Tomasello ve ekibi, Almanya'daki Max Planck Evrimsel Antropoloji Enstitüsü'nde yürüttükleri yaratıcı deneylerle ortak dikkatin insana özgü karakterini gözle görülür hale getirdiler. Klasik deneylerden birinde araştırmacı, bir yaşındaki bir bebekle ve bir şempanzeyle ayrı ayrı oturur. Odanın iki ucunda iki kova vardır, kovaların birinin altına bir ödül saklanır: bebek için bir oyuncak, şempanze için yiyecek. Ardından araştırmaa ödülün bulunduğu kovayı parmağıyla işaret eder. Sonuçlar çarpıcıdır. Bebekler neredeyse istisnasız biçimde işaret edilen kovaya yönelir. Şempanzeler ise bu işareti anlamakta zorlanır; parmağın kendisine odaklanabilir, rastgele bir seçim yapabilir durumdadır. En yakın genetik akrabamızla aramızdaki fark, bu kadar “küçük” bir jestin içine sığar. Tomasello bu ayrımın merkezine “ortak niyet” (shared intentionality) okuma becerisini yerleştirir. Bebek, araştırmacının ona “yardım etme” niyetinde olduğunu, işaretin işbirlikçi bir davet taşıdığını sezebilir. Şempanze dünyayı daha rekabetçi bir gözlükle okur; böyle bir yardımlaşma niyetini varsaymak onun için daha az olasıdır. Aynı hareket, iki farklı zihinsel ekolojide iki farklı anlama bürünür.
1000Kitap
FİZİĞİ YIKAN KUANTUM FİZİĞİ ve MARKSİZM...
(...) İlk zamanlar fizik sahasında her şey harika gitmişti. Newton’un tabiatı “belirlemeye” yönelik izâhatları ve 19’uncu asırda bu alanda kaydedilen diğer gelişmeler, dine ve geleneğe dünyayı cehennem etmeye yetmişti. Darwin tam bu sırada o ünlü tekâmül nazariyesini ortaya atmış, insanın yaratılmadığını, daha ilkel canlılardan ve nihayet maymundan tekamül yoluyla husûle geldiğini söylemişti. Bu gelişmelerden hareket eden Marx ve Engels, “tarihin diyalektiği”ni açıklamışlar, bütün Peygamberlerin getirdiğinden sözüm ona daha üstün olan bu kutsal bilgiyi insanlığa ilk defa öğretmişler, böylece tarih ve tabiat alanında bir Yaratıcı’ya ihtiyaç olmadığı bir kere daha belli olmuştu. Onların ardından Nietzsche geldi ve belki de hepsinden daha gür bir sesle “Tanrı öldü!” diye haykırdı ve halefi Freud, din ve ahlâk denen “takıntı”ların insanoğlunun hangi ruh hastalığından ileri geldiğini açıkladı. Fakat henüz Nietzsche ve Freud ölmeden, Nietzsche’nin aklına vedâ edip nebatî bir hayata mahkûm olduğu yıllarda, fizikte Max Planck, ilk bakışta fazla mühim görünmeyen yeni fikirler ileri sürdü. Kısa zaman sonunda bu fikirlerin “kuantum fiziği” adında yepyeni bir fizik yönelişinin tohumları olduğu ve bu alanda o güne kadar bilindiği sanılan her şeyi yere çalma kudreti taşıdığı anlaşıldı. **Kuantum fiziği, alışılmış fizik kanunlarını altüst ediyor, ilmin kibrini yine ilimle kırıyordu. Bu yeni fizik, “ışığın incelenmesi”nden doğmuştu: Işığın parçacık özelliği mi, yoksa dalga özelliği mi taşıdığı şeklindeki eski suale, “duruma göre değişir, bazen parçacık özelliği taşır, bazen dalga özelliği; aslolan madde değil, maddeye bakan insandır” cevabını veriyordu. Yâni eski fiziğin sebeb–netice ilişkisine dayanan determinist (muayyeniyetçi) kurallarını hiçe sayarak, fizikte
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Nisan 1997, Remzi Vatansever imzasıyla ), -Yağmurcu- Çerçevesinde İlmin Dine Tasallutunun Hikâyesi. Fiziğin Hikâyesi.
Akademya Yazıları
Reklam
Max Planck;
Yeni bir bilimsel gerçek,muhalifleri ikna ederek ve ışığı görmelerini sağlayarak zafer kazanmaz, aksine muhalifleri er ya da geç ölür ve ona aşina olan yeni bir nesil yetişir.
Sayfa 40·Kitabı okuyor
Bilim, doğanın en son gizemlerini çözemez. Çünkü biz de doğanın, yani çözmek istediğimiz gizemin bir parçasıyız. Max Planck
Sayfa 59 - Koridor·Kitabı okudu
Bilim, doğanın en son gizemlerini çözemez. Çünkü biz de doğanın yani çözmek istediğimiz gizemin bir parçasıyız. (Max Planck)
Sayfa 59 - Koridor Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
"Nereden geldim, nereye gidiyorum? Bu derin ve önemli soru hepimiz için geçerli. Ve bilimin buna verecek bir cevabı yok." Max Planck
1000Kitap
Reklam
Reklam