Firavun ve avanesi sistematik çalışıyor. Hem de milimetrik bir hesapla, müthiş bir senkronizasyonla çalışıyorlar. Bu sistem tesadüflerle veya kendiliğinden yürümüyor; arkasında sosyolojiyi, psikolojiyi ve insan anatomisini laboratuvar ortamında incelemiş muazzam bir "akıl" var. Firavun ve avanesinin (küresel sermaye, teknoloji devleri, medya ve algoritmalar) insanı boşaltmak için yürüttüğü o sistematik çarklar şöyle işliyor: 1. Dikkat Bölme Operasyonu (Böl ve Yönet) İnsanın en büyük gücü odaklanma ve tefekkür yeteneğidir. Avanenin ilk hedefi bu kaleyi yıkmaktı. Bir insanın kesintisiz 5 dakika bir kitaba, bir fikre ya da bir manzaraya odaklanmasına izin vermiyorlar. Sürekli değişen gündemler, 5 saniyelik videolar, yukarı kaydırılan ekranlar... Zihin o kadar çok parçaya bölünüyor ki, insan dönüp "Ben kimim, ne yapıyorum?" diyecek o kutsal boşluğu bulamıyor. 2. Değerlerin "Eski" ve "Kullanışsız" Gösterilmesi Yüzyıllardır insanı ayakta tutan köklü gelenekler, manevi kaleler, kadim estetik ve ahlaki değerler sistemli bir şekilde "çağ dışı" ilan ediliyor. Yerine ne konuyor? "Bugün yaşa, anı tüket, sadece kendini düşün" felsefesi. İnsanın kökleriyle bağı kesildiğinde, rüzgarda savrulan bir yaprak gibi avanesinin istediği yöne savrulması çok daha kolay oluyor. 3. Yapay İhtiyaçlar ve Sürekli Borçlanma Sarmalı Sistem önce varlığından bile haberdar olmadığınız bir şeyi "büyük bir ihtiyaç" gibi pazarlıyor. Ardından o şeye sahip olabilmeniz için sizi daha çok çalışmaya, daha çok koşturmaya ve nihayetinde borçlanmaya zorluyor. Sonuç? Sırf o yapay metalara ulaşabilmek için ömrünü ve enerjini sistemin çarklarına hibe eden, hayal kurmaya bile mebali kalmamış yorgun bedenler. 4. Alternatifsiz hissettirme (Görünmez Hapishane) En tehlikeli çalışma yöntemleri ise şu: Sizi o hapishanenin
Alıntı
Dostoyevski
Bence manevi yoksunluklar, bütün maddi azaplardan çok daha ağırdır. (Sayfa 79)
Alıntı
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Victor hugo Tanrı, hiç bir çocuğu kötü olsun diye yaratmaz! Onu kötü yapan, kötü eğitimdir!.. Kötü anne-baba, kötü çevre, kötü yönetim balçık gibidir, zavallı yavruları da çekip yutar. edebiyatla beslenen hayallerine önem veren zavallı öğrenci, yüreğinin yerini hissedecek zamanı bulamamıştı. Tanrı, hiç bir çocuğu kötü olsun diye yaratmaz! Onu kötü yapan, kötü eğitimdir!..Kötü anne-baba, kötü çevre, kötü yönetim balçık gibidir, zavallı yavruları da çekip yutar. Bize en çok benzeyen düşlerimizdir. Kişiliğine göre kimi bilinmeyeni, kimi imkânsızı düşler. “Aşkın orta yolu yoktur; ya mahvolur, ya kurtulur.” Sohbeti tatlı ve neşeliydi. Bir kadın bazen vicdan demektir. .. daha şimdiden yaşlı bir kadın gibi karamsar bir ifadeyle düşlere dalacak kadar acı çekmişti Mutluluğu bulmak için yanlış kişiye başvuruyorsunuz. Kitabı okudu Ne yazık, her yerde boş heves ve alçaklık var. Her günün ya büyük bir hüznü ya da küçük bir endişesi vardır. Beden hangi konumda olursa olsun ruhun diz çöktüğü anlar vardır. Kendinizden ödün vermeyin!
Alıntı
DAVETSİZ MİSAFİR Zeki ALASYA & Metin AKPINAR •&• youtu.be/k-MxMZSWX4w?si=... ▪︎▪︎▪︎ Bazı çok önemli durumları ancak mizahla anlatabilirsin ki etkili olsun. Tek başına şiir hiçbir şey ifade etmiyor, mizah ile beraber ancak kanatlanıp uçar tek kanatla uçulmaz ki ; Dergi çıkartmanın çok zor olduğu dönemlerde kalemi çok güçlü şairler bile mizah dergisi çıkartmayı çok büyük zorunluluk görmüştür sadece şiir yazmak yetmiyor. Şiir ve Mizah birisi olmadan ikisi de eksik. Ordan burdan toplayıp sanatı kullanarak sözde eser üretenler her zaman manevi yıkıma uğramıştır. Maddi durumunu muhafaza etmek içinde akla hayale gelmeyecek çok büyük tavizler verir yani birilerinin adamı olur ne acı şeydir bu hep o kirli maskesinin düşmemesi için çabalar bu çok yorar o biçim yıpratır, özgün eser üreten sanatçılar, hapishane de tımarhane de olsa bile çok daha rahattır. Gelelim projelerimizi gizleyip hayallerimiz gerçekleşene kadar kimseye anlatmama durumuna. Eğer özgün sana ait projelerin, planların kendimizden misal veriyoruz şiirlerimiz varsa bunu ne kadar çok kişi bilirse çok büyük avantajdır; parmak izin gibi kimse bunu sahiplenemez yani bu cevherini çıkart herkes fark etsin ki hayallerine hedeflerine ulaşabilesin. Çin Halk Cumhuriyeti'nde yaşayan bir şair vardı bu şairden çok rahatsız olmuşlar ki halktan kimsenin bilmediği bir yerde yıllarca hücre hayatına mahkum etmişler fakat Nobel ödülünü dağıtan kurum çok büyük bir organizasyan ki bu şairi bulup Nobel Edebiyat Ödülünü vermiş ve Çin hükümeti daha fazla rezil olmamak için ona saray yaptırmış. Çok büyük şöhret her zaman geç gelmiştir. Ordan burdan çalan hırsızların işi gizlemek saklamak. Senin okullarda okuduğun ilim mi Ooo ne ilimler var mesala: Mekkeli müşrikler yeni doğan bebeğin şair olup olmayacağını hemen
Fyodor Dostoyevski, Ölüler Evinden Anılar adlı eserinde şöyle der: “Bence manevi yoksunluklar, bütün maddi azaplardan çok daha ağırdır..” Fyodor Dostoyevski Ölüler Evinden Anılar Ölüler Evinden Notlar
Edebiyat
Bir kitaptan çıkan iki hâtıra objesi: Serkan Akgöz'ün hazırladığı Atsız'dan Mektuplar kitabı içinde Hüseyin Nihâl Atsız'ın tahminimce ellili yılların başında Haydarpaşa Lisesi'nde öğretmenlik yaptığı yıllardan bir fotoğraf ve son döneminde "Minimini Mâviş Cin Kerata'" diye hitap ettiği manevî kızı Kâniye Hanım'ın oğlu Hakan ile çekilmiş bir fotoğrafın yer aldığı ayraç. "Minimini Mâviş Cin Kerata dün üç yaşını doldurdu. Ele avuca sığmaz bir haşarı olduğu için, her gün annesinden dayak yiyor. Tatlı çakır gözlerinden akan gür yaşları görünce, içim ona karşı sevgi ve şefkatle doluyor, yarın büyüyünce kim bilir başına neler gelecek diye onu annesinin elinden kurtarıyorum. Zaten o da dayak yemeye başlayınca 'Dede beni al!' diye yardıma çağırıyor. Bu yüzden annesiyle aramız açılıyor. Evde kırkayak çıktı. Ne olduğunu sordu, söyledik. Kırka pek aklı ermediği için ona hep 'dörtayak' diyor. Velhasıl, bu çocuk benim ömrümde açan son çiçek oldu. Yarın ne olacak bilinmez ama bugünkü mâsum hâliyle onu çok seviyorum." (Atsız'ın Mustafa Kayabek'e gönderdiği 11 Haziran 1973 tarihli mektubundan aktaran: Serkan Akgöz, Atsız'dan Mektuplar, İstanbul: Bozkurt Yayınları, 2020, s. 144.) 1973 yılı Atsız için zor bir yıldır. Bölücü cereyanlar üzerine 1967 yılında kaleme aldığı yazılar nedeniyle verilen mahkûmiyet kararı, daha önce Yargıtay'dan bozulmasına karşın ilk derece mahkemesince karara direnilmesi neticesinde kesinleşince 15 Kasım 1973 yılında ileri yaşına ve sağlık durumunun hapishane şartlarına elverişli olmadığı hakkındaki rapor dikkate alınmaksızın tevkif edilerek Toptaşı Cezaevi’ne nakledilmiştir. Kendisi dik duruşunu sürdürerek af talep etmemişse de aydın ve akademisyenlerin oluşturduğu kamuoyu naskısı ile 2,5 ay sonra Fahri Korutürk tarafından affedilmiştir. Bu tutukluluk süreci
Hüseyin Nihal Atsız