Anlatıcımız Eszter ikinci dünya savaşı öncesinde yoksulluk içinde, sevgisiz ve zorlu bir çocukluk dönemi geçirmiş ödüllü bir tiyatro sanatçısı. Zor zamanlar geçmişte kalsa da hayata ve insanlara karşı olan öfkesi, hıncı hâlâ taze. Geçmişi düşünmekten günün ve konumunun getirilerinin farkına varamıyor, tadını çıkaramıyor. Yaşadığı hayat onu taş kalpli, duygusuz, bencil bir insana dönüştürmüş. Kötü bir kıskançlığa sahip ama ona kızamadım bile, sefalet içinde kendi başının çaresine bakmak zorunda kalan ve yaşayamadığı her an için tüm benliği öfkeyle dolu bir çocuktan nasıl salt iyi bir yetişkin olmasını bekleyebiliriz ki?
Eszter bizimle sohbet eder gibi anlatıyor hayatını. Kitapta bir bütünlük yok konudan konuya zamandan zamana atlanıyor. Bir bakıyoruz çocukluk dönemini anlatıyor bir bakıyoruz günümüzü. Bolca savruk duygu ve düşünce içeren bir iç monolog, kitabın her kelimesine nüfuz etmiş bir hınç var, bu sebeple okumak biraz yorucuydu. Sakin bir zihinle okunması gerekiyor.Hayli farklı ve zor bir okuma oldu, Eszter anlaşması, anlaması zor bir karakter, anca yüksek bir empati ile bu dünyada sadece siyah ve beyazın olmadığını kabul ederek okursak anlaşabiliriz. Eszter’i uzun süre aklımdan çıkarabileceğimi sanmıyorum.
Yavru CeylanMagda Szabo
“Acaba okullarda neden, “hiçbir iyilik karşılıksız kalmaz,” diye öğretiler ki? İnsan bunu ciddiye alıyor, yerine getiriyor, ümit ediyor ama sonra eline hiçbir şey geçmiyor.”
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
“Acaba okullarda neden, “hiçbir iyilik karşılıksız kalmaz,” diye öğretiler ki? İnsan bunu ciddiye alıyor, yerine getiriyor, ümit ediyor ama sonra eline hiçbir şey geçmiyor.”
“İşler rayından çıkınca bir tımarhanede yaşadığını haykırır ve sonra kendini odaya kapatırdın; ama sen görmesen de o tımarhane, kapının diğer tarafında var olmaya devam ederdi.”