Dünyanın çatısı olsaydı, çıkar aşagı bakardım
Yüksekten korkmaz, güvenirdim
Eğer yapabilseydim balonları ellerinden kaçmış tüm çocuklara,
Balonlarını geri verirdim…
Gök olduğundan mavi görünürdü
Hatta öylesine ki, adını bilmeseydim yine mavidir derdim…
Aslında, fark olmazdı
Dünyayla benim aramda olduğundan fazla…
Sadece, uzaktan dolayı insanları göremezdim
Kuşları duyabilirdim,
Belki kanatlarına dokunur, uçtukları mevsimlere giderdim
Fakat yine de merak ederdim
İnsanları göremediğim için mi gök daha mavi?
Yoksa derinliğe bu kadar yakın olduğumdan mı?
Kendi kendime soruyorum
Fakat neden bulamıyorum
Dünya’nın çatısı yok
Bilmiyorum.
Bir adımlık mesafe görünse de
önümüzde
Yol uzun,
Yalnızca biz, kendimize karşı oturmuş,
Bazen koşaraktan bazen yorgun varıyoruz,
Bu gidişler nereye bilmeden
Ki zaten öğrenmek de istemezdim hiç.
Neye yarar duvarlarla bakışmak?
Bilecek yaşta değilim henüz,
Belli ki bütün bu yaşlar da bilecek kadar alışmamışlar yaşamaya…
Ellerinden tutuyorum zamanın
Ve o avuçlarımda ıslandıkça,
Ya terden ya yağmurdan kayıyor
Sonrasına varana dek tek kelime etmeden;
Bir adım ileri iki adım geri atıyorum
Fakat ileri attığım ilk adımda
Düşüyorum, paraşütüm yok sırtımda
Bir adımlık mesafe kalmış önümüzde
Yol uzun,
Biraz koşa koşa biraz yorgun varmaktayız,
Bu gidişler nereye bilmeden
Ki zaten öğrenmek de istemezdim hiç
Neye yarar duvarlarla bakışmak?
Bilecek yaşta değilim henüz,
Belli ki bütün bu yaşlar da dahaca alışmamış yaşamaya
Ben küçüğüm dünya büyük.
Ellerinden tuttuğum zaman avuçlarımda ıslandıkça
Ya terden ya yağmurdan kayıyor
Fotoğraflara varana dek tek kelime etmeden.
Bir adım ileri iki adım geri atıyorum
Fakat ileri attığım ilk adımda
Düşüyorum, paraşütüm yok sırtımda