schop

schop
@marcelprous7
weltschmerz.
10/10
·143 syf.··
2020 33. kitabı
Bu zamana kadar okuduğum en farklı “şey”. Şey diyorum çünkü bu bir kitap değil. Roman değil, şiir değil, anı değil, gerçek değil. Ama gerçekten daha gerçek! Gerçeküstü! Okunması kolay bir metin değil, kabul, lakin bu nasıl bir anlatı yeteneğidir? Aklım almadı doğrusu. Hapishane ve tımarhane ikilisi hakkında yapılan tespit akıl işi değil. Muazzam bir zeka! Çok daha iyi kitaplar var mı? Elbette, ziyadesiyle. Fakat bu kadar tuhafı var mı? Çok zor. (Sanıyorum aynı tadı bir tek Walser’in Gezinti’sinde almıştım.) Ağızda kekremsi bir tat bırakıyor bitirdikten sonra. Ömrüm vefa ettiği müddetçe tekrar tekrar okuyacağım sanırım. Bu bir inceleme yazısı değil, zira Breton an itibariyle kitap inceleyecek bir kafa bırakmadı. Bu, okuduğum kitapları unutmak için salt ufak bir an kollayan belleğime oynadığım bir oyun. Dönüp dönüp bakacağım. Bu sefer kadir kıymet bilmez belleğimin oyununa gelmeyeceğim. “Güzellik, ya ihtilaçlı bir güzellik olacak ya da hiç olmayacak.”
NadjaAndre Breton · Mitos Yayınları · 1992453 okunma
Reklam
9/10
·492 syf.··
2019 63. kitabı
Teşbihte hata olmasın: Thomas Mann’ın Buddenbrooklar’ı G.G. Márquez’in Yüzyıllık Yalnızlık’ı Juan Rulfo’nun Pedro Paramo’su Ayfer Tunç’un Yalan Yanlış’ı Ancak böyle anlatılır.
Edebiyat
Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa TarihiAyfer Tunç · Can Yayınları · 20195,5bin okunma
9/10
·336 syf.··
2018 354. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 15 Aralık 2018 15:02
Foucault ve arkadaşları yaklaşık 150 yıl önce işlenmiş bir cinayetin anatomisini sunuyorlar okuyuculara. Yargıç kararları, zamanın gazeteleri, tanıklar, doktorlar; görüş birlikleri, görüş ayrılıkları... Gerçekten çok farklı bir olay, zaten dönemin Fransa’sında da çok geniş bir yer buluyor kendisine. Birçok gazete ve makaleye konu oluyor. Hatta gazete yayınlarının ve davanın üzerine halk olayla hemhal olup kendi görüşlerini belirten birçok yazı yolluyor gazetelere. Rivière’in cinayetten sonra hapishanede yazdığı, 71 sayfalık hatırat gerçekten her anlamda çok çarpıcı. İnsana birçok şeyi sorgulatıyor. Cinayetin haklı gerekçeleri olabilir mi? Cinayetin altında yatan nedenler? Cinayeti işleyen kişinin ruh hali? Cinayeti işleme nedeni? Cinayetler salt bireysel nedenlerle mi işlenirler? Hatırat sonrasında ise akılda şu sorular kalıyor; Akıl sağlığı yerinde miydi, yoksa yerinde değil miydi? Hatıratı ona ne verebilirdi? Cezası ne olmalıydı? Birçok şey soru işareti olarak kalıyor. Lakin bunlar eserin çözebileceği şeyler değiller. Hepsi zamanının problemleri; gerek yargı, gerek sağlık, gerekse de toplum...
Bir Aile CinayetiAlev Özgüner · Ayrıntı Yayınları · 2012388 okunma
9/10
·117 syf.··
2018 304. kitabı
Bernhard yine bildiğimiz Bernhard, aykırı, yanlış olduğunu düşündüğü şeyleri kralı gelse esirgemeden söyleyen, kelimelerle ve yinelemelerle adeta oyun oynayan, muteber edebiyatçı. Özellikle aldığı ödüllerin ahvalini açıkladığı yaklaşık dört sayfalık kısım çok iyi, aynı zamanda, Bernhard’ın karakterine dair de birçok ipucu veriyor. Açık yüreklilikle ödülleri maddiyat için kabul ettiğini söylüyor. Ayrıca Orhan Pamuk’un Celine benzetmesini çok yerinde buluyorum. Soylu kesimden gelmediği için, yaşamını da idame ettirmesi gerektiği için bu ödülleri sırf maddiyattan dolayı kabul etmesi açıklanabilir bir durum kanımca. Anlatı olduğu için romanları gibi çok çok tat vermiyor. Birçok konuda dokundurma yapmaktan -yine- eksik kalmıyor Bernhard. Ben Paul ile aralarında Wittgenstein üzerine, Tractatus üzerine, Wittgenstein’ın ilk dönem resim-dil teorisi ve ikinci dönem oyun-dil teorisi üzerine konuşmalar yapmalarını, özellikle felsefi, çok çok isterdim. Ve tabii ki Bernhard‘ın bunu kitaba yansıtmasını. Fakat Bernhard’ın da söylediği gibi, bu konuda konuşma yapmamışlar, belki de yapmaktan imtina etmişler, orasını bilemiyorum, ama şu bir gerçek ki, Paul ile aralarındaki felsefi konuşmaları da kitaba aktarsaymış kitap çok daha iyi olurmuş. Naçizane. “Paul temelde tıpkı amcası Ludwig kadar filozoftu, tıpkı filozof Ludwig'in de yeğeni Paul kadar deli olduğu gibi. Biri ününü filozofluğuyla yapmıştı, öteki deliliğiyle. biri, Ludwig, belki daha filozoftu, öteki, Paul, belki daha deli. Ama birincisinin, filozof Wittgenstein'ın filozof olduğuna, deliliğini değil, filozofluğunu kağıda döktüğü için inanıyoruz. İkisi de tam anlamıyla olağanüstü insanlar, tam anlamıyla olağanüstü beyinlerdi, bir tanesi beynini sergiledi, öteki sergilemedi. Hatta diyebilirim ki, bir tanesi beynini sergiledi,
Edebiyat
Wittgenstein'ın YeğeniThomas Bernhard · Metis Yayınları · 2018391 okunma
10/10
·3148 syf.··
Beğendi
·
2018 1. kitabı
"Sessizlik en feci ışıklandırmadır." Alelade bir madlenin çaya batırılması, erimesi ve ardından gelenler. Unutuş-Hatıra-Hatırlama... Bir daha böyle bir eser okuyamayacak olmanın hüznü bedenimdeki her bir zerreyi ziyadesiyle sarsıyor. Yaşananlar, yaşanmayanlar, anlatılanlar, anlatılmayanlar, anlatış şekilleri, karakterler, mekanlar, yaşanan/yaşanmayan aşklar v.b. Üzerine konuşulacak o kadar çok şey var ki... aynı zamanda da hiçbir şey yok. Kayıp, yitik bir zaman. Yitik bir düş öznesi, Proust. Keşke çok daha uzun yıllar yaşasaydı ve ardında bitmek bilmeyen onlarca tuğla bıraksaydı. Velhasılıkelam, Proust okumak, hayatı yaşamaktır. Hem de ne yaşamak! “Son saatlerinin gelip çattığını anladıklarında, Proust’u hala okumadıklarını fark eden o ölüm döşeğindeki insanların sızlanması korkunçtur.” (Not: "Hayatı yaşamak" ile ilgili -yazar burada eserin kendisini hayatı yaşamak olarak görüyor- birkaç kitap okumam gerekiyor, Deleuze, Beckett, Alain De Botton vs. gibi, onları okuduktan sonra çok daha detaylı bir inceleme yapmayı düşünüyorum. Siz şimdilik salt bir üst paragrafı düşünün, kâfi)
Edebiyat
Kayıp Zamanın İzindeMarcel Proust · Yapı Kredi Yayınları · 2024744 okunma
Reklam