schop

schop
@marcelprous7
weltschmerz.
Platon ve Aristoteles Hıristiyan kilisesinin en büyük kurucu babalarındandır. İnanışa ters düşen belli doktrinlere rağmen, eğer Hıristiyanlık döneminden yüzyıllar önce doğmamış olsalardı, ortaçağda azizlik mertebesine yükseltilirlerdi. İkisinin de arkasında Sokrates vardı, ki muhtemelen o da yeterince bekleseydi Jeanne d’Arc ile beraber azizler arasındaki yerini alabilirdi. Ayrıca Pythagoras da hak iddia edebilirdi, ne de olsa Platon’un Sokrates’in gaye ilkesini bir evren sistemine dönüştürmesine yol açan ipucunu o tedarik etmişti.
Felsefe
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Platonculuk aslında Sokrates ve Pythagoras olmak üzere iki ilham akıntısının kaynaşma noktasından çıkar. Platon, Sokrates’ten insan yaşamının sorunlarının gaye ahlakıyla ve değişmez mükemmellik idealinin takip edilmesiyle çözüleceğini öğrenmiştir. Pythagoras’tan ise bu kavramın nasıl insan meselelerinin alanından bütün doğayı kapsayan bir sisteme genişletilebileceğini ve bilimin sahasının nasıl “Phaidon”daki Sokrates’in görmek istediği şekilde dönüştürülebileceğini öğrendi.
Felsefe
Bilgelik peşinde koşanlar kral olmadıkça, ya da krallar tanrısal bir tayin sonucunda bilgelik âşığı haline gelmedikçe, insan soyu kötülerden huzur bulamaz, der Platon.
Felsefe
Sokratik paradoksların anlamı budur: “Erdem bilgidir”, “Kimse bilerek kötülük yapmaz”. İnsanlar genellikle “Yanlış olduğunu biliyordum ama kendime engel olamadım” der. Sokrates cevap verir: Bu hiçbir zaman doğru değildir. O anda başkalarının, senin yaptığının yanlış olduğunu düşündüğünü biliyor olabilirsin, ya da sana yaptığının kötü olduğu söylenmiş olabilir; fakat eğer kendin kötü olduğunu bilseydin, yapmazdın. Senin hatan bir vukuf bozukluğuydu. İyiyi göremedin ve o anda iyi gibi görünen bazı hazlar tarafından yanlış yönlendirildin. Eğer iyiyi görseydin, sen de onu isterdin ve ona göre davranırdın. Hiç kimse, gerçek iradesi içten ve açık bir görüşle nesnesine, yani iyiye yönlendirildiğinde, ona aykırı davranmaz.
Felsefe
Sokrates’in keşfi, gerçek benliğin beden değil ruh olduğuydu. Ve ruhtan kastı, iyiyi kötüden ayırt edebilen ve yanılmaksızın iyiyi seçebilen kavrayış yeteneğinin meskeni olan o yerdi. Kendini tanımak bu gerçek benliğin farkına varmak anlamına geliyordu. Kendini sorgulamak, ruhun kendi yargı gücünü, doğamızın bedene sıkıca bağlanmış ve dikkat dağıtan menfaatleri olan diğer öğelerinin telkinlerinden sürekli biçimde ayırt etmesidir. Kendi kendini yönetmek (otonomi) gerçek benliğin bu diğer öğeleri yönetmesidir, yani ruhun mutlakıyetidir. İyi ve kötünün bu iç yargıcı da bir hükümdardır. Gerçek benlik sadece sezgiden kaynaklanan bir vukuf değil aynı zamanda bir irade yetisidir; yani o irade ki haz ve görünüşteki mutluluk için duyulan tüm arzudan daha ağır basabilir. Gerçekten iyi olanı gören ruh, yanlışa düşmeden farkına vardığı iyiyi ister. Sokrates’e göre, aydınlanmış ruhun bu arzusu o kadar güçlüdür ki, gerçek benliğin yanıltıcı olduğunu gördüğü diğer tüm arzulara boyun eğdirmemesi mümkün değildir.
Felsefe