Ben yaşamı daha önce hiç bu denli arzuyla yaşamamıştım -bundan eminim- ve şimdi biliyorum ki, kendisiyle ilgili durumlar karşısında kayıtsızlaşan herkes (tek çare olarak) suç işleyecektir.
Eğer nasıl biri olduğumu bilseydiniz, şu anda beni selamlarken yüzünüzde gördüğüm o tatlı, dostane gülümseme kim bilir nasıl donup kalırdı dudaklarınızın kıyısında! Vereceğim selamı bir çamur lekesini silkeler gibi öfkeyle küçümseyerek elinizin tersiyle geri çevirirdiniz.
Annem iç çekti. "Evinden ve sevdiğin herkesten ayrılmanın ve seni sıcak bir şekilde karşılayıp karşılamayacağından emin bile olamadığın garip bir ülkeye gelmenin ne kadar zor olduğunu hayal bile edemiyorum," dedi. "Ne kadar az mülteci aldığımızı görünce utanıyorum."
"Bunu kendi başıma halledebilirdim Kuzey! Terbiyesizin biri kapıma dayandı diye evimden ayrılmam haksızlık."
"Elbette haksızlık. Elbette olması gereken o adamın bir yere kapatılması, cezalandırılması ve senin asla bu şekilde rahatsız edilmemen. Elbette bir evde dilediğin gibi tek başına kalabilmelisin, sokakta günün her saatinde dilediğin gibi yürüyebilmelisin, hayatının hiçbir anında hiçbir insan seni rahatsız etme hakkını kendinde bulamamalı. Fakat olması gerekenin olduğu bir dünyada yaşamıyoruz, ne yazık ki. O adamın senden uzak duracağının bir garantisi yok. Evet, bunun için üzgünüm ama sana en ufak bir zarar gelse daha üzgün olurum. Seni evinde tek başına bırakamazdım. İnsanın hayatta göze alamayacağı ihtimaller vardır. Senin incinme ihtimalini göze alamam, anlıyor musun? Bu binde bir bile olsa güvende olduğundan emin olmayı tercih ederim."
İnsanların çoğu sınırlı bir hayal gücüne sahiptir. Duyumlarını uyaracak ölçüde yakınlarında gerçekleşmeyen bir olaya ilgi göstermek pek içlerinden gelmez; ama aynı şey gözlerinin önünde, doğrudan duygularına dokunma mesafesinde gerçekleşirse, bu olay önemsiz bile olsa, hemen aşırı duyarlılık gösterirler.