SEFİLLER İNCELEMESİ.
Victor Hugo’nun on dört yıllık titiz bir emeğin neticesinde dünya edebiyatına armağan ettiği Sefiller, sadece bir roman değil; 19. yüzyılın ruhunu, Fransa’nın sancılı tarihini ve insanın içsel dönüşümünü anlatan devasa bir eserdir.
Yalnızca karnını doyurmak için bir somun ekmek çalan ve bu yüzden on dokuz yılını zindanlarda tüketen Jean Valjean’ın dramıyla başlar. Valjean, özgürlüğüne kavuştuğunda artık toplumun dışladığı, kalbi katılaşmış bir "mahkûm"dur. Ta ki karşısına saf iyiliğin timsali olan Piskopos çıkana dek... Piskopos’un kendisine gösterdiği olağanüstü merhamet ve bağışlayıcılık, Valjean’ın ruhundaki karanlığı yırtar; ona çalınan gümüş takımları "hediye" ederek, aslında ona yeni bir hayat ve temiz bir vicdan bahşeder.
Hayatını "Madeline Baba" olarak yeniden inşa eden ve bir iyilik elçisine dönüşen Valjean, geçmişin gölgesinden asla tam anlamıyla kurtulamaz. Görevine ve yasalara körü körüne bağlı olan Polis Müfettişi Javert, Valjean’ın peşindedir.
Hugo, bu süreçte sadece bir kovalamacayı anlatmaz; yasaların soğuk yüzü ile vicdanın sıcak adaleti arasındaki o ince çizgiyi çizer. Javert, katı kuralların; Valjean ise evrensel sevginin temsilcisidir.
Romanın ilerleyen safhalarında genç aşıklar Marius ve Cosette’in hikayesi, toplumsal bir patlamanın ortasında çiçek açar. Valjean, kendi canı pahasına Marius’u lağımların karanlık dehlizlerinden sırtında taşıyarak kurtarırken, aslında insanlığın en büyük sınavını verir: Kendi mutluluğundan vazgeçip başkalarının mutluluğu için yaşamak.
Sefiller; din, felsefe, siyaset ve aşkın iç içe geçtiği muazzam bir orkestra gibidir. Hugo, toplumun en alt tabakalarındaki "sefillerin" sesini duyururken, önyargıların yıkılması gerektiğini ve en büyük devrimin bir insanın kalbinde gerçekleşen "iyilik