“Bir yerde kötülük varsa, oradaki herkes biraz suçludur!” Kötülüğe karşı koymayan onun yanında olanlar gibi sessiz kalanlar da, kötülüğü duyurmayanlar da suçludur!!!
Son AdaZülfü Livaneli · İnkılâp Kitabevi · 202462,2bin okunma
Güneş gökyüzünde yarım dairesini tamamlerken İstanbul'da martılar uçar hep. Yorgun ve yalnız günün ufak bir avuntusudur insanlara günbatımı. Yarın yine doğacağı için erken bir özürdür ya da.
Haliçi yanınıza alıp Balata yürürseniz eğer, yollar bir süre sonra renkli evler getirir size. Her bir rengi birer hayat hüzmesi gibi görünen bu evler makyajıdır İstanbul'un. Kalbi kırık bu kadının akmış rimelleri, bir fahişe gibi hor görülüp, ana gibi sevilmesindendir...
İstanbul HatırasıAhmet Ümit · Everest Yayınları · 201943,1bin okunma
"Jon, sen sürüden dışlanmış birisin. Niçin şimdi o martılardan herhangi birinin seni dinleyeceğini düsünüyorsun?
Doğru olan bir atasözünü sen de biliyorsun: En yüksekten uçan martı, en uzağı görendir. Geldiğin yerdeki martılar sahilde pinekleyen, acı acı bağırıp kendi aralarında dönüşen martılar. Onlar, cennetten bin mil uzaktalar ve sen onlara, bulundukları yerden cenneti gösterebileceğini söylüyorsun. Jon, onlar kanatlarının ucunu bile göremezler! Burada kal ve senin öğreteceklerini anlayabilecek yeterlilikteki yeni martılara yardımcı ol."
Sanırım benim konuya giriş şeklimde genelde bu oluyor, olayları değil de alt bilincine bakmak isteyen herkes için can alıcı giriş bu. Evet, şu konuda anlaşabiliriz bence: -Kurtulmak istemeyen kimseyi kurtaramıyoruz. Bunu kabullenmek bir şekilde oluyor ama kabullenemediğimiz kısım genelde nasıl göremezler oluyor. Göremezler çünkü zihnen bulundukları yer o noktaya çok uzak.
Martı Jonathan Livingston Kiraz Ağacı serisininde o kadar çok alt metin olarak geçti ki meraktan okumaya karar verdim. İyi ki de okumuşum. Günümüzde bireyin sınırlarını, toplumu ve yönetim şekillerini, inancın nasıl şekillendirildiğini martılar üzerinden çok güzel anlatmış pek çok cümlenin altı çizildi. Pek çok açıdan hak verildi. Sonuç olarak ise alınacak çok ders var..
“Bir kuşu özgür olduğuna ikna edebilmek niye dünyanın en zor işi?”
—Çok çarpıcı bir bakış açısı. Evet zihnimizin sınırları bazen o kadar belirğin ki gözümüzün önündekini göremiyoruz.
“Kin, nefret ve düşmanlığı sevmekten söz etmiyorum ben. Gerçek martıları, onların her birinin içindeki güzellikleri görmeye çalışmalı, bunu onların da görmesine yardımcı olmalısın. Sevgiden kastettiğim sey bu benim. Bu işin sırrını çözdün mü, gerçekten sevebilirsin.”
—Peki biz gerçekten sevmeyi biliyor muyuz yoksa ilk kusurda ilk
İnsan, cennet gibi bir yer bulduğunda ilk iş orayı cehenneme çevirmek için mi uğraşır? Son Ada, tam olarak bu korkutucu sorunun peşine düşüyor. Zülfü Livaneli, baskıcı yönetimlerin, doğa katliamının ve toplumun derin uykusunun resmini o kadar sade ve keskin çiziyor ki, okurken kendi rahat hayatlarımızı sorgulamaya başlıyoruz. Kitapta barış dediğimiz o hassas dengenin, tek bir gücün emriyle nasıl vahşi bir çılgınlığa dönüştüğünü görüyoruz. Martılar sadece birer kuş olmaktan çıkıp sistemin uydurduğu hayali düşmanlara dönüşüyor. Ada halkı ise masum kurbanlar olmanın çok ötesinde, kendi rızasıyla özgürlüğünü teslim eden birer suç ortağı haline geliyor. Livaneli, insanın içindeki o karanlık boyun eğme isteğini ve doğadan üstün olma çabasını yüzümüze çarpıyor. Bu kitap, kitaplıklarda tozlanan hayali bir ülke olmaktan çok uzak, her sabah uyandığımız, beton binalarımızda sessizce onay verdiğimiz o bildik ve gri gerçeğin ta kendisi.
Güç, zalimin elinde bir silaha, korkağın elinde bir kalkana dönüşür.
Son AdaZülfü Livaneli · İnkılâp Kitabevi · 202462,2bin okunma
Merhaba bugün sizlere Martı Jonathan Livingston anlatacağım. Ünlü düşünür martımız Jonathan, çevresinden farklı, tüm martıların yaptığı uçma eylemine farklı gözle bakan bir martıdır. Uçmanın tüm inceliklerini öğrenip oldukça farklı yeteneklere sahip olmuştur, bu yüzden topluluğundan aforoz edilir. Daha sonra sayısı az olan ama kendisi gibi olan martılarla tanışır. Bu martıların yapabileceği şeylerin sınırı kendi zihinlerindedir ve kendi zihin sınırlarını aşmışlardır. Martı Jonathan bu martılardan kendisine ve hayatına dair birçok şey öğrenir. Kendini iyice geliştiren Jonathan, eski topluluğundaki martıları eğitmek için öğrencileriyle beraber topluluğuna geri döner. Jonathan'ı ilahlaştıranlar olduğu gibi onu öldürmek isteyenler de olur. Ve Jonathan öğrencisi Fletcher'a kendi fikir dünyasını aşıladıktan sonra başka martılar bulmak için kanat çırpmaya başlar... Sınırlardan arınmayı ve insanı kalıplara koyan şeyin asıl olarak insanın kendi zihini olduğunu anlatan, düşündüren kısa bir öykü. Resimler falan da tatlı olmuş. Puanım 7.
Jonathan…
Gördüğüm bütün martılara verdiğim isim. Çok kıskanıyorum onları desem yalan da olmaz. Çünkü yaz-kış hep denizdeler. İnsanlar yazın denizden çekildiği zaman bütün deniz martılara kalıyor ki onları öyle denizin üstünde gördüğümde hep imreniyorum.
Tertemiz, bembeyaz tüyleri ve turuncu gagalar olan güzel canlılar. Çoğu insan martılardan korksa da ben çok seviyorum onları.
Havalar soğuduğunda, deniz dalgalandığında sahilde birbirlerine sokulup çok güzel bir direniş pozu verirler. Ben de bankta oturup onları izlerim.
Martıyla ilgili şöyle bir anım da var:
Bir gün denizde yüzerken bir martı suyun üstünde bana doğru yaklaşmıştı. Normalde korkup uçması gerekirken iyice yaklaştı bana. Aslında kanat çırpıyor ama bir şey uçmasına engel oluyordu. İyice yanıma yaklaştığında ayağına dolanan bir misine fark ettim. Martıyı sahile götürdüm ve oradakilerin yardımıyla ayaklarına dolanan misineyi kestik. Ellerimle martıyı havaya doğru bıraktım. Birkaç tur üstümüzde uçup sanki bize teşekkürlerini ilettikten sonra özgürlüğüne uçtu. Bu mutlu anı hiç unutamam.
Hala boş vakitlerimde simit alır, Boğaz’da seyahat eden gemilerden birine tek başıma biner (nereye gittiği önemli değil ama en uzun rota hangisiyse onu tercih ediyorum) geminin arkasından martılara simit atarım. Neşeli çığlıkları hep mutlu eder beni.
Ama bu kadar martı anısından sonra kitaba döneyim.
Kitabımızın kahramanı olan Martı Jonathan’ın diğer martılar gibi olmak istememesiyle başlıyor konu. Niyeti uçmak. Hem de uçmanın çeşitlerini yaşamak. Ama bu durum sürüden dışlanmasına sebep oluyor. Fakat hiçbir zaman pes etmiyor ve istediği değişimi yaşıyor. Ve onun gibi gelen martılara da yol göstererek onların da dönüşümüne öncülük ediyor.
Burada değişimden kastım dönüşüm. Aslında martı benzetmesiyle bizlere ders veriyor