Güzel dostum, bilgeliği ve gücüyle ünü büyük Atina’nın yurttaşısın; paraya, şerefe, üne bu kadar önem verdiğin halde; bilgeliğe, akla ve ruhunun mükemmelliğine hiç önem vermemekten utanmaz mısın?
“Sokrates’in kendisi”, der Ksenophon, “sadece insana dair meseleleri bir insanı birey ve vatandaş olarak neyin iyi kıldığını” tartışırdı. Bu alandaki bilgi özgür ve asil bir karakterin koşuluydu; cehalet insanı köleden beter ederdi.
Bir idealin peşinden gitmek suretiyle barbarlıktan uygarlığa geçmek, bu idealin gücünü yitirmesiyle birlikte ise çöküşe geçerek nihayet ölmek: İşte, bir halkın yaşam döngüsü.
Yaşamın en önemsiz edimlerini en karmaşık formalitelerle sarmalayan kısıtlayıcı yasaların ve düzenlemelerin durmaksızın hayata geçirilmesinin doğurduğu ölümcül sonuç, yurttaşların, içerisinde özgürce hareket edebilecekleri alanın giderek daha da daralmasıdır. Daha çok yasa vasıtasıyla eşitlik ve özgürlüğün daha sağlam bir güvence altına alınacağı yanılsamasına kurban giden halklar, kendilerine her geçen gün daha da ağır zincirlerin vurulmasına boyun eğerler.
Elbette ki bu kabul edişin sonunda çekilecek bir ceza vardır. Her türden boyunduruğa katlanmaya alışan halklar, çok geçmeden onu arzulamaya başlayacak ve nihayet bütün kendiliğindenliğini ve enerjisini kaybedecektir. Bundan böyle içi boş gölgelerden, edilgin otomatlardan ibaret olacaklardır; iradesiz, dirençsiz, kuvvetsiz.