Tarlakuşu- Dezsö Kosztolanyı
36 yaşında bir kız, içine kapanık bir baba ve hiçbir şeyi olmayan anne.
Derin bir üçgen bağlantısıyla kaleme alınmış romanın kuşkusuz en çarbıcı yeri giden kızlarının arkasından üzülen anne babanın 1 haftalık hayatlarına olağan bakmaları ve "çirkin" diye bilinen kızlarının gözlerine bakamamaları.
Kitabı okurken çoğu zaman sıcak bir temmuz günü Antalya sahilindeydim çoğu zaman yalnız kalmış evimin balkonunda.
Sancılı bir süreçte sancılı bir ailenin evlerinde sedirlerine misafir oldum. Uzaktan bir Macar topluluğuna bazen yabancı bazen etnik köken benzerliği ile tanıdıklara rastladım. Babanın kendi içinde yaşadığı buhran kaybolmuş bir geçmişe götürdü beni, itirafı mümkün olmayan baba kız ilişkilerine ve annenin kendi içinde kimsesizliği bir piyano eşliğinde kulaklarımı doldurdu. Kitabı sevdim, kitaplığın en nadide yerine aldım yerleştirdim, içimden nasıl bu kitabı unuturum diye sayıklarken aslında oturduğum o sedirde benimde bir zamanlar tarlakuşu olduğum ve kimsenin gözüme bakmaya cesaret edemediği bir zaman dilimi olduğunu anımsadım. Benzerlikler farklılıkları bile geçiştiriyor. O yüzden bir süre daha tarlakuşuna yakın oturacağım.
17 Ağustos 2025
Sorular sorarız bazen bu sorular karşımızdakinin kafasını şişirecek kadar karmaşık olur cevaplamak istemeyiz. Sofi sorduğu sorularla bazen nokta atışı yaptı bazen o nehirde bizi kayıksız bıraktı. Daha önce detaylıca bir felsefi kitap okumadığım ve felsefi bilgim lise düzeyine hiç geçmediği için kitabı beğendiğini itiraf etmeliyim. Notlar aldım, döndüm kendime sorular sordum. Yapılacak çoğu şeyin aslında yıllar yıllar önce yapıldığını en çok da anlatıldığını gördüm. Sofi sadece bir pencere açtı bana eminim o manzaraya bakan pencere hayli çoktur da. Kafam da kurduğum bazen kendi yargılarımdan çekindiğim bazı soruları Sofi sordu ben sadece o sıralar 3. Tekil kişi oldum Sofi'yi dinledim ama kitabın çoğu yerinde 10 yıl önceki Merve'yle Sofi arkadaş olsun ve ormanın derinliklerinde beraber koştursunlar istedim. Hilde'nin elinde olan bir dünya fikri Merve'yle tanışan Sofi'yi arkadaş etmek istedi, olan bu.
Bunun için Bir Dünya Kitap Grubu'na teşekkür etmek isterim.
Şuan Sofi'yim hem de 10 yıl önceki halimle, biraz izin verin de kimsenin bilmediği soruları sorayım.
Tanrı ne ister? Tanrı iyi olmamızı mı yoksa seçeneklerin çoğundan vazgeçip iyiyi seçmemizi mi? Herkes tek bir şey olsaydı ne olurdu? Bütün bu soruların cevabı Otomatik Portakal’da.
Tekrar geri döneceğim Jean. Seninle elimde sayfalar varken tanışmak daha eğlenceli olacak eminim. Şimdi e kitaptan seninle arada bağlar varken görüşmek bizi tatsız bir ilişkiye sürüklüyor. Tekrar geri döneceğim bu bir son değil.
Cümle Kapısı.
Kapalı bir kapı aslında. Ama mahzenden ışığa doğru açılan bir kapı, gönlümden gönüle akan bir sızı ve dahi bir mavi ışık etrafında döndükçe dönen bir kelebek.
Bıraktığım, ömrümün yarısında da yararlandığım ve en çok yaralandığım cümlelerin etkisiyle vuruldum, alnımın tam ortasından.
Gemilerin geçtiği bir ummandan zindana düştüm. Öyle ki benimle beraber düşenlerin ah' ından korktum ağına yakalandım.
Öyle yüksek sesli bağırdım ki Sevgilim İhanet, diye sayfanın sonundaki İç dökümüyle yıkandım. Bir ninnim eksikti, onu da yine en yakın arkadaşım Nazan fısıldadı kulağıma.
"Kime nasıl anlatayım? "