Tek Meyve Portakal Değildir. Peki, nedir bu "portakal"?
Puan vermedi·192 syf.·
2026 9. kitabı
Tek meyve portakal değildir. İyi de, nedir bu "portakal"? Jeanette Winterson, kitap için "Bu bir biyografi ve biyografi değil," diyor. Evet, bu bir biyografi. Jeanette'in hayatını görüyoruz. Evet, bu bir biyografi değil. Çünkü kendi hayatımızı da görüyoruz. Belki de, kendimize ait sandığımız tek bir hayat yok. Hepsi, birbirinin kopyası. Bu yüzden bu kadar tanıdığız. Ve bir o kadar da yabancısıyız birbirimizin. Başlığa, "Tek Meyve Portakal Değildir, Peki ya nedir bu "portakal"?" yazdım. Sahiden, bu portakal da ne? Kitabı elime aldığımda, yazarın okuduğum bir önceki kitabında kullandığı 'vişne' aklıma geldi. Bu da öyle bir şey olmalı dedim. Yanıldım. Esasen Jeanette bize, bu sözle birkaç şeyden bahsediyor. Gelin bunlara bakalım. İlki, bir toplumsal eleştiri. Tek tip düşünce ve tek doğru dayatması. Kitapta bunu, toplumu ve toplumun içine yerleşmiş din ideolojisinin savunduğu doğru/yanlış kesinliğini görüyoruz. Katı bir günah dayatması var. Toplumun uygun bulmadığı şeyleri ancak bir günahkar yapar. Günahkarları şeytan kollar. İblisler her yerdedir. Bunun üzerine biraz düşünelim. Tanıdık geldi mi? Kırmızı bir kanepe hayal edip uzanalım hadi ve çocukluğumuza dönelim. Hepimiz, bununla büyüdük. Ebeveynlerimizin gözüne girmek için bildiğimiz tek şeyin doğru olduğuna, o şeyin de ailelerimiz ne derse o olduğuna inandık. Ailemiz, yerini küçük kalabalıklara bıraktı. Bu defa da sorgulamadan ona inandık. Belki de düşünmemek, en güvenli yoldu. Portakal, aynı zamanda bireysel psikolojiyi de vurguluyor. Bir şeye bu kadar bağımlı olmak, takmak, onsuz yarım ve eksik kalmak. Kitapta bunu en iyi yansıtan kişi, Jeanette'in annesi. Kocası ile sevişip çocuk yapmak yerine evlatlık edinecek, cebinde sadece İncil taşıyacak, eşrafı hayatı salt din ile örülü, evine bir günahkar sokunca havası
Tek Meyve Portakal DeğildirJeanette Winterson · Kafka Kitap · 2023827 okunma
rüzgârı kendinden menkul bir uçurtma
7/10
·59 syf.··
2023 4. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 26 Ocak 2023 17:09
Yine üç sene evvel okuduğum, hala daha nasıl oluyor da bu kadar eleştiriye maruz bırakıldığını anlamadığım için yeniden, bu sefer daha derli toplu ve açıklayıcı bir eleştiri yazmak istediğim bir kitapla geldim. Nasıl oluyor da dönüp dolanıp bunu buluyorum ve nasıl oluyor da bu kitabı böylesine savunuyorum anlamıyorsanız size, içinden bir replikle cevap vermeye hazırım: "Fakat Müzeyyen, Bu Derin Bir Tutku." Etkisi hacminden uzun süren yedi bölümden oluşan, kısacık bir kitap. Bakmayın siz böyle bir solukta okunur gibi göründüğüne. Evinizden karakterle çıkmalı, dinlediği şarkıları açmalı, bahsettiklerini aklınızda tutmalı ve oraya buraya bıraktığı ipleri kendi kafanızda birleştirmelisiniz ki kitabı okurken fark edeceğiniz "sokak ağzını" kendi mahallenizin bir köşesinde duyuyor gibi olasınız. Çünkü bu kitap, başınızı kaldırıp da incelemeye zahmet dahi etmeyeceğiniz sokakların; denk geldiğinizde tanıdık hislerle dolup sözlerini pek hatırlamayacağınız o şarkıların küçük ama etkili bir kolajı. Bizden biri canım, tanıdık. Mabel Matiz bir şarkı sözünde "Hatırlayarak yaşamak boynumuzun borcu ama ölürdün unutmasan." diyor. Bu söz, kitaptaki Müzeyyen'in o arada kalmışlığını, gerçeklikle hayal çizgisinde dans edişini, flu görüntüsünü öyle güzel anlatıyor ki. Unutmaktan kaçınan ama hatırlamaktan da çekinen bir adam oluveriyorsunuz. Bir aşk hikayesi değil de varoluş sancıları arasında kaybolan bir kadının izlerini takip ettiğiniz, belki onunla birlikte ayak izlerinizin silinişini izlediğiniz, örneklerine pek denk gelmediğimiz bir akış. ​"Müzeyyen, bazı şeyler vardır, anlatılmaz. Sadece hissedilir. Sen o hissedilenlerin en güzelisin." İsmiyle müsemma derler ya, o işte. Sanki baştan bilir gibi aldığı tüm sözlere karşılık bir "fakat", kendisini pek de görmediğimiz için içimizden
Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutkuİlhami Algör · İletişim Yayıncılık · 201434,8bin okunma
Reklam
Sakın ha avlanmayın!
10/10
·168 syf.··
2026 1. kitabı
Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın ilk ve tek olan polisiye romanı “Kesik Baş”ta dönemin İstanbul’unda matiz olan Nafiz Bey’in kuyuda ki başı bulması ile macera başlıyor.. Kitabın sonu oldukça insana acı veren ve üzüntülü , düşüncelere gark edicidir.Kitap içeriğinde insanların konuşma tarzları, üslupları, evlerindeki hizmetçilerinden tutunda ; İstanbul’un o dönemki yaşantısına kadar hal ve tavırda insanların davranışları kitabın konu aldığı ahlaki problemler arasında. Gürpınar’ın yaptığı tespitler , karakterlerin üzerinden konuşmaları ile bulunduğu dönemin ve günümüzün dünyasında nasıl geçerli tespitler olduğunu ve aslında dünya döndükçe her insani problemlerin hiç bir yere gitmediğini ve başa sardığını , aslında herkesin kendi hikayesini yazdığını , kendi ahlakıyla varolduğunu , hayat kumarında kalbinde cennetini ve cehennemini taşıdığını empati yaptırarak iddia ediyor. Dediğimiz gibi kitap bir matizin bir kuyuya düşmesi ve orada kesik baş bulması ile başlıyor. Remzi ve Seyit efendiler isminde iki tane dönemin polis memuru daha doğrusu zabıtaları bu işin üstüne giderken aslında birbiri içerisine girmiş bir çok hayatın gitgide karmaşıklaşan kalabalığı içerisinde ölü bulunan kesik başın diğer parçalarını arıyorlar.Kitabın sonunda karakterimizin birinin ağzından anlatarak her karakterin istese de istemese de kötülüğe düştüğünü; eline para geçen kişilerin bazen isteyerek kötü olduğunu, geçmeyenlerse para geçmediği için aslında kötülüğü seçtiğini, bir zamanlar iyi olan kişilerin bir süre sonra kötü olabileceği gibi çok kötü olan kişilerin de bir süre sonra iyi olabileceğini yine karakterler üzerinden konuşturarak kitabı bize noktalıyor. Biz aslında kitabı okurken kendi içimizdeki insani dengelerimizi bulmaya çalışıyoruz. Kitabın içerisindeki en çarpıcı cümlelerden
Roman
Kesik BaşHüseyin Rahmi Gürpınar · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025587 okunma
Prozac Toplumu | İnceleme
Puan vermedi·360 syf.··
2025 121. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 16 Aralık 2025 22:30
Kitabı okurken bir noktada “depresyon hırkamı giydim, arada da bir tüttürdüm” dedim; sonra da “ne dertler var ” diye oturup şükrettim. Ruh sağlığı gerçekten çok önemli arkadaşlar. Allah zeval vermesin:) Mabel matiz antidepresan dinleyerek incelememi yazmaya koyuldum: Kabul edelim ki depresif bir milletiz. Şarkılarımızda var, sanata edebiyata bile yansıyor. Tanpınar’ın “Ne içindeyim zamanın ne de büsbütün dışında” dizesi, tam da bizim ruh hâlimizi özetliyor. Gittim TR’de antidepresan kullananların oranına baktım 100 kişiden 6’ sı antidepresan kullanıyormuş. İşin tabii ki şaşırmadığım kısmı da kullananların %70’i de kadın :) Şimdi bana psikayatrlar kızabilir ama ben antidepresanların insanları iyileştirdiğine inanmıyorum. O an ayakta tutar anlık seratonin adrenalini regüle eder ama iyileştirmez. Asıl iyileşme psikoterapi ile olur duygularla yüzleşme ile bastırmama ile olur. Kısa vade için evet önerilir ama uzun vadede “psikoterapi” şart. Velhasıl gelelim kitaba; Bu kitapla, takip ettiğim bir okurun paylaşımı aracılığıyla tanıştım ismi de aşırı dikkatimi çekti. Kısa bir araştırma sonucunda eserin otobiyografik niteliğini fark edince aaa dedim evet bu kitabı okumalıyım… Yazarın hangi psikolojik süreçlerden geçtiği, Prozac’ın duygu durumunu nasıl etkilediği gibi kafamdaki sorularla kitabı okumaya başladım. Ne anlatıyor? Anne babası ayrı olan Elizabeth (Lizzy) adlı genç bir kızın içsel çatışmalarını, duygu durum dalgalanmalarını ve depresif semptomlarından bahsediyor. Ergenlik dönemi bağlamında değerlendirildiğinde, ölüm düşüncesi, kendine zarar verme eğilimleri ve isyankâr davranışlar söz konusu ancak burada dikkat çeken nokta bu uçsal dürtülerin geçici bir ergenlik krizinden ziyade süreklilik arz eden bir varoluşsal boşluk hâline gelmesi… Aslında ergenlikte olduğu
İnceleme
Prozac ToplumuElizabeth Wurtzel · İletişim Yayınları · 2005120 okunma
Aşırı müstehcenlik içerir RTÜK duymasın!!
Puan vermedi·120 syf.··
2025 91. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 19 Eylül 2025 22:00
Mabel Matiz, Perperişan şarkısı için kopan kıyametler üzerine bu kitap güzel denk geldi :)) Lise yıllarından, Mehmet Rauf'u ilk psikolojik roman olan EYLÜL yazarı olarak hepimiz biliriz. Bir Zambağın Hikayesi Edebiyatımızın ilk telif müstehcen/pornografik edebiyat örneğidir. Edebiyatımızın en sıra dışı korsan baskılarından biridir aynı zamanda. 1910 yılında yazar ismi olmadan Osmanlıca olarak basılmıştır. iki baskı yapmış ve o kadar beğenilmiştir ki tükenen baskıları üzerine genç erkekler ve kızlar tarafından kiralanarak okunmuştur. Kitabın el yazısı defterlerde kopyaları türemiştir. Yasaklar insanları kitaba yöneltir. Mehmed Rauf’a 1908 yılında yazdığı eylül romanının hüsrana uğratan düşük satışının ardından hem iyi bir gelir hem de zengin ve güzel bir zevce kazandırmıştır. ( Kitap sayesinde mektuplaştığı kadın eşi olur:)) Bu kitap yüzünden hapse girer ve yıllarını verdiği askerî kurumdan atılır. Kitap başlamadan bitti. 41. Sayfada bitiyor, Osmanlıca metni ise akabinde okuyabilirsiniz. Ben her türlü eseri okurum diyenler için tavsiye ederim. İçindeki müstehcen sayfalar için uyarımı yapayım. Osmanlı payitahtı İstanbul'da 1910 senesinde cinsellik, aşk, benzeri konular nasıl konuşuluyormuş bu açıdan da okunabilir... Kitapla ve sağlıcakla kalın:))
Bir Zambak HikayesiMehmet Rauf · Sel Yayıncılık · 2008311 okunma
Puan vermedi·116 syf.··
2025 25. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 29 Ağustos 2025 21:57
4 bölüm ve 16 hikayeden oluşuyor. Her bölüm başında aynı isimli mabel matiz şarkısının kuplelerine yer vermiş. 2011 de bir albümü varmış oradan. İçindeki hikayeler 3-5 sayfalık ama paramparça edici çoğunun sonu yok ama hissi çok. LGBT+ ve ensest ilişki kısmınları mevcut. Hikayelerde az sözcükle çok şey anlatılmış. Peruk Gibi Hüzünlü
Peruk Gibi HüzünlüYalçın Tosun · Yapı Kredi Yayınları · 20181,116 okunma
Reklam
Reklam