Fatma Ü.

Fatma Ü.
@mangaritaba
Ekmek hepimize yetmiyor, kitap da yetmiyor. Ama keder, dilediğin kadar
Puan vermedi·240 syf.·
2026 4. kitabı
Paulo Coelho, çoğu insanın hayatına olduğu gibi benim hayatıma da Simyacı romanıyla giren; okçuluğa duyduğumuz ortak ilgi sayesinde kendisiyle aramda özel bir bağ olan Brezilyalı ünlü yazar. Müthiş bir birikime ve etkileyici bir dünya görüşüne sahip. Birkaç yıl öncesine kadar, yazarların kendi dünya görüşlerini okurlarına dikte ettiğini düşündüğüm için kişisel gelişim türündeki kitapları okumayı reddediyordum. Ancak zamanla, romanlarıyla bizi etkileyen yazarların entelektüel birikimlerini en yalın hâliyle değerlendirebilmenin yollarından birinin, yine onların kaleme aldığı deneme ve düşünce türündeki kitaplar olduğunu fark ettim. O günden beri bu tarz kitaplar çantamdan eksik olmuyor. Coelho yalnızca çok okuyan ve yazan biri değil; dünyanın farklı yerlerine yaptığı seyahatlerde tanıştığı insanları ve yaşadığı olayları da eserlerinde hammadde olarak kullanıyor. Bu durum sadece bu kitapta değil, romanlarında da açıkça hissediliyor. Nitekim, yabancı bir ülkede müze ya da kilise gezerek vakit geçirmek yerine semt pazarlarını ziyaret etmeyi tavsiye ediyor okurlarına. Ben de bu öneriyi bir kenara not ettim. Kitapta, “Ağızdan giren şey insanı kirletmez. İnsanı kirleten, ağızdan çıkandır.” gibi çarpıcı alıntılar ve hikâyelerle görüşlerini zenginleştiriyor. Tüm inançlara ve insanlığa duyduğu saygı ile hoşgörü, satır aralarında sürekli hissediliyor. Kitap ilk kez 2009 yılında yayımlanmış olsa da içindeki yazıların büyük bölümünün 2001–2004 yılları arasında kaleme alındığı ve yazarın internet sitesinde ve gazetelerin köşe yazılarında yayımlandığı anlaşılıyor. Bunun en belirgin örneklerinden biri, kitabın sonlarında yer alan ve George W. Bush’a kinayeli bir üslupla teşekkür ettiği uzun yazı. Şöyle diyor: “Bizi duymazdan geldiğiniz, kararınıza karşı bir duruş sergileyen
Akan Nehir GibiPaulo Coelho · Can Yayınları · 20251,682 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
8/10
·244 syf.·
2026 2. kitabı
Tamamen subjektif bir perspektiften yorumlamak isterim bu kitabı. Nedenini metnin ilerleyen kısımlarında özellikle açıklayacağım. Öncelikle kitabın ismine odaklanalım; Outliers. Yani diyor ki başarılı insanlar çizginin dışındadır. Öyle midir? Hangi çizgiden bahsediyoruz? Doğduğumuz ülke, büyüdüğümüz kültür ve aile yapısı, doğum yılımız, hatta doğum ayımız.. Çizgiyi hangi parametre belirliyor? Ve biz bunca parametrenin sebep olduğu hangi sayısız kombinasyonun bir alamet-i fârikası sonucu başarılı oluruz? Öte yandan başarı nedir? Kitap bu soruya cevap vermekten uzak, ancak alt metinden de anlıyoruz ki spesifik bir alanda çığır açan bir fikrin altında imzası bulunan herkes başarılıdır. İster yazılım dünyasında olun, ister hukukta ya da bir spor dalında hiç farketmez. Yeterince akıllı ve zeki olmanız, zengin olmanız, en ideal koşulları size sunan bir ülkede doğmuş olmanız güzel fırsatlar olmasına rağmen tek başına başarılı olmanız için yeterli değildir. Doğru zamanda doğmuş olmanız da gerekir. Yetmezmiş gibi cevherinizi parlatacak konularda size fırsatlar sunabilecek insanların da etrafınızda bulunması gerekir. Çünkü başarı denilen şey, kümülatif bir avantajdır. Öte yandan, yaptığımız işin “anlamlı” olduğuna dair içsel bir motivasyona da ihtiyaç duyuyoruz. Kitaba göre bir işi anlamlı kılan üç unsur var: karmaşıklık, otonomi ve çaba ile ödül arasındaki ilişki. Bu noktada, başarının en kritik adımı olarak görülen “çok çalışmak” kavramı anlamını yitirmiyor mu? Yazarın şu ifadesi bu soruyu daha da keskinleştiriyor: “Çok çalışmak, eğer hiçbir anlam taşımıyorsa, bir tür hapis cezasıdır.” (s.124) Ne kadar da haklı, öyle değil mi? Yazar, daha iyi bir dünya için başarıyı belirleyen bu şanslı farklılıkları ve keyfi avantajları yeniden tanımlamamız, fırsat eşitliğine odaklanmamız
1000Kitap
OutliersMalcolm Gladwell · MediaCat Yayınları · 202210bin okunma
Puan vermedi·168 syf.·
2025 2. kitabı
Bu kadar popüler bir kitabı beğendim mi beğenmedim mi emin değilim. Bu tereddütümde son bir yılda haddinden fazla ekseriyetle erkek olan ana karakterin yaşamına son verdiği kitapları okumamın da etkisi büyük sanırım. Jack London’ın Martin Eden’ı ile tanıştıktan, onu özümsedikten sonra da gerisinin teferruat gelmesinin anlaşılacağını umuyorum. Martin’in hayatını sonlandırma kararının arkasındaki gerekçe Werther’ınkini solda sıfır bırakır çünkü. Fakat bu kitap kurgu yönünden zayıf olsa da bence tam bir edebiyat şaheseri. Cümlelerin güzelliğine diyecek kelimem yok. Bir okuyucu post-it yapıştırmaktan incecik kitap kalınlaştı diye bir yorum yapmış, çok hoşuma gitti. Ben de hemen hemen her sayfada altını çizdiğim, yaralarıma dokunan cümlelerle yüz göz oldum. Tokat gibi çarptılar suratıma. Bknz; “Ha bezelye ha mercimek tanelerini saymışım, ne fark eder? Sonuçta dünyanın bütün işleri aşağılıktır.” Sanırım sırf bu yüzden bile alınıp okunmaya değer.
Genç Werther’in AcılarıJohann Wolfgang Von Goethe · Can Yayınları · 2020150,3bin okunma
Puan vermedi·80 syf.·
2024 8. kitabı
Seneca..MS 30-40’lı yıllarda yazdığı bu eserinde Epicurus görüşünün aksine mutlu yaşamın sırrının haz değil erdem olduğunu söyleyerek Stoacılık felsefesinin izinden gidiyor. “Acılarımı bastırmaktansa, sevinçlerimi dizginlemeyi tercih ediyorum /35” cümlesini okurken iç sesim -2000 sene önce yaşamış bir insanla da bağ kurmazsın- olsa da biz o insanların da bir zamanlar yaşadığını, sevdiğini, ağladığını, düştüğünü, kalktığını, en önemlisi de düşünüp hissettiklerini aktardığını unutuyor ve yalnızca eh işte yaşayıp geçmişler diyoruz. Oysa aynı güneş her sabah onların da üzerine doğdu. Kitapta en sevdiğim Epicurusçulara yönelik iğneleyici yargıların olduğu kısımlar. Seneca onlar için hiç hak edilmemiş, kötü bir şöhretleri olduğunu söyleyerek bir okur olarak beni ikna ediyor. Kendisinin erdemi bu kadar savunmasına rağmen zenginlik içinde yaşamasını eleştirenlere karşı sunduğu argümanlar için ise aynı şeyi söyleyemeyeceğim. “Her tarafınız yara bere içindeyken başkalarının sivilcelerine bakıyorsunuz /40” diyor kendisini savunurken. Eleştirilere kapalı, çünkü bilge olma yolunda hazdan vazgeçilemeyeceğine ikna etmiş kendini. “Söylediğimi yapın, yaptığımı değil” mantığı. Fakat yine de“Her şeye rağmen, yenmektense ele geçirilmeyi tercih ederim” cümlesinden, erdemi nasıl da zafer hazzına yeğlediğini görüyoruz. Her ne kadar ben kitabın mutlu yaşam üzerine olan birinci kısmında kendisi ile yakın bağ kurmuş olsam da yaşamın kısalığını ele aldığı ikinci kısımda çok daha çarpıcı cümleler var. İçlerinden en güzeli ile yazımı bitiriyorum. “Yaşamayı tüm ömür boyu öğrenmek gerek, belki seni daha çok şaşırtacak ama ölmeyi de ömür boyu öğrenmek gerek /54”
1000Kitap
Mutlu Yaşam Üzerine – Yaşamın Kısalığı ÜzerineSeneca · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202514,7bin okunma
10/10
·256 syf.·
2023 20. kitabı
Sindire sindire okuduğum bu kitabı Şükrü Erbaş, geçtiğimiz Ocak ayında “Kalbimin Kardeşine Sevgimle” diyerek imzalamıştı. Bu sözlerin dile geldiği bir kalbin kardeşi olmaktan ben ancak onur duyarım! Eseri aylarca alıntıladım, fakat çok daha fazlasını paylaşamadım altını çizdiklerimin. Kalplerimizin ortak paydada buluştuğu, acılarımızın hemhâl olduğu satırları daha fazla ortaya dökmekten korktum belki de, bilemiyorum. Kitaptan şu cümleyi son defa alıntılıyor ve çekiliyorum. …yüreğinizle görmek istiyorsanız hüznü göze alın. (sy 248) Şükrü Erbaş
İnsan ve Duygular
İnsanın Acısını İnsan AlırŞükrü Erbaş · Kırmızı Kedi Yayınevi · 201814bin okunma