Bir zamanlar ben de birileriyle yan yanaydım ve hayata karşı savaşıyorduk birbirimizi savunarak kıyasıya. Oysa şimdi yalnızlık başımda taç, bileğimde kelepçe, ayağımda pranga.
Ve inandım en önemlisi de bu. Hem de her şeye. Mesela en basitinden, tüm yalanlara inandım.
Vaktiyle çok perişandım ama kötü mü oldu derseniz hayır iyi ki inanmışım. İnanmadan yaşamaktansa kanarak yaşamışım.
Yenik başlamak ya da baştan kaybetmiş olmak umurumda değil. Başlıbaşına bir başkaldırı bu ve büyük bir başlangıç.
Mutsuzluklarımla alay ederek, kendimi çok hafife aldığımdan uçarak çıktım cehennemden ve yitirdim dengemi.
Peki bulabilecek miyim dengemi?
Hiç sanmıyorum.
Peki bulmak istiyor muyum dengemi?
Hiç sanmıyorum.
"Evin dilini de anlıyormuşsunuz?"
"Evet?"
"Mesela pencereler... şu an bir şey diyorlar mı?"
"Onu hatırlamıyorlar bile..."
"Öyle mi? Neden? Yaşarken hiç dışarı bakmadığı için mi?"
"Hayır, ölürken bile sırtını onlara döndüğü için."
Tanrı'nın hukukunda zamanaşımı diye bir şey yoktur. Evet, o tür bir şeydir mutlaka. Eski bir günahın hayaleti; gizli bir rezaletin kanseri; anısı unutulduktan, benlik sevgisi hatayı hoş gördükten seneler sonra ayağını sürüyerek gelen bir cezadır elbet.
Şimdi tüm kapıların kilitlerini açıyorum. Hepsini bedensiz bırakıyorum. Bırakıyorum ki, diğer insanların arasına karışsınlar. Bu bedenlerden emdikleri nefretten güç alıp artık başka nefretlerin hükümdarları olsunlar.
Özgürsünüz artık çocukluk gecelerimin hınzır cinleri.Cinnetimin kurnaz cinperileri.
Şeytan cinlerin kralıysa eğer benim başım artık şeytanla dertte.
Benim başım artık kendimle dertte.