Malı vakfedenin herhangi bir izin ve kaydı olmaksızın vakıf malından alınıp yenilen şeylerin tamamı haramlığı kesin olan mallar arasındadır. Bu nedenle ilim öğrenmekle meşgul olmayan bir kimsenin (malı ve vakfedenin izin ve kaydı olmaksızın), medresenin malından faydalanması haramdır.
Okuma Mezopotamya'da uzun süre oldukça ilkel bir araç olarak kaldı. Dünyanın ilk faal okurları, kontrollü bir oligarşiyi güçlendirmeye hizmet eden metni yalnızca çıplak bir iskelet halinde (isim, mal, miktar olarak) gördüler. Sümer yazısı "önceden var olan sözlü bir söylemi yeniden üretmek için değil, somut bilgi parçalarını ezberlemek için" geliştirildi. Kısa zaman içinde bu du rum, gerçek dünyayı isimlerden (özel isimler ve mallar), sıfatlardan (nitelikler), fiillerden (eylemler) ve kolayca kavranabilen sütunlar halinde düzenlenmiş sayılardan oluşan kullanışlı listeler halinde sınıflandırmaya yol açtı; bu liste ler sadece konumlanışlarıyla anlam taşıyabiliyorlardı. "Okuma" konuşmayı yeniden inşa etmekle değil, ilintili bilgi parçalarını mantıksal olarak bir ara ya getirmekle ilgili hale geldi. En eski okumalar belki tam olmayan yazıların okumalarıydı ama yine de "tam okumalar"dı. Çünkü yazının aksine okuma dile bağlı değildir: Okuma her şeyden önce (sözlü değil) görsel ve (dilsel değil) kavramsaldır.
Yerli sanayinin teşviki amacıyla yabancı mallar üzerine ek yük getirmenin genelde avantajlı olduğu iki hal varken,bunun bazen tartışma konusu olabileceği iki durum daha vardır; ilki, belli yabancı malların serbest ithalatının ne kadar devam edeceği hususudur, diğeri ise bir süre kesildikten sonr serbest ithalatın ne zaman veya hangi şekilde tekrar tesis edileceğidir.
Ey iman edenler! Mallarınız ve evlatlarınız sizi, Allah'ı zikretmekten alıkoymasın. Her kim bunu yaparsa işte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir. (Munafikûn 9)
Aklını iyice kullan! Allah’ın kendi mülkünde yaptığı tasarrufta sana söz hakkı yoktur. Zira senin her şeyin O’nundur. Her şey O’nun mükemmel tasarrufunu selim bir kalp ile teslim olmaktadır. Sadece O’nun rızası için amel edeceksin, başkası için değil... Bu da ancak kalp ile olur, dilin
lakırdısıyla değil..
Annemin azat edilmiş yaşlı kölesi Briseis'ten bahsetmiştim. Ona Roma'yı terk edip Capua'ya yerleşeceğimi söylediğimde, beni çok özleyeceğini, ama gitmekle iyi yaptığımı söyledi. "İzninle şunu söyleyeyim ki, dün gece seninle ilgili tuhaf bir rüya gördüm Claudius Efendi. Küçük, sakat bir çocuktun; hırsızlar babanın evine girip babanı ve tüm akrabalarınla arkadaşlarını öldürdüler; ama sen küçük kiler penceresinden kaçıp topallaya topallaya yandaki koruya gittin. Bir ağaca tırmanıp bekledin. Hırsızlar evden çıkıp, çaldıklarını paylaşmak için ağacın dibine oturdular. Az sonra aralarında anlaşmazlık çıktı ve önce biri, sonra da ikisi öldürüldü; geri kalanlar şarap içmeye ve çok iyi arkadaşlarmış gibi yapmaya başladılar; ama öldürülen hırsızlardan biri şaraba zehir katmıştı, o yüzden hepsi acılar içinde öldü. Sen ağaçtan inip değerli malları topladın ve aralarında başka ailelerden çalınmış bir sürü altınla mücevher olduğunu gördün: Ama hepsini alıp evine götürdün ve çok zengin oldun."
Gülümsedim. "Tuhaf rüyaymış Briseis. Ama rüyanda da topalmışım; hem onca servet bana babamla ailemi geri getirmezdi, değil mi?"
"Getirmezdi canım, ama belki de evlenip kendi aileni kurardın. O yüzden iyi bir ağaç seç Claudius Efendi ve hırsızların sonuncusu da ölmeden ağaçtan ineyim deme. Rüyamın anlamı bu."
"Mümkünse o zaman da inmem Briseis. Çalıntı mallar istemem."