Hikâyemizde devesini kaybeden bir adam var. Bu adam devesini ararken yüksek düzeyde anlayış yeteneğine sahip üç dervişe rast gelmiş. Üç müdrik diyelim onlara. “Devemi kaybettim.” demiş, dervişlere; “Onu siz gördünüz mü?” Dervişlerin ilki “Bir gözü kör müydü devenin?” diye sormuş. Adam sevinçle “Evet!” diyerek cevaplamış bu soruyu. İkinci dervişin “Ön dişlerinden biri eksik miydi?” sorusu karşısında devesini kaybeden adam heyecanlanarak “Evet, evet!” demiş. Dervişlerden üçüncüsü “Bir ayağı topal mıydı?” diye sorar sormaz adam “Evet, evet!” cevabını yapıştırmış. “O halde” diye konuşmuş dervişler, “sen deveni bizim geçtiğimiz güzergâh üzerinde arasan iyi edersin, onu bu yolda bulma ümidi vardır.” Kayıp devesinin peşine düşen adam bu üç dervişin kendi devesini görmüş olduklarına kanaat getirmiş ve alelacele dervişlerin geldiği istikamete koşturmuş.
Bulamamış adam aradığı yerlerde devesini ve ne yapması gerektiğini yine dervişlerden öğrenmek isteğiyle bu kez dervişlerin peşi sıra gitmiş. Anlayış sahibi üç ermişi akşamüzeri bir istirahat menzilinde eliyle koymuş gibi bulmuş. Yine sorular karşısında kalmış adam: “Devenin bir yanında bal, öte yanında mısır mı yüklüydü?” demiş birincisi, adam “Evet.” demiş. “Hamile bir kadın mı biniyor senin devene?” demiş ikincisi, yine “Evet.” demiş adam. “Biz senin devenin nerede olduğunu bilmiyoruz.” Demiş üçüncü derviş. Bunun üzerine deveci bu üç kişinin kaybettiği deveyi çaldıklarına kanaat getirmiş ve onları kadı karşısına çıkarıp başından geçenleri anlatarak üç dervişi hırsızlıkla suçlamış. Kadı, devecinin ifadesini yerinde bularak üç ermişi deveyi gasp etme suçundan hapse atmış.
Kısa bir süre sonra adam devesini arazide başıboş dolaşırken bulmuş ve dervişlerin salıverilmelerini temin maksadıyla mahkemeye başvurmuş. Daha önce
Nice bir besleyesin bu kadd ile kameti,
Düştün dünya zevkine, unuttun kıyameti.
Topraktan yaratıldın, yine topraktır yerin,
Toprak olan kişiler n'ider bu alameti.
Uslu değil delidir yüce saraylar yapan,
Akıbet viran olur cümlenin imareti.
Dürüş kazan, ye, yedir, bir gönül ele getir,
Yüz Kabe'den yeğrektir, bir gönül ziyareti.
Kerametim var diyen, halka salusluk satan,
Nefsin Müslüman etsin var ise kerameti.
Nefsi Müslüman eden Hak yola doğru giden,
Yarın ona olacak Muhammed şefaati.
Yüz bin peygamber gele hiç şefaat olmaya,
Vay eğer olmaz ise Allah'ın inayeti.
Yunus şimdi sen dahi, gerçeklerden olagör,
Gerçek erenler imiş cümlenin ziyareti.
Dilsizler haberini kulaksız dinleyesi
Dilsiz kulaksız sözün can gerek anlayası
Dinlemeden anladık, anlamadan eyledik
Gerçek erin bu yolda yokluktur sermayesi
Ne kadar garip bir şiiri, üstat dünyaya nereden bakmış böyle?
FOTOĞRAF
Dört kişi parkta çektirmişiz,
Ben, Orhan, Oktay, bir de Şinasi...
Anlaşılan sonbahar
Kimimiz paltolu, kimimiz ceketli
Yapraksız arkamızdaki ağaçlar...
Babası daha ölmemiş Oktay'ın,
Ben bıyıksızım,
Orhan, Süleyman efendiyi tanımamış.
Ama ben hiç böyle mahzun olmadım;
Ölümü hatırlatan ne var bu resimde?
Oysa hayattayız hepimiz.
Hava kararıyordu. Köşeden bir genç kızla bir genç adam göründü kolkola. Delikanlı bir şeyler anlatıyordu, genç kız da başını sallıyordu. «Bana kalırsa filim biraz karışıktı,» dedi genç adam. «Bazı yerini anlamadım.» «Canım,» dedi kız, «Sonunda çocuk ölüyor işte.» «Aptal,» dedi delikanlı “O kadarını biz de anladık.»