Han Duvarları
Bir sarsıntı... Uyandım uzun süren uykudan; Geçiyordu araba yola benzer bir sudan. Karşıda hisar gibi Niğde yükseliyordu, Sağ taraftan çıngırak sesleri geliyordu: Ağır ağır önümden geçti deve kervanı, Bir kenarda göründü beldenin viran hanı. Alaca bir karanlık sarmadayken her yeri Atlarımız çözüldü, girdik handan içeri. Bir deva bulmak için bağrındaki yaraya Toplanmıştı garipler şimdi kervansaraya. Bir noktada birleşmiş vatanın dört bucağı, Gurbet çeken gönüller kuşatmıştı ocağı. Bir pırıltı gördü mü gözler hemen dalıyor, Göğüsler çekilerek nefesler daralıyor. Şişesi is bağlamış bir lambanın ışığı Her yüzü çiziyordu bir hüzün kırışığı. Gitgide birer ayet gibi derinleştiler Yüzlerdeki çizgiler, gözlerdeki çizgiler... Yatağımın yanında esmer bir duvar vardı, Üstünde yazılarla hatlar karışmışlardı; Fani bir iz bırakmış burda yatmışsa kimler, Aygın baygın maniler, açık saçık resimler... Faruk Nafiz Çamlıbel
Şiir
İşte, günlerdir Lokman'a pusu kuran, kapı ardından gizli gizli bakıp fırsat kollayan "Kibir" o güzel günün geldiğinin müjdesini alıyor, yoldaşı, sırdaşı, dert ortağı kutlu (!) şeytana içinde sevinçler, gözyaşları, maniler, selamlar ve saygılar dolu mektubu yollayı, yollayıveriyor.
Alıntı
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
LOKMAN Sıcak ve loş ahırın ölgün ışığında çocuğun gözleri fal taşı gibi açılıyor. Türlü çeşit inek görmüştü de böylesine heybetlisine yenice denk gelmiş idi. Her akşam, evdeki küçük yeğenine yarım litrecik taze süt almak için kasabanın alt başındaki eve gelir, kırmızı naylon sürahisini uzatır, birkaç dakikacık sonu gelmez bekleyişten usanır, usanırdı. İşte, bu akşam biraz erken gelmiş, sağım vaktine yetişmiş, nazar boncuğu ile süslü ahır kapısından geçme şerefine nail olu, oluvermişti. Süt sağan kadının mutluluğu görülmeye değerdi. İçi bereket dolu memeleri narince tutuyor, yüreğinin en güzel yerinden gelen "Bismillah" ile sağıyor, sağıyordu. Sağılan sade süt değil kocasının, oğlu ve körpe kızının umutları, sevinçleri, hayalleriydi. Neler yoktu ki bu hayallerde? Gün gelecek, kocası bu yabancısı olduğu, horlanıp bir selamın esirgendiği kasabanın hatta bütün çevre köylerin en birinci besicisi olacak, mandırasının önüne kamyonlar gelecek, yüklerini alıp güzel yurdumuzun dört bir yanına en küçüğü dört yüz kilo çeken boğaları taşıyacak idi. Bakımsızlıktan, çirkinlikten everemediği Lokman'ına kızını vermek için kanlılar gibi yalvaran kasabanın ucube kadınlarına yüz vermeyecek, kapıyı yüzlerine kapayı, kapayıverecek idi. Yamalı önlüğü, yırtık çetiği ile ilk mektebin dördüncü sınıfında aşağılanan, hırpalanan Zeynep'ini prensesler gibi süsleyecek, gerekirse vilayetten öğretmen tutup elalemin çoluk çocuğunu çatım çatım çatlatacak. Fakir, eli yüzü yaralı diye kapısını bir gün açmayan kasabanın kadınlarına inat güzellik salonunun yolunu tutacak, pedikürün, manikürün kralını yaptıracak, basma fistanını Sümerbank'tan alacak, alacak, alacak... Onlar, kasabaya geleli üç beş ay olmuş idi. Haklarında kimse doğru düzgün bir şeycik bilmez, buna mukabil kahvelerde erkekler, akşam
Edebiyat
Gönül Bağının Kadim Lisânı
Hayat, zıtlıkların muazzam dengesi üzerine kurulu bir yolculuktur. Gece olmadan gündüzün, keder olmadan neşenin kıymeti nasıl bilinmezse; aşkın ve sadakatin imtihanı da cefasız tamama ermiyor. Bugün sizlerle, bu kadim gerçeği sabır ve rıza süzgecinden geçiren kaleme aldığım bir şiiri ve onun gönül dünyamızda bıraktığı izleri "youtube" kanalımdaki bestelenmiş hâliyle paylaşıyorum. Bu yazı, hayatın hem dikeniyle hem de gülüyle barışık olan tüm yolculara bir selam niteliğindedir. " Bilirim" şiiri Ben her dem gülü sevdim, Dikeni var bilirim. Cefasına katlandım, Sefası var bilirim. Gönül bağım içinde, Binbir renkli biçimde, Aşkın yanan sacında, Dumanı var bilirim. Hasret yakar özümü, Gül sarmışsa gözümü, Her sevdanın sözü var Fermanı var bilirim. Bülbül konar dalına, Bakmaz dünya malına, Düştüm aşkın yoluna, Kervanı var bilirim. Yar elinden içince, Vakit dolup geçince, Bu dünyadan göçünce, Mekânı var bilirim. Gönül sazım iniler,
MANILER Sen gül dalinda konca, Ben dağ yolunda yonca. Sen açılıp gülersin, Ben sararip solunca!. Ey benim konca gülüm! Saçlarin büklüm büklüm.. Baktım bir göz ucuyla, Takılıp kaldı gönlüm!
Edebiyat
8 ile 12 yaş arası bir kızı seviyordum. Ama öyle böyle değil. Dünya sanki o var diye güzeldi. Tabi şimdikiler bilmez eskiden mektup gönderiyorduk açılmak için. Bir kağıt dolusu güzel sözler yazılar şiirler maniler ve her kelimenin çok güzel yazılmasına özen gösteriyordum. Dağlar sanki o var diye güzeldi sanki tüm güzellikler o var diye güzel her şeyi o güzelleştirir diye sanıyordum. Mektubuma karşılık geldiğinde yazıya bakar bakmaz tüm duygularım ölmüştü okumadan hemde. Yazısı çirkindi sevgiyi de yok etti. Çünkü düşünüyordum ki onun her şeyi çok güzel diye. Ama yazısı çirkindi bu büyük bir hayal kırıklığı oluşturmuştu bende. İşte o yüzden anladım ki her güzelin her şeyi güzel değildir diye.
Edebiyat