Robin Hood'un 12. yüzyıldan günümüze uzanan evrimi, aslında muktedirlerin ve dönemin sosyo-politik dinamiklerinin, kitlelerin dilindeki bir anlatıyı nasıl manipüle edip kendi çıkarlarına göre "evistleştirebileceğinin" kusursuz bir simülasyonu. Sınıfsal Kimliğin Değiştirilmesi (Özgür Çiftçilikten Soyluluğa) ​İlk Dönem: İlk yazılı kaynaklarda Robin Hood, bir aristokrat değil, köylünün bir tık üstünde yer alan özgür bir çiftçidir (yeoman). Radikaldir, doğrudan kurulu düzene ve yozlaşmış kurumlara (kilise ve toprak sahipleri) başkaldırır. ​Kırılma (16. Yüzyıl ve Sonrası): Üst sınıflar ve devlet aygıtı (örneğin VIII. Henry) figürü benimsedikçe, sistem için tehlikeli olan bu "haydut" kimliği törpülenir. Karakter, haksızlığa uğramış soylu bir figüre (Sir Robin of Locksley) dönüştürülür. Bu yapısal değişiklik, anlatının yıkıcı gücünü elinden alır; çünkü artık sorun sistemin kendisi değil, sistem içindeki bazı "kötü aktörler" (Prens John gibi) haline gelir. Ahlaki Griliğin İdealize Edilmesi (Katil Hayduttan Aile Dostu Kahramana) Özgün Efsane: Erken dönem baladlarında Robin, ahlaki açıdan gri, çıkarları için şiddete ve cinayete başvurmaktan çekinmeyen, manipülatif bir ortaçağ düzenbazıdır. Yoksullara yardımı birincil amaç değil, sistem karşıtlığının doğal bir yan ürünüdür. Modern Dönem: 19. yüzyıl Viktorya dönemi ahlakçılığı ve 20. yüzyıl Disney sineması, karakteri tamamen sterilize ederek "zenginden alıp fakire veren" fedakâr bir halk kahramanına, hatta çocuk kitaplarının sevimli bir figürüne indirger. Anlatıların Manipülasyonu ve Günümüz Sosyolojisi Robin Hood efsanesinin bu iki ucu arasındaki uçurum, günümüz dünyasındaki "anlatı inşası" (narrative building) ve sosyal medyanın yarattığı kabilecilikle doğrudan örtüşüyor. İnsanlık, karmaşık ve gri olan gerçekliği kabul
Felsefe
1950 ve 1960 yıllar CIA, Kültürel Özgürlük Kongresi aracılığıyla soyut dışavurumcu sanatçılar gizlice fonlandı ve desteklendi. Avrupa'daki çiçek çocukları hareketi bile CIA'nın Sovyetlere karşı ürettiği ideolojik bir akımdı. Bilinen amaçları; Sovyetler'in "Toplumcu Gerçekçilik" anlayışına karşı, Batı'nın sınırsız bireysel özgürlüğünü ve sansürsüz yaratıcılığını soyut sanat üzerinden küresel bir vitrine taşımaktı. Solcu entelektüellerin Komünizme olan sempatisini kırmak ve modernizmin merkezini Paris'ten New York'a taşıyarak kültürel hegemonyayı ele geçirmekti. Soğuk Savaş'ın cephede değil, zihinlerde ve estetik algıda yürütülen bu "görünmez" safhası, devletlerin konvansiyonel silahlardan çok daha sofistike kültürel cephanelikler üretebileceğini kanıtlayan en net tarihsel kesittir. Güç dengelerinin ve toplumsal kitle hareketlerinin arka planındaki bu mekanizmayı kronolojik ve yapısal olarak incelediğimizde, karşımıza tam bir psikolojik harp mühendisliği çıkıyor. Kültürel Özgürlük Kongresi'nin (CCF) Kurulması 1950 CIA, Berlin'de paravan bir entelektüel ağ olan CCF'i kurdu. Amaç; Avrupa'daki sol eğilimli ama anti-Stalinisit aydınları, yazarları ve sanatçıları fonlayarak Moskova'nın kültürel nüfuzunu kırmaktı. Encounter gibi prestijli dergiler gizlice finanse edildi. Çiçek Çocukları (Hippie) Hareketi: Amerika'yı ve Avrupa'yı kasıp kavuran Hippi hareketinin istihbarat servisleriyle olan ilişkisi, sanat piyasasındaki fonlamadan biraz daha farklı karanlık sosyolojik mühendisliğe dayanır. Kontrollü Muhalefet : 1960'ların başında (özellikle Fransa, Almanya ABD'de) yükselen gençlik hareketleri, yerleşik kapitalist sisteme Vietnam Savaşı'na son derece politik, organize sınıfsal öfke barındırıyordu. İşçi sendikalarıyla birleşme potansiyeli taşıyan, Marx Frankfurt Okulu
1000Kitap
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Yazarın Yazdığını Yap, Yaptığını Yapma
Hüseyin Rahmi Gürpınar diyor ki ''Kendisi ahlakın en aşağı derecesinde bocalayan bir adam aleme ahlak dersi vermek için nasıl kitap yazabilir?'' Cevap veriyorum Toplumlar, doğaları gereği ahlaki vaazlara, erdemli sözlere ve kendilerini doğru yola sevk edecek bilgelere açtır. Ahlakı en aşağı derecede bocalayan bir adam, bu pazarın büyüklüğünü ve kitlelerin neyi satın almak istediğini çok iyi bilir. Yazdığı kitap, onun için bir inancın değil, itibar, güç, para veya toplumsal kabul devşirme stratejisinin ürünüdür. Maskesi ne kadar parlaksa, arkasındaki çamur o kadar gizli kalır Örnekleri Jean-Jacques Rousseau (1712–1778) Aydınlanma çağının en önemli düşünürlerinden biridir. Modern pedagojinin (çocuk eğitiminin) temeli sayılan, bir çocuğun nasıl ideal, erdemli ve özgür bir birey olarak yetiştirilmesi gerektiğini anlatan "Emile" adlı başyapıtı yazmıştır. Toplumsal sözleşme ve ahlak üzerine ciltlerce vaaz vermiştir. Çelişkisi: Rousseau, hayat arkadaşı Thérèse le Vasseur’den doğan beş çocuğunun beşini de doğar doğmaz yetimhaneye (buluntu çocuk evine) terk etmiştir. O dönemde bu yetimhanelere bırakılan çocukların çok büyük bir kısmı açlıktan ve hastalıktan ölüyordu. Kendisine yöneltilen eleştirilere ise "Onlara bakacak param ve vaktim yoktu, devlet benden daha iyi eğitir" diyerek pişkin bir savunma yapmıştır. Çocuk eğitiminin kitabını yazan adam, kendi çocuklarını ölüme terk etmiştir. Arthur Schopenhauer (1788–1860) Kelimelerin tam anlamıyla bir "ahlak ve bilgece yaşam" rehberi olan "Hayatın Anlamı" ve "Mutlu Olma Sanatı" gibi eserlerin yazarıdır. Felsefesinde bencillikten arınmayı, diğer canlılara karşı derin bir merhamet duymayı (şefkat ahlakı) ve nefsin arzularını dizginlemeyi öğütler. Çelişkisi: Pratik hayatında Schopenhauer, merhametten uzak, kibirli ve
Captain Fantastic (2016)
6 çocuklu bir aile modern dünyaya kendini kapatarak ormanda izole bir hayat yaşar. Çocukların antrenman programı, sanat becerileri ve kültürel eğitimi epey yoğundur. Burada Platon'un Devlet'ine bazı atıflar olduğunu görebiliriz. Chomsky ve Marx'a sık atıf yapılan filmin ana teması tüketim çılgınlığını ve tek tip ve taraflı eğitim sisteminin bir eleştirisini sunar. Bir ütopya denemesinin nereye varacağını öngörür.
Film
100 Her Zihnin Ölmeden Önce Keşfetmesi Gereken Entelektüel Araştırmalar: 1. Temel felsefeyi çalış 2. Resmi mantığı öğren 3. Antik Yunan tarihini çalış 4. Tüm Shakespeare oyunlarını oku 5. Temel ekonomiyi öğren 6. Dünya tarihini çalış 7. Darwin'in Evrim teorisini oku 8. Roma İmparatorluğu'nu çalış 9. Temel astronomiyi öğren 10. Platon'un Devlet'ini oku 11. Fransız Devrimi'ni çalış 12. Temel psikolojiyi öğren 13. Freud'un ana eserlerini oku 14. 1. Dünya Savaşı'nı çalış 15. 2. Dünya Savaşı'nı çalış 16. Temel matematiği öğren 17. İnsan beynini çalış 18. Marx'ın Komünist Manifesto'sunu oku 19. Temel kodlamayı öğren 20. İklim değişikliği bilimini çalış 21. Newton'un Principia'sını oku 22. Rönesans dönemini çalış 23. Temel kimyayı öğren 24. Antik Mısır'ı çalış 25. Einstein'ın görelilik teorisini oku 26. Soğuk Savaş'ı çalış 27. Yeni bir dil öğren 28. Temel hukuku öğren
Vampir efsanesinin temelinde, halkın iliğini kemiğini sömüren, aristokratik zırha bürünmüş zalim liderler yatar. Tarihsel olarak en bilinen iki örnek, Eflak Voyvodası II. Vlad (Kazıklı Voyvoda) ve Macar Kontesi Elizabeth Báthory’dir. Her ikisi de masum insanlara akılalmaz işkenceler yaparken arkalarına feodal sistemin, yani dönemin "devlet zırhının" gücünü almışlardı. Kontes Báthory, yüzlerce genç kızı sarayında katlederken soyluluk unvanı sayesinde uzun süre kimse ona dokunamadı. Karl Marx bile Kapital’de kapitalizmi anlatırken bu metaforu kullanır: "Sermaye, vampir gibi ancak canlı emeği emerek yaşayabilir." Yani vampir, aslında kendi halkının kanıyla (emeğiyle, canıyla) beslenen ve şatosundan çıkmayan dokunulmaz "efendilerin" simgesidir. Kurt adam (likantropi) efsaneleri, özellikle Orta Çağ Avrupa’sında toplumsal düzenin çöktüğü, savaşların ve kıtlığın baş gösterdiği dönemlerde zirve yaptı. O dönemde, toplumda saygın konumda olan ya da gücü elinde bulunduran bazı kişilerin (örneğin Fransa'da Joan of Arc'ın silah arkadaşı olan çok zengin baron Gilles de Rais) çocukları kaçırıp katlettiği ortaya çıktığında halk bunu rasyonel bir zemine oturtamadı. "Bir insan, arkasındaki bu güçle nasıl bu kadar vahşi olabilir?" sorusunun cevabı, onun geceleri bir canavara, yani kurda dönüştüğü iddiası oldu. İnsanın medeniyet, hukuk ve makam zırhını çıkardığında içinde sakladığı o çiğ, ilkel ve dizginlenemez şiddet arzusunu temsil eder. Zombi efsanesi, diğer ikisinden farklı olarak "gücü elinde tutanın" değil, "güç altında ezilenin" travmasından doğmuştur. Kökeni Haiti ve Batı Afrika'daki Vudu (Vodou) inancına dayanır. Haiti, Fransız sömürgeciliği döneminde dünyanın en vahşi köle kamplarından biriydi. Köleler o kadar ağır şartlarda, ölesiye çalıştırılıyordu ki, buradaki insanlık dışı
1000Kitap