oyunmuş, kıçımın kenarı. oyun, öyle mi? tüm asların bulunduğu takımdaysan, oyun o zaman, tamam; kabul ederim. ya öteki takımdaysan, as oyuncu filan yoksa, oyunla ilgisi kalır mı bunun? hiç yani. yok oyun moyun.
demiri nasıl tavında dövmek gerekiyorsa, çekiç darbelerini nasıl soğutmadan indirmek gerekiyorsa, her kelimeyi de öyle tam zamanında söylemek gerekiyordu. o anı geçirince söz soğuyor, katılaşıyor, insanın yüreğine taş gibi oturuyor ve bu ağırlığı kaldırıp atmak hiç de kolay olmuyordu.
"evet, evet her gün biraz daha ihtiyarlıyoruz suvan, her gün biraz daha çöküyoruz. vakit durmaz ki! ama boş yere geçirmiyoruz vaktimizi. önemli olan da budur. daha dün denecek kadar yakın bir geçmişte biz de birer delikanlıydık… ne de çabuk geçiyor zaman. hayat dediğimiz şey çok ilginç ve bizim şimdilerde ondan vazgeçmeye hiç niyetimiz yok. yapılacak çok işimiz var daha ve ben seninle uzun bir ömür geçirmek istiyorum."