikayeyi birbiriyle ilgili noktalardan birbirine bağlaması kendi adıma diğer esere göre okuma keyfini bir tık azaltmıştır. Yazarın eserlerinde dikkatimi çeken şeylerden biri Afganların Mevlana sevgisidir. Eserde Ankara'dan ve Kuğulu Parktan da bahsedilir. Benim için vasatın bir tık üstünde bir eserdi. Özellikle doktor Marcos, Timur ve İdris'le ilgili kısımların esere neden eklendiğini anlamadım hatta olay örgüsündeki birçok karakter ve olay esere adeta hacim olsun diye eklenmiş gibiydi ancak tabi ki bunu eski romanlardaki gibi amatör bir tarzda yapmaz, kendini bir şekilde okutur. Eser babaları Sabır'ın, Peri ve Abdullah isimli çocuklara bir hikaye anlatmasıyla başlar. Çocukların annesi Peri'yi doğururken vefat etmiştir ve üvey anneleri vardır. Babaları yoksul bir gündelikçidir. Üvey anneleri çok ilgili olmadığı için Periyi neredeyse Abdullah büyütmüştür ve ona çok düşkündür. Dayıları Nebi çocukları ve babasını çalıştığı Vahdati ailesinin yanına getirir. Abdullah burada olacakları anlar ve ağlar, periyi evlatlık vereceklerdir. Bu Abdullah'ı çok sarsar. Buradan çocukların babası Sabır ve üvey anneleri (aynı zamanda teyzeleri) Pervane'nin çocukluklarına inilir. Pervanenin Masume adında bir ikizi vardır, Pervane oldukça çirkinken Masume bir o kadar güzeldir ve Sabır da dahil herkesin ilgisi onun üzerindedir. Ancak Pervane'nin gözü de daima Sabır'dadır. Masume Sabır'la evlenir ve Peri'yi doğururken ölünce kardeşi Pervane Sabır'ın karısı olur ama bu kısımlar savruk dediğim geri dönüşlerle oluşturulmuştur.
Ve Dağlar YankılandıKhaled Hosseini · Everest Yayınları · 202242bin okunma
Reklam
Puan vermedi·315 syf.··
Beğendi
·
2026 51. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 28 Mayıs 2026 16:47
Ormanın derinliklerinde yürümekte olan avcı ağaçlardan biri üzerinde bir levha görmüş. Levhanın üzerinde şu sözler yazılıymış: Taş Yemek Yasaktır. Bu alışılmadık uyarı karşısında avcı meraka kapılmış. Levhanın asılı olduğu ağacın önündeki ayak izlerini takip etmeye başlamış ve izlediği yol onu bir mağaraya götürmüş. Mağaranın ağzında bir derviş oturmaktaymış ve avcı yeterince yaklaştığında konuşmaya başlamış; “Zihnine takılan soruyu biliyorum. Şimdiye kadar taşları yemeyi yasaklayan bir uyarı levhası hiç görmedin, Çünkü insanların taş yemeye zaten ihtiyaçları yok. İnsanları zaten yapmaya eğilimleri olmayan bir konuda uyarmak niye? İnsanlar arasında taş yeme adeti yoktur, onlara yapmayacakları şeyi yapma demenin ne anlamı var? Ancak şuna dikkat et: insanlar arasında adet haline gelmiş öyle davranışlar, öyle alışkanlıklar vardır ki, bunlar insan için tıpkı taş yemek gibidir. Eğer zararı bakımından düşünürsen taş yemekten çok daha büyük tahribat yapan işlerdir bunlar. Bunlar taş yemek kadar budalaca, insanın öz niteliklerine yabancı tutum ve davranışlardır. Eğer insanlar acınacak haldeyse, insanlar arasında zülüm, haksızlık, merhametsizlik, yozlaşma ve ihanet hüküm sürüyorsa bunun sebebi insanların sanki taş yermişçesine yedikleri bunca nesneden, taş yemeye mümasil tavırlarından doğmaktadır. Senin levhayı gördüğün yerde bir pınar olmuş olsaydı ve ben oraya su zehirlidir yazmış olsaydım sen bunu manalı bir söz sayacak, yerinde bir uyarı kabul edecektin. Büyük bir ihtimalle de benim ayak izlerimi takip edip buraya gelmeyecektin. O çünkü yasaklanan şey senin aklına uygun gelecekti. Gerçekte suyun zehirli olduğunu yazan insanın emrine uyumuş olacaktın. Kendi aklına uyduğunu sanarak benim keyfime uygun davranmış olacaktın. Ama orada taş yemeyi yasaklayan bir levha görünce
Taşları Yemek Yasakİsmet Özel · Tiyo Yayınevi · 20244,085 okunma
Gazze'nin hafızası kızılkapı insan
Puan vermedi·756 syf.··
2026 25. kitabı
#SüleymanCeran'ın editörlüğünde yazar, akademisyen, aktivistlerin kalemlerinden uç seri şeklinde hazırlanan eserin birincisi #GazzeninHafızasıKızılKapıİnsan eserini #okudumbitti. Eserdeki yazi başlıklarına bir bakalım, İsmail Haniyye ve Gazze'nin Çerçeveli Fotoğrafları / Adem Özköse Şehit Yahya Sinvar'a / Tülay Gökçimen Dağ Gibi Adamların, Gölgesi Düşmana Yeten Komutan: Muhammed Deyf / Musa Üzer [Doğumundan Şehadetine Şeyh Salih el-Aruri / Mahmoud Mardawi Ebu Ubeyde : Peygamberin Ashabından İlham Alan Bir Yiğit / Abdulkadir Şen Halid Meşa / l Gönül Ayyıldız Gazze'nin Ruhu : Halid Nephan / Süleyman Ceran Rıfat el-Arir'e Açık Mektup / Peren Birsaygılı Mut Beni Gelip Alacak mısınız ? Çok Korkuyorum / Mustafa Özel Pelerinli Mücahid / Nesibe Hale Tezcan Dr. Adnan el-Burş / Orhan Alimoğlu Bir Cerrahın Tanıklığı ve Mücadelesi / Kadriye Sınmaz Yaşatma Ülküsü, Yok Etme Patolojisini Er Geç İyi'leştirecek / Mustafa Kayapınar
1000Kitap
Kızıl Kapı (3 Kitap Takım)Kolektif · Ekin Yayınları · 202565 okunma
Şeffaflık Toplumu
7/10
·84 syf.··
2026 14. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 22 Mayıs 2026 17:40
Günümüz toplumu bir şeffaflık toplumudur. Şeffaflıktan maksat her türlü pürüzünden arındırılmış, bir türlü nefeslenmeye vakti olmayan ve “dijital panoptikonlar” ile çepeçevre sarılmaktır. Öyle ki günümüz toplumunda insanı geliştirmeye yarayan olumsuzluk, sorun ve tefekkür kapı dışı edilmiştir. Bunların tam zıttı olan olumluluk ise baş tacı edilip baş köşeye oturtulmuştur. Han'a göre modern toplum ivme, teşhircilik ve olumluluk toplumudur. Teşhircilik doğal olarak beraberinde sergileme mantığı getirir. Böylece toplumda şeyler ancak görüldükleri kadar itibar görürler. Görülmeyen ve sırf mevcudiyetleri bakımından değerli olan kült eserler modern toplumda yoktur. Her türlü şey teşhir edilebildiği ve diğerleri tarafından bilindiği kadar değerlidir. Han, sergi mantığını oldukça güzel açıklar. Fakat benim Han'a bir yerde eleştirim vardır. Ona göre kült eserler sırf mevcudiyetleri bakımından değerlidir ve sergilenen mallar değersiz şeylermiş gibi bir anlatı vardır. Oysa Han, insanın içindeki görülme ve beğenilme arzusunu göz ardı etmek hatasına düşer. Çünkü bizim bugün “kült” olarak değer biçtiğimiz eserlerde görülmek, hatta bir nevi sergilenmek için yapılmışlardır. Kimseye sergilenmeyecekse bile insan, sırf kendi gözlerine zevki için de bir eser vücuda getirebilir; onu sergileyebilir. Şeffaflık toplumunun temelinde hızın ve tahmin edilebilir olmanın bulunduğunu söylemiştik. Bu toplum, tahmin edilemeyen olumsuzları tecrit etmiştir. Böylece birbirinin benzeri, düz varlıklar neşet etmiş ve yaşam hızının yavaşlamasının önüne geçilmiştir. Bu toplum fazlalıkları budar, eksik olanları bir yere çıkarır ve herkesi aşağı yukarı eşit hâle getirir. Son olarak Han hakkında şunları söylemek gerekir: Evet, tespitleri doğrudur. Ancak tespitleri devamlı bir konu arkasında döner ve aynı
Şeffaflık ToplumuByung-Chul Han · Metis Yayıncılık · 20243,336 okunma
Puan vermedi·267 syf.··
2026 8. kitabı
·
63 günde okudu
·
Okunma: 22 Nisan 2026 09:48
Huzur söylemi, modern dünyanın kullandığı bir terim, huzur veya barış. Antik dönemlerde savaş hali hayatın gündelik işi gibidir. Günümüzde barışı koruyabilmek için güvenlik güclerine ihtiyaç duyulur. Huzur söylemiyle ekonomi, dini, ideolojik dönüşümün şekilleneceğini dillendirirler. Örneğin Nakşbendi tarikatından olan Turgut Özal'ın Kur'anı bilime temellendirmek için akademisyenlere tefsir ettirir. Huzur söyleminin arka planında olumlu ve iyi yaşamak isteyenlerin seçimini etkilemek vardır. İyi kanaatle seçmenlerin yeni kimlik oluşmasına yardım eder. DİL VE DİLİN SİYASETİ Tanrılar Retoriği Platon, dile üretim aracı olarak bakar. Düşünce, zihnin kendi kendine diyalogudur. Diyalog sonucu kanı oluşur, kişinin kendi kendine ifade ettiği iç söylemdir. Sesli söylem bunun dışavurmuş halidir. Tanrı Dili Antik çağda Heraklitosla Parmanides'i kıyaslamış Ulus Baker. Parmanides'in Doğa Üzerine şiirinde daha mistik ifadeler yer alırken Heraklitos daha rasyonel ifadeler kullanmıştır. Platon'a göre şairlerin, tanrı dilinin gücüyle halkı yanlış etkilediği düşüncesindedir. Liderler de bunun farkında olduğu için Tanrı dilini, mistik öğeleri, inanılmayacak şeyleri etkili söyleyerek yönetir. Bu durumda dil ile hakikat sorunu doğar. Spinoza inanç söyleminin hakikati değil batıl intiba oluşturduğunu söyler. Devlet, yapılarında dinsel düşüncenin kutsal olanın bir kısmına değer biçerken, bir diğerini aşağı çeker. Spinoza inanç ile akıl arasında ayrım yapar. Akıllarını eğitme kabiliyetine sahip az insan vardır. Bu nedenle kalabalıklara bir şeyi öğretmek zorunludur. Kutsal kitapların bilimsel yorumlanmasını vurgular Baker. Dilbilimsel teknik ile parçadan bütüne, bağlamsal, tarihsel, kültürel analiz edilmelidir. Kutsal kitaplar, bilgi konusunda zayıf, insanları etkileme gücü bakımından
Siyasal Dilde Huzur SöylemiUlus Baker · İletişim Yayınları · 202071 okunma
Reklam
Reklam