Rilke’nin mektuplarını okumak, bir anlamda insanın kendi iç sesine kulak vermesi gibi. Her ilerleyen satırda “içine dön, yalnız kal” çağrısı yankılanıyor. Ama Rilke’nin yalnızlık anlayışı bir soyutlanma değil; insanın kendi iç dünyasında, en iyi versiyonunu bulma çabası.
Bu kitaplar, sessizliğin içinde kendini dinlemeyi, büyümeyi, sabretmeyi öğretiyor. Mektuplardaki sade ama derin dil, okuru bir rehber gibi motive ediyor.
Rilke’nin en unutulmaz cümlelerinden biri, kitap boyunca yankılanan düşüncenin de özeti:
“Kendi içine yürümek ve saatlerce kimseye rastlamamak.”
Bu yürüyüş, yalnızlığın ağırlığından çok, içsel bir olgunlaşmanın başlangıcı gibi.
Kitabı bitirdiğinizde sarsılmış ama aynı zamanda güçlenmiş hissediyorsunuz. Kitabı bitiminde bir parça daha sakinleşmiş hissettim…