"Geriye bakıp çocukluğumu anımsadığımda, nasıl hayatta kalabildiğime hâlâ şaşarım. " diyor Frank Mccourt...
Ne kadar kötü çocukluk geçirebilir ki?
Doğduğu günden beri çalışmayan baba, çocukları için endişelenen bir anneye sahip Frank Mccourt. Babası hiç çalışmaz, zar zor bir iş bulur 1 hafta çalışır, haftalığını alır ( çocuklar artık midelerine yiyecek bir şeyler girecek diye sabahlara kadar bekler, sonunda sızıp kalırlar ) barlara gidip son parasına kadar içki içer...
Ne ile mi beslenirler?
Tüm gün; ince bir dilim kızarmış ekmek ve sadece açık bir çay... Bazen o da olmaz çünkü bu seferde sobayı yakacak kömürleri yoktur. Benim burun kıvırıp yemediğim yumurta`nın hayelini kurarlar... Çikolata tadı bilmezler. İki şeyin tadını iyi bilirler: Çay ve kızarmış ekmek...
Okula gidecekler giyecekleri yoktur... Aslında 7 kardeşlerdi. Ama 3 kardeşi belli aralıklarla art arta ölür. Ne için mi? Tabii ki cevap basit... Zaten Frank da tifo`dan ve gözlerinden akan bir sıvıdan zor günler geçirir.
4 kardeş kalırlar geriye, anne ve baba. Ne mi olur?
Babaları 4 çocuğunu, karısını sefalet içinde bırakır, İngiltere`de çalışmak adıyla yokaçıkar...
Ama dikkat çeken nokta: Mccourt babasına hiç kızmaz, kardeşleri de öyle. Belki de öfkesini okuyucuya geçirmemiştir. Kitapta ki bu cümle tüm hisslerini açıklıyor kimbilir :
" Bize, Tanrı'nın üç ayrı kişinin birleşimi olduğunu öğrettiler. Babamı Tanrı'ya benzetiyorum: Sabahları gazetesini okuyan, akşamlan bizimle oturup hikayeler anlatan ve duasını yapan, bazen de viski kokarak eve gelen ve bize İrlanda uğruna ölmeye hazır olduğumuza dair yemin ettiren üç ayrı kişi sanki. O üçüncü ve kötü haline ben de çok üzülüyorum, ama ona asla sırt çevirermem. Her şeyden önce, birlikte geçirdiğimiz sabah saatleri adına bunu yapamam. Sabahki kişiliğiyle gerçek