marsdakikedy

marsdakikedy
@marsdakikedy
Festina Lente🪻 “Oysa ben bir akşamüstü oturup turuncu bir yangının eteklerine, yüreği avuçlarımda atan bir can yoldaşıyla dünyayı ve kendimi tüketmek isterdim."
10/10
·224 syf.·
2026 4. kitabı
Yazarın okuduğum ikinci kitabı oldu bu bundan önce de Efsuncu Baba kitabını okumuştum güzeldi ama üslubunu çok değişik bulmuştum.Anlatımında mecaz ile gerçeği çok iyi harmanlıyor ve yer yer düşündürüyordu. Bu kitabında da Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın kalemi; bir yandan mahalle dedikodusuyla bizi içine çekerken, diğer yandan insan ruhunun o karanlık ve doyumsuz dehlizlerine fener tutuyor. Gönül Bir Yel Değirmenidir, sadece bir aldatma hikayesi değil, aslında insanın kendi arzuları içinde nasıl kaybolduğunun trajikomik bir resmi gibi olmuş. Aldatmak,aldanmak,insanın doyumsuz şehveti,hep dahası ile kendini bulacağını sanması,kendini hiç tanımıyor olması üzerine çok güzel bir kitap olmuş. Beni derinden etkiledi çünkü çok gerçekti. O kadar günümüzdendi ki... Gözlem olarak eleştirelliğe açık bir kitap diyebilirim. Çoğu insan bunu okurken karısını aldatan bir adamın hikayesini ve kocasını aldatan bir kadının hikayesini okuduğunu sanabilir mesela yalnızca,ama yazar son satırında da dediği gibi zavallılık ne demek bunu fark ediyor ve bunu anlatmak istiyor aslında... Hatta şöyle bir söylem geçiyor en sonunda: Zavallı kocam! Zavallı karın! Zavallı ben,zavallı sen... Ne istiyoruz? Kimi seviyoruz? Kimi sevmiyoruz? ​Hüseyin Rahmi, bu eserinde bizi Şadan Bey’in renkli dünyasından içeri buyur ederken, aslında vitrinde duran "aldatma" temasının çok daha ötesine geçiriyor. Kitap, dışarıdan bakıldığında bir sadakatsizlik hikayesi gibi görünse de, satır aralarında insan ruhunun bitmek bilmeyen tatmin arayışını ve bu arayışın getirdiği o büyük "hiçliği" tokat gibi yüzümüze çarpıyor. Kendilerinden bir haber olmanın hiçliği ile var olmayı anlatıyor kitap... İnsan ruhundaki doyumsuz tatmin olma duygusunu,karşılıklı sevgiyi saygıyı en çok da yok sayışı ve ruhen yok olmayı anlatıyor. Entelektüel
1000Kitap
Gönül Bir Yel Değirmenidir Sevda ÖğütürHüseyin Rahmi Gürpınar · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20255,6bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
6/10
·88 syf.·
2026 1. kitabı
Mürebbiye: Çocukların eğitimi ve terbiyesiyle ilgilenen, onları yetiştiren kadın fakat sadece ders veren biri değil aynı zamanda ahlak, davranış, görgü kazandıran kişi anlamındaymış. Genellikle konaklarda, varlıklı ailelerin çocukları için kullanılıyormuş. Bu kelimeyi araştırma isteği uyandıran bir kitaptı... Kendi nezdimde hiç bilmediğim yeni bir kelimeyi öğrenmiş olmama sevindim.Zaten sanırım sadece buna sevindim. Kitaba gelirsek; Uzun süredir okuyup bağlanamadığım ve bağlanabilmek adına da çaba harcadığım kitaplardan biriydi. İlk hikayesi çok güzeldi ama en heyecan verici yerinde hikaye bitti devam etseydi kitap çok çok daha iyi olurdu bana kalırsa çok iyi kurgulanmış bir kitabın devam edememiş veya etmemiş hali gibiydi. Doğruyu söylemek gerekirse 1 ve 3.hikayeler dışında diğer hikayeleri sevmedim hikayeler kafamda aynı evde ayrı ayrı yerlerde,bambaşka sandalyelerde oturan ama birbirine küs olan insanlar gibiydiler. Birleşmediler kafamda çünkü zaten kitap hikaye hikaye ilerliyor ve benim gibi olay örgüsüne bağlı karaktere bağlı bir insansanız ve eee sonra nolmuş tarzında bir düşünceye sahipseniz kitap sarmıyor ilerlemiyor akmıyor önceki hikayeyi düşünüyor beyniniz evet kitabın ilk başı çok heyecanlı başlıyor ama sonra pes ettiriyor.Bunu çok net söyleyebilirim. Son olarak her şeye rağmen okuduğum için pişman değilim ama okumasam da bir şey kaybedeceğim kitaplardan biri olarak göremiyorum.
1000Kitap
MürebbiyeStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202132,8bin okunma
10/10
·72 syf.·
Beğendi
·
2025 12. kitabı
Fikrimce insan,hayatının mutlaka bir döneminde kendini akıl hastanesine kapatılmış biri olarak hayal eder orda yaşar,mücadele eder ve hayatta kalmaya çalışır. Empati kavramının aslında dünyanın en güzel gerçekliği olduğunu anlatan nadide kitap... Akıl hastanesini,zihinsel anlamda yalnızlıklar içinde kurulan felsefeyi,insanın uçsuz bucaksız sınırlarını yazar o kadar iyi anlatmış ki... Kısaca bahsetmek gerekirse kitap hasta ve doktor arasındaki felsefi çatışma ile başlıyor hasta var olan birçok adaletsizliğe karşı çıkarken Doktor Andrey Yefimıç hastasının nasıl bir olayın içinde mahsur kaldığını anlayamıyor ama sonra aynı mecburiyet ve mahsurluğun tam da içine düşüyor. Yaşanmadan bilinemiyor bazı şeyler... Genel anlamda kitabın içeriğine inceleme yazımda çok değinmek istemiyorum çünkü eğer detay verirsem kitabı okurken her şeyi önceden bilir gibi hissedersiniz dolayısıyla bazı şeyler sürpriz olmalı diye düşünüyorum. Ayrıca kitabın isminin Altıncı Koğuş olmadığı taktirde Felsefi yanılgı olacağına da yemin edebilirim ama kanıtlayamam. Gerek tıp ile ilgili konulara yer verişi gerek felsefeyi çok tadında işleyişi öyle güzeldi ki Bayıldım. Herkese tavsiyemdir. En sevdiğim alıntılar: "Maddenin dönüşümü... Ölümsüzlüğün karşısında bu ucuz bahaneyle teselli olmak ne büyük korkaklık! Bilincin dışında doğada meydana gelen bu süreçler, insanın aptallığından daha aşağıdır, çünkü aptallıkta bile bir bilinç ve irade mevcuttur; süreçlerde ise buna eşdeğer bir şey yoktur. Yalnızca ölüm karşısında saygıdan çok korku duyan bir korkak, bedenının zamanla bir otun, taşın ya da kurbağanın içinde yaşayacak olmasıyla teselli olabilir. Maddenin dönüşümünde kendi ölümsüzlüğünü görmek, kırılan ve artık faydasız olan değerli bir kemanın kutusuna parlak bir gelecek öngörmek kadar gariptir. Sonuçta
1000Kitap
Altıncı KoğuşAnton Çehov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202687,3bin okunma
Puan vermedi·264 syf.·
2025 11. kitabı
Kapak Kızı İmge: Duyu organlarının dıştan algıladığı bir nesnenin bilince yansıyan benzeri, görüntüsü. Sözlük anlamı bu olsa da bence imge sadece bu değil.Hissiyatın tabirinin kelimelerle vücut bulmuş hali hatta bir tür beyin oyunu veya bulmaca... Kitabımı okurken o kadar çok şeyi sorguladım ki... Bir durumu tasvir etmek için hangi koşulların olması gerekir? Bazılarına göre sevmek yalnızca dış görünüşe bağlı bir eylem midir? Eğer kalben ve zihnen bir sevgi, en önemlisi de sadakat yoksa kalpteki niyet ile beyindeki istikrar ebediyen birbiri ile uyuşamıyor mu? Sevmek veya bir insanın içinde bulunduğu hayatı hatta hayat arkadaşını tabiri caizse sadece nefes alan biri olarak görüp sevmeden kendini oyalamak insan psikolojisinde hangi gerekçelerle gerçekleşir veya illa bir gerekçe olur mu? Katalogda gördüğü kadına sırf onu t*hrik ediyor diye dakikada sempati duyan ama daha hayatındaki insana bile saygı duyamayan biri aslında gerçekten hiç sevmemiş midir? Her şey gibi kendini tanımamış olmak da bir tür imge ile ifade edilebilir mi? Kendime okurken sorduğum soruların yalnızca birkaçı... Bana kalırsa yalnızca çok iyi tanıdığın,sevdiğin,bildiğin insanı,olayı tasvir ve tabir edebilirsin.Bilinmezlikleri anlatabilmek için biraz yaşamak gerekir. Ama bu kitapta karakterimiz olan Bünyamin karısını bir "hiç" olarak görüp ç*plak kadın dergilerinde gördüğü başka bir kadına pat diye sempati duyuyor başka bir deyişle onu arzuluyor yetmezmiş gibi arkadaşlarıyla bunun üzerine konuşup katalogdaki kadını karısı ile kıyaslıyor ve bunun nedenini bence pek de bilmiyor veya daha kendini bile tanımıyor. O da olabilir bilmiyorum. İnsan hiç mi sormaz kendine ben kimim ve neden diye? Bu noktada belki de kitap okurken kendimize her defasında sen ne yapardın? Dememek gerekir çünkü kendime bu kadar
1000Kitap
Kapak KızıAyfer Tunç · Can Yayınları · 202013,7bin okunma
10/10
·182 syf.·
Beğendi
·
2025 10. kitabı
Kitabımın bitmesine son beş sayfa kaldı(okurken yazdım) ve yaklaşık 20 küsür gündür bitmemesi için gıdım gıdım okuyorum.Otobiyografik hele hele gerçeğe dayalı romanları hep çok sevmişimdir ama bu kitap bir başkaydı. (Kitap bittikten sonra yazdım bu kısmı) Öyle etkilendim, öyle harikulade yazılmış ki... İyi ki duygularını bastırmak yerine dillendirmiş,açığa çıkarmış acısını da gerçekliğini de mutluluğunu da bizlere anlatmış sevgili yazar Christy Brown “Bedenim sakattı, ama ruhum ve zihnim değildi.” Bu cümle okurken beni harap eden cümlelerden biriydi hem çok sevdim hem de yüreğime çok dokundu. Ve Sol ayak... Kimilerimiz için hayatın koşturmacasında hiçbir anlam ifade etmeyen sadece işlerimizi yapmamızı sağlayan sıradan bir uzuv... Kimileri içinse hayatın tadı,tuzu,ahengi,özgürlüğü,var oluşu,yaratıcılığı,konuşan bir dili... Belki bir iletişim aracı ama en çok da kendi olabilmesinin en nadide sebebi. Bu kitap öyle bir kitap ki Christy Brown çoook farklı bir pencereden bakıyor hayata... Bir yanda serebral palsi ile var olan bir hayat... Bir yanda sonsuza dek umut eden,çabalayan pes etmeyen,yorulduğu anları bir hiç olarak görmeyen kendini tanıyan,anlayan bir insan. Kendi yarasına yine kendi derman olan "Christy Brown" üstelik bunu sol ayağıyla yapıyor. Yani ne desem az kalır. En çok tavsiye edeceğim kitaplardan biri olmasının yanı sıra genel anlamda umut dolu bir hikayeydi böyle sizi alıp sarıp sarmalayan pamuk şeker gibi kalbe dokunan kitaplardan biriydi diyebilirim. Not:Ek olarak belirtmek isterim ki kitap otobiyografik bir dille yazıldığı için her anlamda o gerçekçiliği hissediyorsunuz dolayısıyla biraz daha depresif,stresli,kaygılı,umutsuz,yorgun,bıkmış olduğunuz zamanlarda okumanızı daha çok önereceğim kitaplardan biriydi çünkü kitap fazlasıyla zorlukları,
1000Kitap
Sol AyağımChristy Brown · Nemesis Kitap · 201794,9bin okunma