“Günlük yaşam, aslında iki ayrı yaşamdan oluşmaktadır: Zaman içinde sürdürülen yaşam ve değerlere göre sürdürülen yaşam. İnsan davranışları bu iki tür yaşama da bağlı kalır. ‘Kızı ancak beş dakika gördüm, ama değdi doğrusu’ sözü, bir tek tümce içinde her iki türe bağlılığı birden dile getiriyor. İşte öykünün yaptığı şey, zaman içinde geçen yaşamı anlatmaktır. Romanın bütününün yaptığı ise, eğer iyi bir romansa, değerlere göre sürülen yaşamı da kapsamına almaktır.” (s.66)
“Dostoyevski'de kişiler ve durumlar her zaman kendi boyutlarını aşan anlamlara gelir, sonsuzluğa yönelirler. Bireysel niteliklerini yitirmeden genişleyerek sonsuzluğu kucaklar, onun da kendilerine kucak açması için çağrıda bulunurlar. Siena'lı St. Catherine'in şu sözünü onlara da uygulayabiliriz: ‘Nasıl ki balık denizin, deniz balığın içindeyse; Tanrı ruhun, ruh da Tanrının içindedir.’ Dostoyevski'nin yazdığı her tümce böyle bir genişleme duygusu yaratır; bu duygu yazarın romanlarının en belirgin yönüdür. Dostoyevski bildiğimiz anlamda büyük bir romancıdır.”
“Meraklı okuyucu, romanda önüne yeni olgular çıktıkça bunlara bir göz gezdirip geçer; oysa akıllı okuyucu bunları zihninde algılar; her yeni olguyu hem ayrı olarak kendi içinde, hem de önceki sayfalarda okumuş olduğu olgularla ilişkilendirir.”