Sesini duyduğunda ona duyduğu aşk yumruk gibi çarptı suratına. Ne sesti o! Uzaklardan hafifçe gelen müzik gibi veya daha iyisi, gümüş bir çanın mükemmel tondaki billur sesi gibi hoş ve tatlıydı. Hiçbir kadının sesi böyle olamazdı. Göksel bir tarafı vardı, sanki öte alemlerden geliyordu.
Yusuf, Roxy’i kendi kimliğini ve bedenini tamamlayan bir varlık olarak görüyordu. Onu kimseyle kıyaslayamazdı. Daha mı güzel, daha mı çirkin, daha mı hırçın; bu soruların hiçbir anlamı yoktu. İnsanın kendini başkalarıyla kıyaslaması gibiydi.
“Ölümü bile göze almıştım” diye yazıyordu. “Çünkü onsuz yaşayamıyor, nefes alamıyordum. Bu durumda iki yol kalıyordu bana. Ya intihar edip bu azaptan kurtulacak ya da Handan’a kavuşmak için her türlü aşağılanmayı kabul edecektim. İkinci yolu seçtim.”