Y

Y
@mavibalonn
Puan vermedi·144 syf.··
2024 1. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 25 Mayıs 2024 01:29
"Yüreğinin Götürdüğü Yere Git" daha önce defalarca duyduğum ama basit bir aşk romanı diye düşündüğüm için hiç dikkatimi çekmeyen bir kitaptı. Bir arkadaşım öyle olmadığını, yaşlı bir kadının torununa yazdığı mektuplardan oluşan bir kitap olduğunu söyleyince ilgimi çekti ve okumaya başladım. Başlar başlamaz da zaten etkisine aldı ve çok severek, hiç sıkılmadan okudum. Kitap dediğim gibi 80 yaşındaki bir büyükannenin torununa yazdığı, geçmişin sırlarını, pişmanlıklarını, günahlarını kısaca tüm yaşanmışlıklarını anlattığı mektuplardan oluşuyor. Yazar, yaşlılığı ve zamanın nasıl geçip gittiğini öyle güzel anlatmış ki okurken gerçekten de 80'li yaşlarda bir kadınla konuşuyormuş hissine kapılıyorsunuz.Özellikle bazı yerlerinde anlatılanlar insanın içine işliyor. İnsanın kendi hayatındaki hatalarını, isteyip de yapamadıklarını, gönlünden geçirip de hiç söyleyemediklerini düşündürüp hayatı en baştan sorgulamasına neden oluyor. Yani insanın iç dünyasına yolculuk yaptıran bir kitap denebilir. Kitap üslup bakımından çok başarılı birçok bilgece söz, yorum ve bilgi yer almakta. Neredeyse her cümlesinin altı çizilip üzerine düşünülmesi gerekir. Ergenlik, yaşlılık, aile baskısı gibi durumlar hakkında çok güzel tespitler bulunmakta. Ancak kitapta eşini aldatmanın hiç kötü görülmemesi, utanca sebep olmaması beni biraz rahatsız eden bir detay. Kitabı okurken yaşlandığım zaman pişmanlıklardan çok "iyi ki"lerin olacağı bir ömür sürmenin hayalini kurdum. Ama bunun çok az insana nasip olduğunun da farkındayım maalesef. Henüz gençken bile pişman olduğumuz o kadar şey var ki yaşlandığımız zamanı düşünmek bile korkutucu. Yazarın da dediği gibi yaşam denen yolculukta karşımıza binlerce yol ayrımı çıkıyor ve biz hangisi bizim için daha iyi bilemeden seçim yapıyoruz. Yazara
Edebiyat
Yüreğinin Götürdüğü Yere GitSusanna Tamaro · Can Yayınları · 201319,4bin okunma
Reklam
Puan vermedi·406 syf.··
2021 7. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 20 Temmuz 2021 20:00
Suç ve Ceza ile Kumarbaz kitaplarını okuduktan sonra Dostoyevski hayranlığım tavan yapmıştı. Ama galiba okuduğum ilk kitabı Ezilenler olsaydı bu kadar hayran kalmazdım. Kitap kötü demiyorum ama diğer kitaplarının biraz gerisinde kalmış bana göre. Kitap genelde, toplumda hep aşağılanan ve hor görülen insanların, zengin ve nüfuzlu kişiler tarafından ezilişlerini anlatıyor. Özelde ise karmaşık aşk hikayeleri ve aile ilişkilerine vurgu yapıyor. Konuyu kabaca özetlersek; Vanya fakir bir yazardır. Anne babası ölünce Nikolay Sergeyiç kendisine bakmış ve büyütmüştür. Vanya, Sergeyiç' in kızı Nataşa'ya aşık olmuştur. Nataşa ise kötü kalpli Prens'in oğlu Alyoşa' ya aşıktır. Alyoşa da sözde Nataşa'yı sever ama babasının etkisinde kalınca aşkları çıkmaza girer. Ana olaylar bunun üzerinden ilerlese de Vanya'nın ölümüne şahit olduğu yaşlı bir adamın torunu olan Nelly ile yollarının kesişmesiyle yan olaylar devam eder. Bir kitabı okuduktan sonra şöyle bir 15-20 dakika beni düşündürmüyor, bazı şeyleri sorgulatmıyorsa genelde beğenmemiş oluyorum. Ezilenleri yaklaşık bir iki saattir okudum ve hala düşünmeme neden oluyor. Bir insan gerçekten aklını, mantığını tamamen devre dışı bırakıp birine kör kütük aşık olabilir mi? Hele ki bu kişi gayet aklı başında, zeki, olgun bir kız ve aşık olduğu kişi ise bir çocuktan farksız, bencil, saf, iradesiz, çabucak başkalarının etkisi altında kalan biriyse? Bana sorsalar böyle bir şey mümkün değil derim ama işte Nataşa, tüm olumsuz yönlerine rağmen Alyoşa' ya aşık oluyor. Zaten sırf bu saçma aşk yüzünden kitaba bir türlü odaklanamadım başlarda. Çünkü ben Alyoşa gibi birini asla sevemem diye düşündüğüm için Nataşa'yı bir türlü anlayamıyorum. Neyse galiba kalp ipleri ele alınca akıl ve mantık susup bir köşeye çekiliyor. Çünkü öyle olmasa Vanya da
EzilenlerFyodor Dostoyevski · Karbon Kitaplar · 202023,8bin okunma
Puan vermedi·264 syf.··
2021 4. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 19 Nisan 2021 02:09
İlk defa bir kitaba karşı ne hissettiğimi, ne düşündüğümü tam olarak bilmiyorum. Genelde bir kitabı ya seversiniz ya sevmezsiniz ama bu kitabı ne sevdim diyebiliyorum ne de sevmedim. Ne iyi ki okumuşum diyorum ne de keşke okumasaydım. Neredeyse her sayfasını irkilerek; insan bu kadar da kötü, vahşi ve cahil olamaz diye düşünerek okudum. Gönlüm anlatılanların gerçekten yaşanmış olmamasını dilese de maalesef gerçeklik payı olduğunu da biliyorum. Kitabın konusu tahmin edildiği gibi savaş. İkinci dünya savaşı sırasında, altı yaşında bir çocuk Yahudi olduğu için öldürülmesin diye ailesi tarafından Almanya'dan Polonya'ya gönderilir. Savaş boyunca çocuk onlarca yer değiştirmek, köy köy gezmek zorunda kalır. Gittiği her köyde sarışın ve mavi gözlü insanlar arasında kara saçlı ve kara gözlü olduğu için eziyet görür, dışlanır. Köylüler onun büyücü bir çingene veya Yahudi olduğu için uğursuzluk getirdiğine, ölüm taşıdığına inanırlar. Kapı gıcırdamasından, rüzgar esmesinden bile onu sorumlu tutarlar. Küçük çocuk da zamanla lanetli olduğuna inanır, rüyalarında bile sarı saçlı ve mavi gözlü olduğunu görür. Cahil ve acımasız insanlar arasında ordan oraya savrulur. Kitap roman olsa da gittiği her köy, yanında kaldığı her aile ayrı bir bölüm olarak anlatıldığı için sanki roman değil de farklı farklı öyküler okumuşum gibi hissettim. Hikaye okumayı hiç sevmeyen biri olduğum için kitabın bu yönünü pek sevemedim. Okumadan önce konusunun savaş olduğunu biliyordum ama alışılmışın dışında bir savaş anlatımı var. İnsanların duygularına hitap edip gözyaşlarının akmasına sebep olmaktan ziyade midesinin kaldırmayacağı, aklının alamayacağı olaylara ağırlık verilmiş. Ben savaşın insan psikolojisi üzerindeki etkisini; arkadaşlıkları, aileleri nasıl değiştirdiğini duygusal bir dille anlatan
Boyalı KuşJerzy Kosinski · E Yayınları · 20185,6bin okunma
Puan vermedi·232 syf.··
2021 1. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 15 Ocak 2021 10:11
Tatar Çölü; yalnızlığın, sonsuz umudun kitabı.. Vizelere çalışırken günde 10-20 sayfa okuyup bitmesini hiç istemediğim kitap. Ama her güzel şeyin olduğu gibi kitabın da sonuna geldim. İlk sayfadan son sayfaya kadar öyle güzeldi ki..Uzun zamandır bu kadar güzel bir kitap okumamıştım. Artık en sevdiğim kitaplardan biri Tatar Çölü ve en sevdiğim, hayat hikayesine en üzüldüğüm kahraman ise kesinlikle Giovanni Drogo. Drogo, içim hep buruk hatırlayacağım seni. Seninle birlikte ben de Bastiani Kalesinde o şehirden uzak, birkaç askerin yaşadığı dağlık yerde yaşadım. Ben de her defasında seninle birlikte umut ettim ve her defasında hayal kırıklığı yaşadım. Gençliğinin hiç bitmeyeceği hissine ben de kapıldım ve zamanın nasıl akıp geçtiğini arkamıza bakmaya bile fırsat vermediğini ben de seninle bir kere daha fark ettim. Gerçekten de zaman çok çabuk geçiyor ve Dino Buzzati zaman kavramını, akıl almaz akışını mükemmel bir üslupla işliyor kitapta. Gençken hepimiz önümüzde hep uzun bir zamanın olduğunu her şey için hep erken olduğunu düşünürüz. Ama vakit sandığımızdan da geç olabilir. Zaten zaman kavramını sık sık düşünen biriydim, bu kitapla birlikte iyice farkına vardım ki her şey zamanında güzel. Geç gelen hiçbir şey, hiç kimse vaktindeki kadar güzel ve anlamlı değil. Vaktinde sevmek sevilmek, vaktinde evlenmek, vaktinde anne-baba olmak, vaktinde iş hayatına başlamak... Dino Buzzati' nin zaman konusunu işleyişine hayran kaldım ve hemen araştırmaya başladım. Kendisi de benim gibi hukuk okumuş; bu ayrıntıyı da paylaşmak istedim :) Tatar Çölü okuduğum ilk kitabı ama inşallah son olmayacak. Konuyu kısaca özetlemek gerekirse Drogo 17 yaşlarında ilk görev yeri Bastiani Kalesi olan bir asker. Daha kaleye geldiği ilk günden itibaren şehir hayatından insanlardan uzak bu yerde
1000Kitap
Tatar ÇölüDino Buzzati · İletişim Yayınevi · 201819,8bin okunma
Puan vermedi·167 syf.··
2020 42. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 20 Ekim 2020 13:22
Yazarın Semerkant kitabını okumuş ve çok beğenmiştim. Doğunun Limanları'nı da aynı şekilde hatta belki daha da çok beğenirim sanıyordum. Ama çok fazla beğenemedim. Kurgu güzel ama olayların geçişinin çok oldu bittiye geldiğini düşünüyorum. Daha başlamadan biten olaylar, konular yığını oluştu gözümde. 300 sayfaya yayılabilecek bir kitapken 167 sayfaya yarım yamalak sıkıştırılmış sanki. Mesela İsyan'ın eşinden, kızından ayrı geçirdiği 28 yıl sanki yok sayılmış. Birkaç cümleyle geçiştirilmiş gibi. Ya da ablası, kardeşi çok üstünkörü anlatılmış; halbuki kardeşinin romandaki rolünün büyük olduğu aşikar. Sonunu zaten hiç beğenmedim. Son sayfayı okuduğumun farkına bile varmadan devamı var sandım. En azından güzel bir son ile okuyucuya veda edebilirdi. Kitabın tek iyi yanı çok akıcı, sürükleyici olması. Kesinlikle okurken tek bir sayfasında bile sıkılmadım. Başlar başlamaz içine alan, merak uyandıran bir dili var. Zaten dili böylesine akıcı, duru iken ve konu da gayet güzelken ortaya tam içe sinen bir roman çıkmamış olmasına üzüldüm. Yine de okumak isteyenlere keyifli okumalar.
Doğunun LimanlarıAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 199840,1bin okunma
Reklam