"Niçin hep acı şeyler yazayım? Dostlar, yufka yürekli dostlar bundan hoşlanmıyorlar. ‘Hep kötü, sakat şeyleri mi göreceksin?’ diyorlar. ‘Hep açlardan, çıplaklardan, dertlilerden mi bahsedeceksin? Geceleri gazete satıp izmarit toplayan serseri çocuklardan; bir karış toprak, bir bakraç su için birbirlerini öldürenlerden; cezaevlerinde ruhları kemirile kemirile eriyip gidenlerden; doktor bulamayanlardan; hakkını alamayanlardan başka yazacak şeyler, iyi güzel şeyler kalmadı mı? Niçin yazılarındaki bütün insanların benzi soluk, yüreği kederli? Bu memlekette yüzü gülen, bahtiyar insan yok mu?’’ (S. 59)
Yok mallesef. Yüzü gülenlerde, yüzü gülmeyen zavallılar tarafından gülüyor.
Sırça Köşk, Sabahattin Ali’nin 1944 ve 1947 yılları arasında yazdığı 13 hikâye ve 4 masaldan oluşan eseridir. Esere ismini veren Sırça Köşk, öykünün en sonunda uzun hikâye olarak yer alıyor. Bu uzun hikâye yazıldığı dönemde yasaklanmış, toplatılmış, yakılmış ve evinde gizli saklı bulunduran; okuyan insanlar, aydınlar ‘’terörist’’ diye mahpuslarda yatmış ve bir sürü işkencelerden geçmiştir. Bir devlet düşünün aydınından korkan, bir devlet düşünün milletinin okumasından korkan, bir devlet düşünün sonundan korkan..
Sabahattin Ali, Sırça Köşk’te bunlardan bahseder.
Eserde bulunan tüm hikâyeler belli bir düşünceye yönelik yazılmıştır. Her hikâyenin sonunda bir düşünceyi, bir durumu ispatlama; ders verme amacı güdülmüştür. Hikâyeler şiddetli bir şekilde devlet, sistem eleştirisi içerir. Eser bir bakıma yazıldığı dönemin sosyolojik belgesi niteliğindedir. Hikâyelerinde ele aldığı belli başlı tipler, bize zamanın toplumundaki insanların birçok şeye bakış açısını, düşünce biçimini; halkın mevcut zamanda hangi şartlar altında nasıl yaşadığını; sosyo-kültürel, ekonomik durumun nasıl olduğunu kanıtlar