'hayat tanrının gördüğü bir rüya mı yalnızca?'
(...)
'benim başımdan geçenler, etrafımdakilerin başlarından geçenler hakikat mi, hayal mi, yoksa tanrının bir rüyası mı sadece? o uyandığı zaman kaybolacak bir rüya olmasın bunlar, eğer ona dualar ediyor, ezgilerde onu yüceltiyorsak, bu, onu uyutmak, sallayarak rüyalara dalmasını sağlamak isteğinden doğamaz mı?'
birini sevdiğimizde, sevebilme imkanını bize bağışladığı için duyduğumuz minneti hayatımızdan da fazla bir şeyle ödeyebileceğimiz, hatta ödememiz gerektiği düşüncesi dolaşıyordu aklımda
(...)
insan sevdiğinde hayatından fazla bir şey verebilmeliydi.
hayatının tam ortasında duran, en gizli, en dokunulmamış, en tehlikeli şeyi...
hazzın senin zerrelerine yayılmasına engel olacak hiçbir sınırın kalmıyordu, haz kendisini engelleyebilecek hiçbir barikata çarpmadan seni kendi içinde eriterek bütün hayatını kaplıyor, sen hazzın kendisine dönüşüyordun.
kendini ve geçmişini yok ediyordun.
hazzın içinde yok olmayı öğrendiğinde anlıyordun, neden bütün dinlerin hazzı yasakladığını, bu menzilde kendi dünyanı yaratıp kendi tanrın haline geliyor, hazza tapınıyordun çünkü.