Bingo!
(...) On dokuzuncu yüzyılın başlarında, İskoçyalı bir yazar, Lauderdale, bireysel zenginliklerin arttığı oranda ulusal zenginliğin azaldığını söylemiş. Bireysel zenginliğin artıp ulusal zenginliğin azalması da bizim politikacılarımızın gözde deyimiyle devletin küçülmesinden başka bir şey olmasa gerek. Ne var ki, bireysel zenginlik, belli oranlar içinde de olsa, toplumun tüm katmanlarına dağılmayıp da şu ya da bu yoldan birkaç elde toplanınca, bireylerin zenginliği sayılamaz, salt zenginlik olarak da kalmaz; güç, güvenlik, tüze, öğretim, sağlık, her şeyi kendi hakkı olarak görür, her şeyi kendine bağlamak ister, bağlamayı da başarır. Peki, ne olur bunun sonu? Devleti küçültme çabaları gide gide nereye varır? Marx'ın devletsiz toplum düşüngüsünü, şaşırtıcı bir tersine dönüşle, küreselleşme çağının anamalcıları mı gerçekleştirir? Marx'ın en güçlü izleyicileri bile, yönetimi ele geçirdikleri her yerde, işe kendi devlet aygıtlarını güçlendirmekle başladıklarına göre, "Evet, öyle!" demek oldukça zor. Ama, öyle görünüyor ki, bir yandan "Bu devleti küçültmeli!" derken, bir yandan da "Devlet benim!" diyenlerin devletini düşleyenler az değil. (...)
Sayfa 75 - YKY·Kitabı okudu
“Devletin ortaya çıkması toplumun sınıflara bölünmesiyle oldu; sınıflı toplum güçlendikçe, devlet de güçlendi. Onlarca, yüzlerce ülkenin köleci, feodal ve kapitalist toplum yapılarından geçtiğini ve bugün de geçmekte olduğunu tarihten biliyoruz”
Sayfa 13 - YORDAM KİTAP
Alıntı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Devlet, örgütlenmiş zorbalıktır ve toplumsal gelişmenin belli bir aşamasında kaçınılmaz olarak ortaya çıkar: Uzlaşmaz sınıflara bölünmüş toplum, varlığı belli ölçüde kendi varlığından kaynaklanan bir "iktidar"ı başa getirmeden yapamaz olur. Sınıfsal çelişkilerden doğduğu için devlet her zaman "güçlü" olanındır; ekonomik üstünlüğü ele geçiren, bunun yardımıyla siyasal egemenliği de elde eden sınıfındır ve bu nitelikleriyle devlet, ezilen sınıfın dize getirilmesinin ve sömürülmesinin yeni bir aracıdır. Bu bağlamda antik devlet her şeyden önce, köleleri dize getiren köle sahiplerinin devletiydi; feodal devlet, toprağa bağlı köylülere boyun eğdiren soylular örgütlenmesiydi; çağdaş temsili devlet ise ücretli işçilerin kapitalistlerce sömürülmelerinin aracıdır (Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni'nde Engels hem kendisinin, hem de Marx'in görüşlerini açıklıyor). En özgür ve ilerici biçimli burjuva devleti, bir demokratik cumhuriyet bile bu gerçekliği ortadan kaldırmaz, onun yalnızca biçimini değiştirir (hükümet-borsa ilişkisi, memurların, basının vb. doğrudan ya da dolaylı olarak satın alınabilir olmaları). Sosyalizm sınıfları yok ederken devleti de yok eder. "Devletin gerçekten tüm toplumun temsilcisi olarak ortaya çıkması ve üretim araçlarına toplum yararına el koyması, ilk perdedir," diye yazıyor Engels, Anti-Dühring'te ve ekliyor: "Aslında bu onun devlet olarak bağımsız son eylemi de olacaktır. Devlet erkinin toplumsal ilişkilere el atması bir alandan ötekine gereksizleşerek kendiliğinden son bulur. İnsanları yönetmenin yerini şeylerin yönetilmesi ve üretim sürecinin düzenlenmesi alır. Devlet 'lağvedilmeyecek', yok olup gidecektir.
burada sosyalizmin, komünizme geçiş aşaması olduğunun unutulmaması gerekir.
Marx'ın sahte halk dev­leti tasarısı da dahil bütün devletçi sistemler halkın, halk adına düşünen, halka rağmen davranan bir grup eğitimli ve ayrıcalıklı azınlık tarafından yönetilmesinden başka bir şey değildir.
Sayfa 77
Devlet, en eski biçimine, kılıcın ve rahip cübbesinin aşırı basit egemenliğine dönüşmüştür.
Bu o dönemin suçlu bir dava dosyasından
Rak: Uluslararası Finans, milliyetçiliği ve ulusalcı­lığı reddeder ve tanımaz. Onlar devletleri de tanımazlar. Objektif olarak değerlendirirsek, onlara “ anarşist” diye­ biliriz. Onlar için devlet, “SAF GÜÇ” demektir. Para “SAF GÜÇ”tür, o halde “ para” devlettir. Marksın şematize ettiği Komünist devlet, Sovyetler Birliği de “ saf güç” tür. Sonuçta görülüyor ki Finansör ve Komünistin her ikisi de enternasyonalisttir. Her ikisi de aynı sebeblerden burjuva millî devletleriyle kavgalıdır. Marksist, Komünist devlete ulaşmak için enternasyonalist, Finansör ise enternasyonalist gibi görünür ama gerçekte enternasyo­nalist değil, anarşist kozmopolittir. Yani Enternasyonal Komünistler ve Kozmopolit Finansörler arasında bireysel (yani saf kişisel bir eşitlik) özdeşlik mevcuttur. Bu nedenle Komünist Enternasyonal ve Finans Enternasyonali arasın­ da doğal bir bağ mevcuttur. Burada temel bir aksiyonun altını çizmek istiyorum; para güçtür. Tarihte, kitlelere Fransız İhtilalinin başarıları anla­tılırken, ihtilalin oluşumunda birinci derecede rolü olan, kimsenin dikkatini çekmeyen, bir avuç sessiz, dikkatli, gerçekte bütün krallardan daha güçlü, adeta majikal ve tanrısal bir güce sahip bu insanlardan hiç bahsedilmez. Kitleler, yabancıların gücü ellerine geçirdiklerinin farkın­da değildi. Bu güç, günü geldiğinde onları krallardan daha despot ve zorba bir yönetimle köleliğe mahkum edecekti. Kitlelerin dini ve ahlaki bağları bu gücü yenmeye engel teşkil ediyordu. Kuz: Bu ne çeşit bir mistik güç?.. Rak: Onlar krallara has bir imtiyazı ele geçirdiler, yani para basma imtiyazını. Lütfen bana gülmeyin. Siz gerçekte paranın ne anlama geldiğini bilmiyorsunuz. Söz konusu olan metal veya kağıt para değil!.. Paranın fiziksel dolaşımı gerçek bir Anakronizmdir. Halen mevcut ve dolaşımdaysa bu
Sayfa 295·Kitabı okuyor
Alıntı