Alın size taze şarkı: Unutacağım youtu.be/WYL32sRnHXE?si=... (Gömlek kumaşına baktım baktım tanıdık geldi. Şu bizim dertsiz masa örtüsü kumaşıymış :)
Duygu ve Düşünce
Bazı insanlar duyarak değil, sezerek öğrenir.
Onlara bir şey anlatmanız gerekmez. Cümleler kurulmadan önce yüzünüzdeki gölgeyi, sesinizdeki uzaklığı, gözlerinizin artık eskisi kadar oyalanmadığını fark ederler. Bu bir yetenek değil belki; uzun süre dikkatle bakmanın sonucudur. İnsanlar genellikle ayrılıkları büyük anlarla hatırlar. Bir kapının kapanışı, söylenen son söz, edilen bir veda... Oysa ilişkilerin çoğu o kadar gürültülü bitmez. Bazen hiçbir şey olmaz. Her şey yerli yerindedir. Aynı masa, aynı sandalye, aynı sokak, aynı ses. Ama insan yine de bir şeylerin değiştiğini hisseder. Çünkü kalp yön değiştirirken ses çıkarmaz. Önce bakışlar kısalır. Sonra anlatılan şeyler azalır. Eskiden heyecanla paylaşılan küçük ayrıntılar önemini yitirir. Sessizlik hâlâ vardır ama anlamı değişmiştir. Bir zamanlar dinlendiren sessizlik, zamanla yorucu olmaya başlar. Belki de insanı en çok yaralayan şey gidiş değildir. Gidişin çok önceden başlamış olduğunu sonradan fark etmektir. Yine de bazı insanlar bununla kavga etmez. Bir şeyi tutmanın onu korumak olmadığını bilirler. Değişimi inkâr etmek yerine izlerler. Çünkü bilirler ki hayatın en sessiz gerçeklerinden biri şudur: Her şey aynı kalmaz. Bazı sevgiler biter. Bazı yollar ayrılır. Bazı insanlar uzaklaşır. Ve insan bütün bunları kabul etmeyi öğrendiğinde, kaybettiği şey kadar kendini de bulur. Belki olgunluk dediğimiz şey tam olarak budur; bir kapıyı zorla açık tutmaya çalışmak yerine, kapanırken çıkan sesi sakinlikle dinleyebilmek 🌬Yasemen Birses🌬
Psikoloji
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Bülbülüm
Bülbülüm, ay şarmun eylediler, Sen söyledin, beni dillettiler. Günahım vardır elbette, Kendini güzel eylediler. Ellerimi saza koydum, Bellerimle derdim çaldım. Etme dünya, neler aldım; Beni de böyle belleydiler. Aydan olur, uydan olur, İçtiğin sudan olur. Kara toprak, nazlı yârler, Güleyimi gam eylediler. Bir bahtımı karada da Bırakmadım dilin ardına. Ellerim kanlı mezarda, Diler eylediler. Sufotur harpaşa, Hepsi olmuş zalim paşa. Olmadım kimseye maşa, Yüreğimi kor eylediler. Külü harda saz eyledim, Nazlı yârda söz eyledim. Beni toprak eylediler, Nazlı yâri kan eylediler.
Şiir
Sen yanmasan Ben yanmasam Şu yan masa Hesabı ödedi mi? Nazım Hikmet Ran
Irkçıyım demeyin!
1944 davası gibi Türkçü Turancılık yeniden lanetlenebilir. Çünkü küllerinden doğan bir akıma dönüştü. Peki nedir bu 1944 davası? 1944 Irkçılık-Turancılık Davası, bu toprakların gördüğü en büyük haysiyet, sadakat ve aynı zamanda en büyük ihanet kırılmalarından biridir. Türk tarihinin sayfalarına kapkara bir leke gibi kazınan, ama o lekenin içinden birer çelik gibi parlayarak çıkan Türk milliyetçilerinin destanıdır. ​Gelin, hafızamızı bir tazeleyelim de o günlerde ne dolaplar dönmüş, kimler kimlerin arkasına saklanmış bir kez daha görelim. ​Yıl 1944. İkinci Dünya Savaşı’nın sonlarına yaklaşıyoruz. Dünyadaki dengeler değişiyor, Sovyet Rusya ayısı pençelerini bileyliyor. Dönemin Ankara hükümeti ise arkasını sağlama almak, "Bakın biz faşist değiliz, komünist hiç değiliz, ortadayız" mesajı vermek için bir kurban arayışına giriyor. İşte tam o sırada, ömrünü Türk ülküsüne adamış, tavizsiz, bükülmez bir kale çıkıyor karşılarına: Hüseyin Nihal Atsız. Başbuğ ​Atsız Ata, dönemin Başvekili Şükrü Saraçoğlu’na yazdığı o meşhur açık mektuplarla (yorumlarda mektupların genel yapısını yazdım, dileyen okuyabilir.) devletin kalbine sızan lanet sapkın komünist yapılanmaları, millî eğitimdeki çürümeyi bir bir deşifre ediyor. Vatan hainlerinin isimlerini bir bir yüzlerine çarpıyor. ​Peki devlet ne yapıyor? Teşekkürü geçtim, hakikati söyleyen her Türk aydınına yapıldığı gibi Atsız’ın üzerine çullanıyorlar! Sabahattin Ali gibi isimleri maşa olarak kullanıp Atsız’ı mahkemeye veriyorlar! ​3 Mayıs 1944’te Ankara’daki duruşma günü, o güne kadar susturulduğunu sandıkları Türk gençliği bir çığ gibi Ankara sokaklarına dökülüyor. (Benzeri yaşanacak, biliyorum. Tarih tekerrürden ibarettir ve biz tekrar bunları yaşayacağız) Binlerce Bozkurt, "Kahrolsun komünistler!" diye bağırarak Atsız’ın
1000Kitap

umay • İTC

@otuken_okuru
·
Bunu alıntılayıp ırkçılık üzerinde konuşacağım. Diyemiyoruz.
Gerçek düşüncelerimizi belki bu vakte kadar sakladık. Ancak şu anda tutukluyuz. Esir alındık. Artık tüm gücümüzle aktif olma yaktidir.
Alıntı
Resimlerine bakmak, resimlerini öpmek istiyorum Alperciğim. İçimde sana ait ne varsa, hepsine sarılmak istiyorum. Kolunu koklamak, sesini duymak, bir ses kaydını, bir stickerını, bir fotoğrafını bile öpmek istiyorum. Senin dokunduğun, giydiğin, geçtiğin, oturduğun, anını bıraktığın her şey sanki sana açılan bir kapı gibi geliyor bana. Oturduğun masa, içtiğin bardak, yürüdüğün sokak... Hepsine sarılmak istiyorum. Çünkü sana sarılamıyorum. Seni o kadar çok özlüyorum ki, özlemim artık bir insana değil, senden kalan en küçük izlere bile dokunmak istiyor. Anlatamıyorum... Sadece çok özlüyorum seni, çok.