“Geceye ait hatıralar da onu serbest bırakmıyor, yatağın içinde saatler geçtiğini hissettirmeden onu oyalıyor, yaşanırken ehemmiyet verilmeyen birçok hatıraların küçük teferruatı üstünde onu düşündürüyordu.”
“Liseden çıkar ve Süleymaniye’nin köşesinde görünürdü. Kolunda çantası, başı önüne eğilmiş, gözlerinde korku ve dudaklarında tebessüm. Şinasi’nin yaklaştığını görünce korkusu giden ve sevinci artan gözleriyle yere bakar, hafifçe kızarırdı. Sonra yanyana, hiç konuşmadan epey yürürler ve buluşmanın ilk zevkini bu sükût içinde daha çok hissederlerdi.”
Albert Camus’un Yabancı romanı, insanın hayata ve topluma karşı duruşunu en sade ama en çarpıcı şekilde anlatan kitaplardan biri. Bana göre Meursault’nun olaylara karşı kayıtsız gibi görünen tavrı aslında insanın iç dünyasındaki boşluğu ve anlamsızlık hissini çok net gösteriyor. Kitapta gereksiz süslü anlatımlar yok, dili oldukça basit ve akıcı, bu yüzden okurken insan zorlanmıyor ama yine de derin derin düşünüyor. Asıl vurucu olan nokta, toplumun bir insanı hissetmediği duygular üzerinden yargılaması; bu durum çok gerçek ve rahatsız edici. Özellikle mahkeme bölümleri beni çok etkiledi, bu kitabı gerçekten sevdim çünkü insanın varoluşunu sorgulaması açısından çok güçlü bir eser.
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137,5bin okunma
“Gecenin, toprağın, tuzun kokusu şakaklarımı serinletiyordu. Bu mahur yazın muhteşem huzuru bir medcezir gibi doluyordu içime. O anda, gece gündüze dönerken, gemilerin düdüklerini duydum. Benim artık sonsuza kadar kayıtsız kalacağım yeni bir dünyaya doğru yola çıkışlarını haber veriyorlardı.”