Köpük
Portakal buğusudur yalayan seni beni Kentte başlarken gece horozun terkettiği Bir kadını havlıyor taşıyor o ıssız köpekler ki Kırmızı bir karpuzun ortasından kesilen o köpekler ki Deniz mi dedin ne denizi Ben Kristof Kolomb’un uşağı değilim Ben ırmakçıyım denizci değilim Kulağımda ne bir aşk ne de bir kürek sesi Bir meydan uğultusu barbar bir inşaat sesi Bir kere kente girdin Bir kadını al onu yont yont anne olsun Her kadın acıma anıtı bir anne olsun Çocuklara açılan mavi kırmızı pencere anne Sen bu şehrin sokaklarından geç sonsuz pencerelerle Bir insanı al onu çöz çöz çocuk olsun Ve sonra yıpratılan ne Mavi bir alıkonan Bu köpekler neyi havlıyor hangi kadını Bu horozlar neyi ürperiyor çocukları mı Sabah ki marul ortası kırılan bir gemi direkte Vakit çiçek bozuğu bir akşam tepkisi Bana ayrılan hangi arap atının terkisi Hangi çadır düşüncesi ve çöl Bir mermerin rüzgârdaki savruluşu çöl Kadın giyeceklerinin kıvranışı kızılda Bir kırmızı biber salgını develer Yeter suyun anıtlaşması çelik çiçek biatı… (1964) Sezai Karakoç
Şiir
Под синим небом мечта живёт, Mavi gökyüzünün altında bir hayal yaşar. Где свет любви меня зовёт. Aşkın ışığının beni çağırdığı yerde. В тоске по встрече проходят дни, Kavuşma özlemiyle günler geçip gider. Но в сердце ярко горят огни. Ama kalbimde umut ışıkları parlakça yanar. Как верный друг, небесный простор Gökyüzünün sonsuzluğu sadık bir dost gibi. Хранит надежду среди гор. Dağların arasında umudu korur. И счастье тихо приходит вновь, Ve mutluluk sessizce yeniden gelir. Когда встречаются души и любовь. Ruhlar ve aşk birbirine kavuştuğunda. Пусть голубое небо всегда Bırak mavi gökyüzü her zaman. Соединяет нас сквозь года. Yıllar boyunca bizi birbirimize bağlasın.
Şiir
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
İsmet Özel Mazot Ağlamadan dillerim dolaşmadan yumruğum çözülmeden gecenin karşısında şafaktan utanmayıp utandırmadan aşkı üzerime yüreğimden başka muska takmadan konuşmak istiyorum. Şehre neden esmer ve dölek yüzümle döndüm dağlardan kar vakti tarlaları kımıldatan soluğum niyedir sarmalasın vites dişlilerini defneler, nakışlar yok alnımda neden. Ağlamadan etimin iğneli beşiklerde bıraktığı izlere aldırmadan o mavi korularda ve dibektaşlarında bırakıp sözlerimin kalıntılarını açıkça konuşmak istiyorum. Besbelli ki leşler koruyor şehrin bedenlerini göğsünün kafesinde yalnızca pasak biliyorsun korkutulmuş bir kızın yüreğinden fışkıran beyaz güvercinleri sabahın köründe kalkan tirenlerdeki nefret hergün aynı kalafat yerine çekilmenin nefreti bunları bütün bunları biliyorsun dağlardan dönüyorsun o sağır yamaçlardan çevik bacaklarını getiriyorsun, ne çiçek ne de ninni
Şimdi ben ahlatın başında, Otuz iki yaşımda. Ahlar ağacı gibi. Rengarenk çaputlar bağladım yıllarca dallarıma, Mavi, mor, kırmızı ve yeşil.. Didem Madak
Şiir
Bize Her Mevsim Mustafa Kemal Atatürk
İlkbaharın adını ilk defa kitaplardan öğrendim O sayfalarda başka bir memleket vardı Havanın kokusu bile daha berrak yazıyordu Bir öğretmenin tebessümüyle açılan okullar Tarlalarda başakla aynı ritimde yürüyen insanlar Yoksulluğun bile utangaç durduğu bir vakit Atatürk’ün nefesi hala ülkenin üstünde geziniyor gibi Yaza geldim… Kitaplarda güneşin bile daha aydın yandığını okudum Mavi denizler, geniş yollar, başı dik bir kalabalık Her işte emek, her adımda umut Sanki gökyüzüne bir düzen çizilmiş Ve her çocuk o düzenin altında büyüyormuş Ben bakınca bugünün sokaklarına Yüzlerdeki sahteliği ilk orada fark ettim Sonbahar… Eskiden şairlerin en çok sevdiği mevsimmiş Düşen yapraklar bile bir müjde taşırmış Rüzgar dağıtırmış ama yıkmazmış Dal kırılırmış ama inanç kırılmazmış Ben sayfaları çevirirken anladım Boynu bükük duran bu sonbahar Benim tanıdığım sonbahar değil Atatürk’ü uğurladığımız günden beri Rüzgar bile başka esmeyi öğrenmiş sanki Kışa geldim… O eski kışların fotoğraflarını gördüm
bir çiçek açtığında bir eski avluda diyor ki; çalıda sarı bir çiğdemim ben ve senin çok eski cümlen sen otursan, gitmemiş ki! olsan ben sana bir eski endülüs avlusu istersen serin bir portofino getirsem ya da yedigöllerin yedisini birden bir çiçek açtığında bir eski avluda diyor ki her şey çok eksik ve neredeyse yok gibiyken buldum buluşturdum kendime geldim tek eksik sensin! incecik, çilli bir dille sen de gelsen ben sana kırmızı kiremitli bir çatı begonviller ve bir mavi kapı ve ille amansız bir avlu getirsem dünya soğur, akşam serinlerken, benim sensiz sevinecek bir şeyim yok kılı kırk yardım altını üstüne getirdim ve işte en gümüş cümlem: