Merhaba güzel insanlar
Bugün sizlere postmodern ve aynı zamanda fantastik ögelerin bulunduğu bir kitapla geldim. Gerçekle düş bir arada olduğu için bazen ayırt etmekte güçlük çektim. Okurken düşündürüyor olması okumayı daha zevkli hâle getiriyor.
Kitapta birden fazla karakter var ve bu karakterlerin bir noktada birleşmesini çok beğendim.
Kahramanımız Uzun İhsan Efendi dünyayı gezecek cesarete sahip değildir. İçtiği uyku şurubuyla uzun süre uyur. Düşünde gezdiği gördüğü yerleri Atlas haline getirir.
Atlas oğlu Bünyamin'in eline geçtiğinde beklemediği maceralara sürüklenir.
Rendekâr'ın
"Düşünüyorum öyleyse varım" sözü etrafında çevrelenmiş olması "Varım ama ben kimim?" sorusunu da ortaya çıkarıyor.
Belki bizimde bu noktada durup düşünmemiz gerekiyor biz kimiz? Kimin düşündeyiz? Hangimiz düş hangimiz gerçek?
"Adına dünya dediğimiz kitabı oku"
Adına Dünya dediğimiz kitabı en güzel şekilde okumak dileğiyle.
Sanma ki derdim güneşten ötürü;
Ne çıkar bahar geldiyse?
Bademler çiçek açtıysa?
Ucunda ölüm yok ya.
Hoş, olsa da korkacak mıyım zaten
Güneşle gelecek ölümden
Ben ki her nisan bir yaş daha genç,
Her bahar biraz daha aşığım;
Korkar mıyım?
Ah, dostum, derdim başka...
Orhan Veli Kanık
“Amma uzun bir gündü... Ne garip değil mi? Ömrün tek bir çizgi üstünde sağa sola sapmadan öylece dos-doğru gidecek sanırken sen, koca hayat en olmadık anda karşına bir gonca gül çıkarıyor; ya çizgiyi bozmayacak ama etini çizdireceksin ya da kendine bir yamuk çizip oradan gideceksin.”